ajanskamu @ gmail.com

Yazacaklarım için Çin Büyükelçiliği’nin resmî Twitter hesabından Sayın Büyükelçiye bazı sorular ilettim ama bir cevap alamadım.
Önce bir durum tespiti yapalım.
*2019 yılının 20 Aralık günü Çin'in Hubei eyaletine bağlı Vuhan şehrinde hastaneye başvuran pnömoni (zatürre) vakalarında bir kümelenme olduğu fark edildi. İlk vakalar, Vuhan'daki bir hayvan pazarı ile ilişkiliydi ve bu pazarda balık satıcısı olan 49 yaşında bir kadındı. Öksürük, nefes darlığı ve göğüste sıkışma belirtileri gösteriyordu. İkinci hasta, hayvan pazarından sıklıkla alışveriş yapan 61 yaşında bir erkekti.
*İlk vakalar yeni tip koronavirüse işaret ediyordu ve Doktor Li Venliang bunu meslektaşlarına, hastalığın SARS’a benzediğini belirterek duyurdu. Ancak yönetim tarafından sert biçimde uyarılarak susturuldu. Li Vengliang ne yazık ki bir hastasından kaptığı virüs nedeniyle hayatını kaybetti.
*1 Ocak 2020’de hastalığın çıkış noktası kabul edilen hayvan pazarı kapatıldı.
*Hasta sayıları giderek arttı, haberler dünyaya yayıldı. Virüsün adı  2019’da tespit edildiği belli olsun diye COVID-19 olarak tanımlandı.
*Sonunda 23 Ocak 2020 tarihinde, yani virüsün hastalarla birlikte tespit edildiği tarihten bir ay sonra, başkent Vuhan dâhil tüm Hubei eyaletinde karantina ilan edildi.
*27 Ocak 2020 tarihi itibarıyla başkent Pekin’de koronavirüsten etkilenenlerin sayısı 80’e ulaştığı kaydedildi.
*Hubei eyaleti dışında hiçbir eyalette karantina ilan edilmedi.
 
VE BİR GÜN ÖNCEKİ HABER
 
Çin'de ortaya çıkarak dünyaya yayılan salgında, ilk kez ülke içi kaynaklı yeni tip Covid-19 tespit edilmediği bildirildi.
Şinhua ajansının haberine göre, görülen 34 yeni Covid-19 vakası da yurt dışı kaynaklı. Pekin'de 21, Şanghay'da 2, Guangdong'da 9, Heylongciang ve Cıciang eyaletlerinde de birer kişide Kovid-19 tespit edildi ve hepsi de ithal vaka. Bu “ithal vaka” sayısı da 189’a çıkmış burada.
Çin’de vaka sayısı yok, olanlar da İTHAL VAKA öyle mi?
Tamam, Hubei eyaleti karantinadayken çok başarılı oldular, birkaç günde hastaneler yaptılar, sıkı kurallar uyguladılar da yine de tuhaf değil mi bu?
Şimdi tüm Çin’den değil, yalnızca sınır komşularından söz edeceğim.
Başkent Vuhan’ın bağlı olduğu Hubei eyaleti 57 milyon nüfuslu.
Komşularından Hunan eyaletinin nüfusu 57 milyon.
Jiangxi-44 milyon.
Henan-100 milyon.
Chongqig-29 milyon.
Anhui-59 milyon.
Toplam 392 milyon nüfus.
 
KORONAVİRÜSLÜ VAKALAR ÇİN’DE HİÇ SEYAHAT ETMEDİ Mİ?
 
Virüsün yayılmaya başladığı tarihle karantina arasında neredeyse üç ay geçmiş,
Çin’in tamamını bıraktık Hubei ve yakın komşuları arasında tek bir trafik yok ama dünyanın tüm ülkelerine bu Çin vatandaşları ayak basmadık yer bırakmamışlar. Bu durum başta İtalya ve İspanya olmak üzere Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’eki virüs vakalarıyla kendilerini gösteriyor. Hepsi de Çinlilerin yoğun olduğu bölgelerde başlıyor.
Vuhan’dan tek bir Çinli bile örneğin 839 kilometre uzaklıktaki Şanghay kentine gidemez mi? Dünyanın finans ve endüstri merkezi olan 20 milyon nüfuslu kente? Uçakla 1 saat 25 dakika.
Ve dün itibariyle Şanghay’da iki vaka görülmüş ve ikisi de yurtdışı kaynaklı öyle mi?
Hadi canım sen de...
Şimdi bir sürü teori var tabii. Bunlardan bazılarını biz de dillendiriyoruz. Misal Çin iş birlikçisi ve Trump karşıtı Küresel Sermaye’nin dünyayı dize getirme operasyonu diyenlerin sayısı hiç de az değil.
Acaba Trump kendi küresel çetesine diş geçiremediği için mi bilmem, diğer ortak olarak gördüğü Çin’e sataşıp koronavirüsün adını ÇİN VİRÜSÜ olarak tanımlıyor?
Üzerinde düşünmeli.
 
