ajanskamu @ gmail.com

Abdullah Gül ile Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı açıklamaları gören bazı okurlar, "Bu iki isim neden bu tür açıklamalar yapıyor" diye merak ediyor. 
Çok uzatmadan anlatayım:
İki gün önce yabancı basına konuşan ama adını açıklamayan bir AK Partili, "Erdoğan'ı gönderme zamanı geldi. Onu ve ailesini sessizce ve zarar görmeden göndermenin yolları aranıyor" diye demeç verdi.
Bu sözlerin ne anlama geldiğini merak edenleri, geçtiğimiz 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerine götürmek istiyorum.
Hatırlarsanız o tarihte CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, "Avrupalı liderler Cumhurbaşkanı seçilmem hâlinde Erdoğan'ı yargılayıp yargılamayacağımı sordu" diye ağzından bir söz kaçırmıştı.
Ancak bu yargılama meselesinin bir evveliyatı vardı.
Muharrem İnce aday gösterilmeden önce Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül'e ittifakın Cumhurbaşkanı adayı olması için teklif götürmüştü bildiğiniz üzere...
Bu yargılama meselesi o görüşmede de konuşuldu.
Sağlam bir kaynaktan edindiğim bilgiye göre Abdullah Gül o görüşmede, Erdoğan'a ve ailesine dokunulmaması şartıyla aday olabileceğini dile getirdi.
Ancak bu mesele karara bağlanmadı zira Meral Akşener, Gül'ün adaylığını veto etti ve konu kapandı.
Peki Gül, Davutoğlu ve yanlarında yer alan AK Partililer şimdi neden yeni parti işleriyle uğraşıyor ya da AK Parti ve Erdoğan'ın aldığı her karara muhalefet ediyor?
Cevabı çok basit!
Erdoğan'la birlikte yargılanma korkusu!
Yarın bir gün olur da Erdoğan koltuktan indirildiğinde, onunla birlikte hareket eden grup olarak görünmemek için. "Biz zaten onun politikalarına karşı olduğumuz için ayrıldık ve parti kurduk" diye savunma yapabilmek için...
"Bakın biz kurduğumuz parti sayesinde onun gücünü kırdık ve iktidardan indirdik" diyebilmek için yapılıyor bütün yapılanlar...
Başka bir amaç yok

