ajanskamu @ gmail.com

Basra körfezinde ve Doğu Akdeniz’de askeri hareketlilik vahametini koruyor. Avrasya üzerinden tek kutuplu bir dünyayı inşa etmek isteyen ABD’nin son hamleleridir desek yeridir.

Bilindiği gibi Ortadoğu’yu kontrol etmek, ABD’nin yüzyıllık hedefidir. Siyasi, ekonomik ve teolojik olarak bu böyledir. Eisenhower’ın bölgeyle ilgili şu ifadesi bile meseleyi özetler niteliktedir: “Yalnız coğrafya bakımından bile bütün dünyada, stratejik yönden Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge yoktur.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ABD ve müttefikleri, şimdi de Doğu Akdeniz-Ege merkezli büyük bir kuşatmanın hazırlığı içerisinde. İçerideki gelişmelerin de bundan bağımsız olduğunu düşünmüyorum.

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye’nin neden münhasır ekonomik bölge ilan etmesi gerektiği ile ilgili bir çalışma yaptı. Kitaplaştırılan bu çalışmada; Doğu Akdeniz’i dünyanın en çekişmeli bölgelerinden biri yapan başlıca sebebin ekonomik potansiyeli olduğu vurgulanıyor.

Öyle ki; içinde barındırdığı doğalgaz, petrol ve gaz hidratlarının miktarı kıyıdaş ülkeleri rahatça üst lige taşıyacak seviyede.

ABD jeolojik araştırmalar merkezi verilerine göre bölgede halen keşfedilmeyi bekleyen 10 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunuyor. Bölgedeki zenginlik bununla da sınırlı değil. Doğu Akdeniz’deki balık potansiyelinin de gerekli kotalar koyulduğunda ciddi bir ekonomik girdiye dönüşebileceği değerlendiriliyor.

Türkiye şu an münhasır ekonomik bölgesini ilan etmediği için kota belirleyemiyor. Kota olmayınca da kara suları dışındaki gemileri engelleyemiyor.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e göre bu bölgede sadece orkinos avcılığından kaybımız 400 milyon doların üzerinde. Türkiye her ne kadar örf ve âdet hukuku gereği bölgedeki hakları korumaya çalışsa da münhasır ekonomik bölge ilanının çok çeşitli alanlarda ülkemize katkı sunacağı değerlendiriliyor.

Tümamiral Yaycı’nın çalışmasında dikkat çekici bölümler şöyle: Yaycı kitabında Suriye, Mısır, GKRY bayraklı balıkçı teknelerinin karasularımızın hemen dışında avlandıklarına dikkat çekerek MEB(Münhasır Ekonomik Bölge)  ilan etmediğimiz için caydırıcı müeyyideler uygulayamadığımızı belirtiyor.

Cezayir, İspanya, Libya ve Malta’nın balıkçılık koruma bölgesi GKRY ve Fas’ın da MEB ilanı ile bu alanda düzenlemeler yaptığını belirten Yaycı, Türk balıkçılarının Akdeniz’de yürüttüğü faaliyetlerden dolayı milyonlarca avro para cezası ödediğini hatırlatıyor.

Yaycı’ya göre MEB ilanı ya da balıkçılık koruma bölgesi belirlemeden üçüncü ülke balıkçılarının engellenmesi mümkün değil.

Yunanistan ve GKRY’nin de benzer girişimlerle Doğu Akdeniz’i sahiplenmeye çalıştığını belirten Yaycı, ilan ettiğimiz acil müdahale sınırlarımız içinde deniz çevresini muhafaza etme yükümlülüğümüzü yerine getirmemiz gerektiğini vurguluyor.

Kitapta MEB ilanı ile elde edeceğimiz haklardan biri de şöyle özetlenmiş. Suni adaların ekonomik amaçla kurulan tesis ve yapıların ve yine kıyı devletin haklarını kullanılmasına müdahale edebilecek nitelikteki tesis ve yapıların yapılması, yapılmasına izin vermek, yapılmasını düzenlemek, işletmek ve kullanmak hakkını kıyı devleti münhasıra haizdir.