 
Tarım sektöründen mektup var
 
Biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir  “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketi açıkladı. Ancak içinde tarım kesimini kapsayan destekler yok.
Çiftçiler ve tarımla uğraşanlardan birkaç mesaj aldım.
Hepsi de şunu söylüyor:
Destek paketi iyi güzel de insanlar bu dönemde yeni araba ya da mobilya alma ihtiyacını erteler, kafeteryalara ve tatile gitmeyi erteler, evde oturur. Zaten önerilen de bu.
Ama nohut, mercimek, domates, biber, patates ihtiyacı ertelenebilir mi?
Çiftçiler “Eğer önümüzdeki bir ay dikim yapmazsak gelecek yıl tarımsal ürünlerde sıkıntı olur. Çiftçiye yönelik de acil bir paket açıklanmalı. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin borçları ertelenmeli, borcu olanların yeni kefaletle ve teminatla kredi limitleri yükseltilmeli, faiz oranları düşürülmeli” diyor.
Bu arada tabii şu anda gübre, ilaç, makine ekipman, sulama malzemeleri ile ilgili vadeli satışlar bitti ve hepsi nakite döndü. Çiftçi alamıyor. Bu birkaç ay sonrasında üretim miktarlarına da yansıyabilir.
Konuştuklarım ilaç, gübre, sulama malzemeleri firmalarının artık çek kabul etmediğini ve vadeli satış yapmadığını belirtip sıkıntılı durumlarına işaret ediyorlar.
Özellikle dün “Gıda konusunda hiçbir sıkıntımız yok” diye açıklama yapan Tarım ve Orman bakanı Bekir Pakdemirli’ye çiftçilerin bu dileklerini buradan iletmiş olayım.
Tabii bu hassas dönemde öncelikli ihtiyacın yiyecek gibi temel ihtiyaçlar olduğunun altını çizerek.
 
Doğduğun ülke kaderindir
 
Geçen hafta salı gününü çarşambaya bağlayan gecenin nihayetinde verilen süre dolmuştu ve yurt dışından toplam 2807 Türk ülkelerine geri döndü.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti THY uçaklarını seferber ederek hepsini özel olarak getirtti ve hazırladıkları öğrenci yurtlarında 14 günlük karantinaya aldı.
Ama kendi imkânlarıyla daha erken davranıp o tarihe kadar yaklaşık 300 bin kişi daha ülkelerine dönmüştü.
Hepsinin ortak düşüncesi tekti.
Bu zorlu süreçte ne kadar “entegre” olsalar da hâlâ yabancı ve üstelik yapayalnız olduklarını bir kez daha idrak edip, aileleriyle, dostlarıyla birlikte olmak istediler.
Oysa “Bu ülkede yaşanmaz artık” diyerek Batı’da yaşamayı tercih etmişlerdi.
Ama döndüler çünkü Türkiye’de hayatta kalabileceklerine inandılar.
Ne acı bir çelişki.
İnsanın doğduğu ülke aslında kaderi oluyor.
Tahmin ettiniz, “Doğduğun ev kaderindir” adlı diziden esinlendim bu başlık için. Öyle güzel bir insanlık hâlinin tarifi ki dayanamayıp kullandım.
Çıktığı mahalleye, küçükken verildiği bir ailede el bebek gül bebek büyütülüp sınıf atlamasına rağmen geri dönen ve orada kendini rahat, ait hisseden bir kimlik var dizide. O yüzden de çok sevilerek izleniyor bu dizi, epey ağlak olmasına rağmen.
17 Mart sabaha karşı getirilen vatandaşlarımızdan biri “Devletimizin gücünü bir kez de daha anladık” diyerek konuşmasını sosyal medyadan paylaşıyordu.
Ama Batı hayranı züppe bir kadın kendisini uçakla getiren devletine çemkirerek otobüslere binmek için 10 dakika beklemesine isyan edip, çektiği video ile saydırıyordu. Parmağıyla gelen uçakları gösteriyor, otobüsleri işaret ediyor sonra da şirret üslubuyla konuşarak “Daha ne kadar bekleyeceğiz, beceriksizler” diye ünlüyordu. Alçaklığın kitabını yazmışlardı ve bunlara ne yapsan faydasızdı.
Bu arada Dünya Sağlık Örgütü DSÖ’nün (WHO) yayınladığı raporların da ne denli dandik, asparagas olduğu yaşadığımız son durumla iyice kanıtlandı. Kuruluşun SAĞLIKTA VERİMLİLİK adı altında 2000 yılı ve sonrasında yayınladığı listelerde İtalya, Fransa ve İspanya ilk sıraları paylaşıyor iyi mi? Türkiye ise Mısır ve Senegal’in altında.
Şimdi bu ülkelerin içine düştükleri acizliğe bakın ve bu listelerdeki Türkiye’nin yerinin neresi olduğuna siz karar verin.
İtalyan Başbakan Giuseppe Conte önceki gün "Salgının kontrolünü kaybettik, fiziksel ve zihinsel olarak öldük, artık ne yapacağımızı bilmiyoruz” diye ağlıyordu.
Londra’da yağmalamalar başladı. Fransa ve Almanya’nın eli kulağında.
Son olarak.
Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca, CHP’deki tüm çapsızlara cevap olarak açıkladı:
Hastanelerimizde 25 bin 670 yoğun bakım ünitesi var
Şimdiye dek 10 bin test yapıldı.
Yerli olarak Tanı Kiti geliştirildi ve çok yakında günlük 10-15 bin test yapabilecek hâle getirilecek.
Şu anda 115 bin Tarama Kiti var ve bu ihtiyaç olduğunda iki milyona çıkabilir
Bakanı dinleyin gerisine inanmayın.