 
           Yandaşlık ve döneklik
 

AK Parti ve Erdoğan'dan ölesiye nefret eden tayfanın bir demokrasi anlayışı var ki sormayın.
Ne yazarsan yaz, onlara göre "Yandaş ve yalaka olmaktan" öteye gidemiyorsun. Hele bir de, "Sen gazetecisin, tarafsız ol tarafsız" demeleri yok mu?
Ölüyorum!
"Ben PKK'nın yerinde olsam ramazan ayında saldırırım" diyerek terör örgütüne akıl veren, can almaları için yol yordam gösteren emin Çölaşan'a söyleyecek bir sözleri yok.
AK Parti seçmenini, "Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam" diye aşağılamaya çalışan, Atatürk kitapları üzerinden vurgun yapan tüccar yazar Yılmaz Özdil'e toz kondurmazlar.
AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan'dan başlayarak AK Parti'ye oy veren herkese hemen her gün hakaret eden Bekir Coşkun'a neredeyse tapacaklar!
Haber sunduğu Fox TV'de PKK'lı teröristlere "Şehit" diyen, "PKK'ya teşekkür etmeliyiz" diyen, AK Parti aleyhinde yalan ve uydurma haberler yaparken suçüstü yakalanan ama mesele Ekrem İmamoğlu olunca yıkayıp yağlamaktan geri durmayan Fatih Portakal onlara göre tarafsızların şahı!..
Bakın bir örnek vereyim!
Korkusuz isimli bir gazetede yazan Can Ataklı isminde bir yazar var. Adam gazeteciyken önce gitti CHP'den İstanbul aday adayı oldu. Başaramayınca bu kez DSP'ye gidip Beşiktaş Belediye Başkan adayı oldu. 
Adam bir gün HDP'yi, bir diğer gün İyi Parti'yi yağlayıp ballıyor. Ve bu adam günlük yazılarının tamamında bizim gibiler için "Yandaş yalaka takımı" diyor.
Onlar "çoklu taraftar" olunca sıkıntı yok. Onlar buzdolabı magneti gibi buldukları buzdolabına yapışınca sorun yok.
Ama biz Erdoğan'ı savununca taraflı, yandaş ve yalaka oluyoruz işte!
Onlar Erdoğan'a, AK Parti'ye ve AK Parti'ye oy veren herkese istedikleri gibi tehdit savurabilir, istedikleri gibi küfredebilir. Çünkü bu durum onlara göre demokratik özgürlüktür.
Ama biz onlara en ufak bir eleştiri yöneltince, anında "Saray'ın tetikçi kalemi" oluveriyoruz.
Onlara göre Kemal Kılıçdaroğlu'na atılan yumruk ülkeye atılmıştır. Ama onlara göre FETÖ'nün Ankara'ya attığı bombalar ülkeye atılmamıştır.
Onlara göre YSK'nın İstanbul için aldığı seçim yenileme kararı demokrasiye yönelik sivil darbedir. Ama yine onlara göre 15 Temmuz kanlı darbe girişimi "Tiyatro"dur. 
Onlara göre PKK'nın siyasi uzantısı olan HDP ile ittifak yapmak demokrasinin gereğidir. Ama AK Parti'nin, ülkenin millî ve manevi değerlerine ölümüne sahip çıkan MHP ile ittifak yapması bu ülkeye ihanettir. 
Onlara göre "Biz Apo'nun heykelini dikeceğiz" diyen Selahattin Demirtaş ülkeyi birleştiren adamdır, "Tek bayrak, tek devlet, tek millet" diyen Recep Tayyip Erdoğan ülkeyi kutuplaştıran ve ötekileştiren adamdır. 
Onlar başörtülü, inanç sahibi herkese küfredebilir. Ama sen ekrana çıkan Erdoğan'a "Çıktı yine s.....n herifi" diyen sanatçılarına bir laf ettin mi bu yaşam alanına müdahaledir!
Onlar camiye, cemaate istedikleri hakareti edebilir, türbelere karşı olduklarını söyleyebilir. Ama sen "Türkiye'nin ve hatta dünyanın en büyük 'türbe'si olan Anıtkabir" hakkında tek kelime edemezsin. 
Onların sanatçısı konuşunca özgürlük, senin sanatçın konuşunca "Yalaka sanatçı" oluyor.
Çünkü onlar küfrederse demokrasi, sen konuşursan diktatörlük oluyor.
Son dönemlerde AK Parti'yi eleştirmeye başlayan bazı dönekler var. Bir zamanlar AK Parti'yi sadece reklam ve makam için savunan bu kesimin, mama kesilince nasıl da azılı düşman olduklarına şahitlik ediyoruz.
Bunların ibretlik hâlini gören bazı okurlar bize, "Sen de ileride bunlara katılacak mısın?" diye soruyor. 
Kendi payıma düşeni söyleyeyim.
Erdoğan'ı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden bu yana savunan biriyim. Dünya gözüyle bir kez görmüşlüğüm de yoktur.
Maddi anlamda 17 yıl önce neredeysem şimdi de tam o noktadayım.
Erdoğan'ı Allah için, inandığım davayı savunduğu için ve ayrıca "baba vasiyeti" olduğu için savunuyorum. 17 yıldır "yandaş, yalaka" tarzı söylemlere maruz kalıyorum.
Onlar bu sözleri bir hakaret unsuru olarak kullanıyor. Ama ben;
"Eğer bu adam dünyanın en büyük terör örgütlerinin hedefinde olan bin adamsa...
Eğer bu adam 100 yıl sonra dünyanın karşısında dik duran bir adamsa...
Eğer bu adam itin, uğursuzun, hainin, namerdin hedefindeki bir adamsa...
Ve eğer bu adam ümmeti Muhammed'in umudu hâline gelen, gittiği bütün ülkelerde dualarla, nidalarla, tekbirlerle ve tebriklerle karşılanan bir adamsa...
Ben bu adamın yandaşı ve yalakası olmaktan şeref duyarım kardeşim!” diyorum...
Kısacası benden yana sıkıntı yok!
Allah verdiği son nefesi alıncaya kadar, Erdoğan tek başına yalnız kalsa dahi yanında olacağıma dair Allah'ın ve tarihin önünde verdiğim bir söz var.
O sözün hakkını vermeye kararlıyım!