ajanskamu @ gmail.com

Her insan ve doğal olarak her siyasetçi mutlak surette kendi beynine ve bedenine hükmetme ve yönetme hakkına sahiptir. Her irade, istediği partiye üye olma, istediği partiye oy verme, istediği partiye yönetici hatta kurucu olma hakkına da sahiptir. Geçmişte de oldu partilerden ayrılmalar, kopmalar, başka partiler kurmalar. Kimisi başarılı oldu Demokrat Parti ve AK Parti gibi kimileri de başarısız olup iflas noktasına geldiler Abdullatif Şener ve Erkan Mumcular gibiler.

Şu husus çok net ki “Türkiye’de kesinlikle bir iktidar sorunundan ziyade gerçek anlamda muhalefet etmeyen veya edemeyen bir muhalefet sorunu var.” Yani hiçbir proje ortaya koymayan, İktidarın tüm projelerine körü körüne karşı duran, var olan sorunlara rasyonel çözümler üretmeyen ve iktidara karşı gerçek anlamda muhalefet ve denetim görevini göremeyen her şeye ama her şeye yani olumlu ve olumsuz ayrımı yapmadan doğrudan karşı duran bir muhalefet sorunu var. Bu muhalefet öyle bir hal aldı ki AK Parti’ye veya Başkan Erdoğan’a muhalefet, maalesef ülkeye muhalefete dönüştü.

Türkiye’de bugünkü şartlarda yeni bir parti kuruyorsanız, yeni bir söylem içinde olmanız ve yeni bir şeyler vaat etmeniz lazım. Yeni parti deniyor Gelecek Partisi için ama kuruculara ve vitrinde olanlara baktığımızda hiç de yeni simalar yok. Büyük çoğunluk Ahmet Davutoğlu ile birlikte bir dönemler siyaset yapmış eski il başkaları, eski vekiller görülmektedir. Daha çok yakın bir tarihte Ak Parti’de milletvekili veya belediye başkanı olmak için aday adayı olup, aday gösterilmeyen veya kazanamayan eski siyasi kişiliklerdir. AK Parti bu kadar kötü veya eleştiriye muhtaç ise neden o zaman yakın bir tarihte yani daha bir yıl önce adaylık için başvuruda bulundular. Niçin hep eskiler? Niçin hep küskünler? Niçin aktif siyaset yapan hiçbir vekil yok?

Gelecek Parti’si, kendilerini AK Parti’nin geçmişteki kurucu ayağı olarak tanımlıyor. Programı itibariyle de Ahmet Davutoğlu tahmin edilenin aksine muhafazakâr bir program yerine liberal bir program hazırlamış. Parti programına baktığımızda genel hatlarıyla bir AK Parti eleştirisi programı hazırlamışlar. “Başkanlık sisteminden, demokratik parlamenter sisteme geçişi vaat ediyorlar.” Gelecek Partisi deniyor ama geçmişte kalmış gibi yoğun eleştiriler yapılmaktadır. “Seçim barajının ve YÖK’ün kaldırılmasını vaat ediyorlar.” “Kayyum uygulamalarının mahkeme kararına bağlanması gerekir diyorlar. Ama geçmişte kayyum atamaları döneminde kendileri de siyasetteydi. Niçin ö dönem bunu savunmadı ve uygulamalara karşı çıkmadılar?”

Sanki Sayın Davutoğlu ve arkadaşları AK Parti’de hiç hak ve sorumluluk sahibi olmadılar, uzaydan direk gelip, “Gelecek Partisi’ni” kurdular. Açıklanan programda AK Parti’ye yoğun eleştiriler var. Ama en büyük eksiklik, bir özeleştiri yok. AK Parti’ye bu eleştiriler geçmişte niçin gündeme gelmedi? O ki başkanlık sistemine o kadar karşı idilerse geçmişte niçin başkanlık sitemini savunan konuşmalar yaptılar veya referandumda niçin açıkça “hayır” demediler? 

Siyasi konjonktür şöyle bir ortam doğurdu: 50 artı 1’in çok kıymetli olduğu, ittifak imkanıyla seçim barajının sıfırlandığı bir ortamda sayın Davutoğlu, bir eski Başbakan olmak ve AK Parti’den dışlanmış olmak sebebiyle kendisini siyasetten aktör kılmak düşüncesi içerisinde. Siyasetten kendisinin alanının daraltıldığı ve 50 artı 1 sisteminde kendisinin de şans sahibi olacağı düşüncesiyle bir ortaya çıkıştır. Doğal olarak şöyle bir soru milyonların kafasında: “AK Parti ile anlaşamadılar tamam da Sayın Babacan ile niçin anlaşamadılar, bir araya gelemediler, ayrı partiler kuruyorlar? Sayın Davutoğlu’nun kurduğu ve Sayın Babacan’ın da kurulmasına kesin gözüyle bakılan partileri, yeni birer parti olabilirler ama yeni yüzler, yeni söylemler yok. Tamamen eski simalar ve tamamen eski söylemler.

Kanaat o dur ki her iki partinin bugünkü şartlarda yani Başkan Erdoğan siyaset sahnesinde var olduğu sürece tek başlarına iktidar olma şansları hiç yok. Ancak ittifak imkânıyla beraber 50 artı 1’in çok kıymetli bir dönemde siyaset sahnesine çıkan en küçük parti bile alacağı yüzde 1 ile Cumhurbaşkanının yani iktidarın belirlenmesine, meclis aritmetiğine ciddi bir biçimde etki edebilir. Görülen o ki tüm bunların sonucunda kurulan ve kurulmasına kesin gözüyle bakılan her iki parti de kazanmaktan ziyade daha önce ağır topları oldukları AK Parti’ye kaybettirme, Başkan Erdoğan’ı iktidardan düşürme, ittifak imkânının nimetlerinden faydalanma üzerine bina edilmişlerdir.