ajanskamu @ gmail.com

Yine bu köşede bir “Kurban” vaktinde şöyle bir not düşmüşüm. Hz. İbrahim de vazgeçerek kazananlardan. O da bedel ödeyenlerden. O da İsmail'den vazgeçtiği gün kazandı, makamı yükseltildi.  

Çünkü bizler Allah'a muhtaç fukaralarız. Allah ise zengindir. (Fatır-15)

Sevdiğinden, değer verdiğinden Allah için vazgeçebiliyor musun? Bugün bıçağı zavallı bir hayvanın boğazına dayamadan bir düşün? Senin İsmail'in, Yusuf'un kim? Bugün senin kurbanın nedir?

Dücane Cundioğlu'nun ifadesiyle; İbrahim'in oğlunu kurban etmek isteyişi bir rüya/düş üzerineydi?

Senin gördüğün rüya nedir? Hangi rüya uğruna neyi kesiyorsun? Oysa rüyan kadar kurban kesebilirsin! Düşün kadar. Düştüğün, düşebildiğin kadar.

İsmail'in yerini alan kurban bugün nefsimiz olmalı. Bugün Allah'a takdim edilecek en değerli şey; nefsimizdir. Hırslarımız, ihtiraslarımız, insan dışılıklarımız, makam tutkularımız, birbirimizi yiyerek semirdiğimiz o iğrenç düzen.

Bugün putlarımızı kırabilecek miyiz İbrahim gibi. Haz putunu, gösteriş, makam, hırs, kibir para, putlarını...

Hazza dayalı bir yaşamı ilke edindiğimiz şu üç günlük dünyada bunun içsel bir tahribata yol açabileceğini idrak edebilecek miyiz?

Kime yakınlaşacağız bugün? Neye yatkınız? Neyin fazlası çürütüyor bizi? Neyden uzaklaşıp neye yakınlaştık? O halde yoklayalım diyor şair.

“Kalbimizi yoklayalım. Kalbimizin olup olmadığına da bir bakalım. Eğer varsa yerinde midir, olması gereken yerde midir diye meraklanalım.”

“Bu hayvanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin takvanızdır” diyor Yaradan.

Kabil gibi düşünüp Kabil gibi arzı endam edenlerin suratlarına çarpan şu ayetler içinde bulunduğumuz çağın keşmekeşliğine nasıl da vurgu yapmaktadır.

Bizler unuttuk; kurbanı, yakınlaşmayı, samimiyeti, çıkarsızca sevmeyi, yardım etmeyi, bölüşmeyi...

Öyle ki birinin üzerine basarak, ezerek yükselmenin adını “başarı” koydular.

Egolarımızın, tutkularımızın ve hırslarımızın esiri olduk. En değerli şey artık bizler için para ve onun getireceği zengin bir yaşam.

Duyularının kölesi haline getirilen mekanik insanlar...

Elde edilen makamları, sahip olunan serveti sanıyoruz ki öbür tarafa da götüreceğiz. Zannediyoruz ki yığdığımız mallarımız bizi kurtaracak. Halbuki kestiğimiz kurbanın ne etleri ne kanları Allah’a ulaşamıyorken biz neyi Allah yolunda feda edebiliriz?

Neyimizden vazgeçebiliriz?

Yazının Devamı İçin TIKLAYINIZ