Kıyı devleti bu suni ada, tesis ve yapılar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve göç konularının düzenlenmesi dahil olmak üzere inhisarı yetkilere sahiptir. Bu ada tesis ve yapılar çevresinde 500 mili  aşmamak koşulu ile uygun olacak şekilde güvenlik bölgeleri kurulabilir.

1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre medde bilimsel araştırma izninin kıyı devletin izne tabi olduğunu vurgulayan Yaycı, şu önemli bilgiyi paylaşıyor. Sahildar devlet medde araştırmada bulunmadığı veya buranın araştırma kaynaklarını işletmediği takdirde hiç kimse sahildar devletin rızası olmadan bu çeşit faaliyetlere girişemez.

Sahildar devlet egemenliğine karşı yapılan bu tür faaliyetleri durdurmak için gerekli tedbirleri alabilir ve egemenliğine tecavüz edenleri ulusal mevzuatına göre yargılayabilir.

Tümamiral Yaycı çalışmasında MEB ilanının tek taraflı yapılamayacağına ilişkin iddialara da yanıt veriyor. Tek taraflı MEB ilanına aykırı bir hükmün bulunmadığını vurgulayan Yaycı, Karadeniz’de herhangi bir sınırlandırma anlaşması yapmadan 200 millik MEB alanımızı ilan ettiğimizi belirtiyor. Doğu Akdeniz’de ise Fas, Suriye, Libya ve Lübnan’ın benzer şekilde MEB ilan ettiğine dikkat çekiyor.

Yaycı’nın kitabında incelediği konulardan biri de ters yöndeki adaların deniz yetki alanlarına etkisi. Çünkü bu konu Türkiye için özellikle önem taşıyor. Yunanistan 7 kilometrekarelik Meis Adası’nı gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki 148 bin kilometrekarelik deniz yetki alanımızı çalmaya çalışıyor. Yaycı ise bu tezi uluslararası adalet divanı ve hakem heyeti kararları ile yıkıyor.

Kuzey Denizi Davası 1969

İngiltere Fransa Davası 1977

Gine Bissau Davası 1983

Libya Malta Davası 1984

Libya Tunus Davası 1984

Eritre Yemen Davası 1999

Romanya Ukrayna Davası 2009

Bangladeş Myanmar Davası 2002 gibi pek çok davayı inceleyen Yaycı, bu kararlar çerçevesinde Ege’de ters tarafta bulunan Yunan adalarıyla Doğu Akdeniz’de Türkiye kıyılarına yakın mesafede bulunan Meis Adası’nın kara suları dışında herhangi bir kıta sahanlığı veya MEB’e sahip olamayacağı aşikârdır diye yazıyor.

Tümamiral Yaycı’nın önemli tespitlerinden biri de Doğu Akdeniz’de son dönemde geliştirilen enerji nakil ve boru hattı projeleriyle ilgili.  

Hak ve menfaatlerimizin fiili durum yaratılmaksızın yok sayılmasına gayret edildiği ve Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapseden sözde Sevilla haritasının adım adım defacto gerçekleştirilmeye başlandığı görülmektedir.

Yaycı’ya göre Doğu Akdeniz’deki en kötü senaryo ise Yunanistan, Mısır ve Yunanistan, GKRY arasında deniz yetki alanlarının paylaşılmasına dair anlaşmaların imzalanması. Bu durumda öngördüğümüz 189 bin kilometrekarelik yetki alanımızın 41 bin kilometrekareye düşeceğini belirten Yaycı kitabını şu sözlerle bitiriyor.

“Kıyıdaş yönetim devletler tarafından yapılan karşılıklı MEB anlaşmalarına daima itiraz eden devlet konumunda bulunmak yerine karşılıklı sınırlandırma anlaşmaları yapmaya hazır olduğumuzu beyan ederek Doğu Akdeniz’de MEB ilan edilmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Libya, Mısır, İsrail ve Lübnan ile; KKTC’nin de Mısır, İsrail, Lübnan ve Suriye ile karşılıklı kıyıları bulunuyor. Yaycı hızlıca Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik bir anlaşanın yapılmasını vurguluyor.