28.03.2019, 09:38

Eğitim Mucizedir Öğretmenim!

Eğitim Mucizedir Öğretmenim!

Bir okulu ziyaretimiz sırasında yürek burkan manzaralarla karşılaştım. Olumsuz davranış alışkanlığı olan öğrencilerin sıra ve duvarlara yazdıkları yazılar kahretmişti beni. Öğretmen ve idarecilerin, davranışı yaptırıma dayalı çözümleri sonuçsuz kalmıştı. Öğrenci velilerinin, sorumluluk üstlenmemeleri de cabasıydı. Her öğretmen, zorlu eğitim çevresinden, veli duyarsızlığından ve parçalanmış ailelerin oransal olarak çokluğundan bahsediyordu. Öğretmenler haksız da sayılmazdı. Gerçekten de okul, merkezden epey uzak kenar mahallede bulunuyordu. Çevredeki ailelerin, ekonomik zorluklar ve kısmen psikolojik travmalar yaşadığı bilgi formlarından anlaşılıyordu. En nihayetinde eğitimdeki üçlü sacayağı olan( okul) idare-öğretmen-veli faktörleri kırılgan bir yapıya sahipti. Yani GZFT kuralına göre okulun en zayıf yönü ve belki de tehdit eden unsuru da buydu. Okulu gezdiğim esnada, sınıf panolarında, sıralarda, popüler olan dizilerin, olumsuz davranışa yönlendiren sembolleri bulunuyordu.

Bir an, okuduğum liseye ve yaşadığım çevreye ne kadar çok benzediğini hatırladım. Öncelikle onur kurulu, öğrenci meclis çalışmalarına katılan öğrencileri dinledim, Okul bahçesindeki öğrencilerin hareketlerini gözlemledim. Daha sonra idareci ve öğretmenleri dinledim. Herkes sorunu ayrı bir pencereden değerlendiriyordu. Fakat konuşmaların çözüme ilişkin kayda değer plan ve hedefleri yoktu. Öğretmenler arasında birliktelik olmadığını üzülerek müşahede ettim. Kurumda karamsarlık ve mutsuzluk hâkimdi. Birçoğu kısa zamanda farklı bir okula tayin olacağı ümidiyle, deyim yerindeyse işkenceye katlanıyordu.  Bu şartlar altındaki okulun ciddi bir akademik başarısı beklenemezdi. Fakat okulun, en güçlü yönlerinden birisi de farklı alanlardaki sportif başarıları idi.

Eğitimde çok önemli olan üçlü sacayağı, bırakın etkin rol üstlenmeyi, çözüme ilişkin görüş-birliğini sağlayamıyorlardı. Anlaşılan sorun, çok bilinmeyenli denkleme dönmüş durumdaydı. Aile ortamında yeterince ilgi görmeyen çocuklar ne yazık ki, sokaklarda ve ekranlarda gördükleri olumsuz aktörleri rol model alıyorlardı. Zira sokaklar, yarınlara ilişkin hedefi olmayanların, mutsuzların vazgeçilmezi konumundaydı. Çocuklar, içindeki mutsuzluğu duvarlara ve sıralara yazarak belli ediyordu. Aslında hastalık kendini belli etmiş ve tanımlamıştı: i l g i s i z l i k. Kırık cam teorisine göre karalanmış, kazılmış sıraları gören diğer öğrenciler de geri kalanı karalamaya, çizmeye devam ediyordu. Bireysel olarak, olumsuz duruma engel olmaya çabalayan öğretmenlerin de gayretleri yetersizdi. Öğretmenlerin göz ardı ettikleri, ayrıntıda gizli olan sihirli formülü yakalayamamışlardı. Peki, neydi bu gizemli formül?

Siz neler hangi sihirli formülü buldunuz diye düşüyorsunuz mutlaka. Öncelikle sorunu sahiplendik. Efendim müfettişin eli şifalı, bakışları kerametlidir.(laughing) Espri bir tarafa meslektaşlarımıza şunu söyledik. Bizler büyük bir aileyiz. Sizin okul da, bu büyük ailenin kurumlarından sadece birisidir. Ayrıca bizim de sorunumuzdur. İlk işimiz, öğrenci ve öğretmenler olarak zımparalarla sıralarımızı temizliyor, dersliğimizi güzelleştiriyoruz. Hiç birimiz, hepimizden daha akıllı ve zeki değiliz. Düşüncelerimizi ve eylemlerimizi birleştiriyoruz. Bizler bireysel liderliği değil kurumsal liderliği önemsiyoruz. Ayrıca spordaki başarı bize şunu öğretmiştir. İlgi gösterilen, yeteneklerini sergileme fırsatı bulan, bir organizasyonda/oyunda rol alan öğrenciler harika işler başarmış durumdalar. Çocukların hayatlarına dokunacağız. Bilginin %80’’i ilgiden kaynaklanır değerli arkadaşlar. Ilgi bereketlenirse bilgiye dönüşür (B+İLGİ =BİLGİ). Eğer siz ilgi ve sevgi gösterirseniz, bilgiyi çok rahat transfer edersiniz. Çünkü sevgi köprüsünden bilgi çok hızlı ve kolay geçer. 

Söylemek kolay uygulamak zor öylemi diyorsunuz. Motivasyona örnek mi arıyorsunuz. Antony Burgess isimli İngiliz edebiyatçının hayatı buna çok güzel örnektir. Üstelik daha imkânsız görünüyordu. Zira 40 yaşlarında yakalandığı kanserde, en fazla bir yıl yaşayabileceği söylenmiştir. Karısına bırakabileceği bir şeyi olmayan adam, kitap/roman yazarak telif ücretini miras bırakmaya karar verir. Kendi deyimiyle kış ayından sonra, bir bahar ve bir yaz mevsimi kadar hayatı kalmıştır. Sonbaharda, ağaçların yaprakları döküldüğünde o da hayata veda edecektir. Fakat kitap yazmaya dört elle sarılır ve hastalığını unutur. Nihayetinde yılın sonunda 5 roman yazar ve hastalığı da yenmiş olarak bitirir. O halde değerli meslektaşlarım,  eğitim de bir mucizedir, sizler de bir roman yazmaya var mısınız.?

Not: Meraklısı için, roman yazımına başlandığını söyleyebilirim..

Yorumlar (0)
banner51
banner49
15°
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Taşerondan Kadroya Geçen İşçiler Ne Zaman Toplu Sözleşmeye Dahil Edilmeli?
Taşerondan Kadroya Geçen İşçiler Ne Zaman Toplu Sözleşmeye Dahil Edilmeli?
Namaz Vakti 28 Mayıs 2020
İmsak 03:35
Güneş 05:29
Öğle 13:06
İkindi 17:05
Akşam 20:34
Yatsı 22:19