ajanskamu @ gmail.com

Aile Bakanımız, Türkiye’nin en büyük gazetesinde yayınlanan ve gayri ahlaki ilişkileri olumlu bulan röportaj üzerine çıkıp; “Türk aile yapısında, tarihi ve kültürel kodlarımızda, medeniyetimizde, örf ve adetlerimizde böyle ahlaksız ilişkilere yer yoktur” türünden geleneksel aile yapımızı kollayıcı bir açıklama yayınladı mı? Yayınladıysa teşekkür ederiz.

 

Aksi takdirde Sabetay mensupları arasında normal kabul edilen bu tür ahlaksızlıkları topluma empoze etmeye çalışmak ileride ciddi sıkıntılara yol açabilir.

 

Peki, bu gayri ahlaki ilişki biçimini gayet rahat bir şekilde kamuoyuna takdim eden şahsa ve ilgili gazeteye yönelik sivil toplum örgütlerinden, sosyal medyadan, yazarlarımızdan veyahut kadın derneklerinden vs. bir tepki geldi mi? Ne yani, Hürriyet Gazetesi, Aydın Doğan’ın elindeyken mi eleştirilmeyi hak ediyordu?

 

Toplumlar, doğrudan aileyi hedef alan küresel çapta büyük bir projenin tehdidi altında. Bakınız, 2013 yılında Norveç Tıbbi Doğum Kayıt Kurumunun yaptığı bir araştırmaya göre; yılda 2 bin 500 çocuk biyolojik (gerçek) babasının kim olduğundan habersiz doğuyor.

 

Babasından habersiz yetişen çocuklar, diğer çocuklara oranla daha hızlı bir şekilde psikolojik rahatsızlıklara ve yasa dışı olaylara karışıyor. Ayrıca bu tür çocuklar gerçeği öğrendikten sonra da büyük dram/tıravma yaşıyor.

 

Bir ara Norveç televizyonunda, ''Benim gerçek babam kim?'' isminde bir program dahi düzenlenmişti. Amerika'da neredeyse her yıl ortalama olarak dünyaya gelen 4 milyon 100 bin çocuktan 570 bininin kimliğinde baba ismi bulunmuyor. Amerika Birleşik Devletleri Nüfus Bürosunun kayıtlarına göre ülkede 24 milyon çocuk babasız büyüyor.

 

İngiltere’de ise yılda 20 binden fazla çocuk babasının kim olduğundan habersiz büyüyor. Amerikalı Uzman David Blankenhorn içinde bulundukları bu hazin durumu şöyle özetliyor. “Babasız aile isteniyor. Oysa babasızlık bu neslin en zararlı demografik eğilimidir. Bu bir felakettir. Böyle devam ederse babasızlık muhtemelen toplumumuzun şeklini değiştirecektir.”

 

Blankkenhorn endişesinde haklı. Çünkü istenen tam olarak bu. Toplumun ahlaki kodlarıyla oynayıp, ailesiz toplum projesini hayata sokmak istiyorlar.

 

Başlangıçtaki biyolojik katılımı dışında babanın artık çok az rolü var ve bu rolü, yasalarla gün geçtikçe azalıyor.

 

Artık üç anneli, iki anneli bir babalı çocukların doğumlarına tanıklık ediyoruz. Batı’da da ailenin iki anne, iki baba ve çocuklardan da oluşabileceğini dillendiren görüşler yaygınlaştı ve bazı ülkeler, yasalarını bu görüşe uygun olarak değiştirmeye başladı. Örneğin Federal Anayasa Mahkemesi eşcinsel birlikteliklere de evlatlık edinme hakkını tanıdı.

 

Avrupalılar, Yunanlılar ile Romalıların bile eşcinselliği ahlaki bir sorun olarak değil, bir tercih meselesi olarak görmelerinden bahsediyor. Ve bunun bir özgürlük ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade ederek yasalarını değiştiriyorlar. Biz de değiştiriyoruz.

 

Amaç, her türlü ahlaki sınırdan arındırılmış tek başına yaşayan özgür birey/cikler yığını. Daha evvel bu köşede ailesiz toplum projesinden bahsetmiştim. Ailesiz toplumun temellerini atmak için de evvela aileyi ayakta tutan baba rolünü mümkün mertebe tırpanlamaya çalışıyorlar.

 

 

Toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında totaliter feminist görüşlerin ekseninde yürütülen Gender Mainstreaming Projesi, gittikçe toplumda normalleştirilmeye çalışılıyor. Oysa Türk aile yapısını hedef alan çok önemli bir projenin tehdidi altındayız.

 

Bu bakımdan acilen yeni neslin psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen kitle iletişim araçlarını bilinçli ve duyarlı kullanması yönünde adımlar atılmalıdır.  En önemlisi de aile değerlerine saygılı ve aile birliğini özendirici yayınlar yapılmalıdır.

 

Çocuğun, ailenin benimsediği değerler doğrultusunda yetiştirilmesinin önü açılmalıdır. Türkiye’de seçim meydanlarında aile değerlerini yücelten siyasi partiler nedense çocuğun eğitimi söz konusu olduğunda “Çocuk ailenin değil devletindir” mantığıyla yaklaşıyorlar ve eğitimi bu çerçevede dizayn ediyorlar. Sanırım bizler önce “Ailesiz eğitim zihniyetimizi” sorgulamalıyız.

 

Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde, yeni üreme biçimleriyle babasız ailelerin planlandığı, geleneksel aile yapılarının darmadağın edileceği bambaşka bir toplumsal yapıya doğru kaydırılıyoruz. Bu vetirede bir kere ayağınız kaydı mı bunun geri dönüşü yoktur.