29.01.2019, 02:07

EĞİTİMİ DÜŞÜNÜYORUM GÖZLERİM KAPALI

 

          İsmet Özeli düşünüyorum gözleri kapalı. Ya da Yusuf Kaplan düşüyor aklıma. Sezai Karakoç zaten hep aklımda. Önüne gelen Nurettin Topçu ve Maarif Davamız diye bir lakırdı söylüyor. Bazen bir şarkı nakaratı gibi bir ifade takılıyor dilime;

          Eğitim Şart diye. Sonra birden eğitim üzerine yazan çizenler ve ortaya konan fikirler yumağı gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor. Sakız gibi herkes bir ucundan tutup çekiştiriyor.

           Sonra birden hiç yok yerden İsmet Özel’in neden bu kadar kafa yorduğu sorusu düşüyor aklıma insana dair. Neden; ne gerek var ki seni okumayan hatta anlamayan bile bir toplumun bireyleri için bu kadar kafa yormaya ne hacet ki diyorum. Ya Yusuf Kaplan’ a ne demeli işini gücünü bırakmış bir medeniyet inşası türküsü tutturmuş memlekete belki de bir dünya öğretmenin bile okumadığı çok mühim eserleri tavsiye ediyor yeni neslin inşası için.

            1960'larda kaleme aldığı ve hayalini kurduğu Türkiye’ de yaşama imkanını kendisine lütfeden Allah’a şükürle oturup sıhhat ve afiyetle zikretmesi / şükretmesi gereken ( bu arada üstadın bireysel hayatında ki şükrünü ve zikrini inkar etmiyor sadece dikkat çekmek istediğimiz düşün derdi açısından olaya bakıyoruz.) Sezai Karakoç hala okuyor, yazıyor, sağlığı elverdikçe insanlarla görüşüp nasihatler ediyor. Gözlerim hala kapalı ve düşünmeye çalışıyorum. Ama Üstadın da acıyla kaleme aktardığı üzere bize düşünmeyi unutturdukları aklıma düşüveriyor.

          Canı sıkılan bir şeyler söyleme yazma ihtiyacı duyuyor ve maalesef fikirden ve düşünce neticesi elde edilen ürün içermeden bir çok kalem sahada cirit atıyor. Medya tanımı değişince ve her kişi aşağı yukarı bir alan / imkan sahibi olur hale gelince ister istemez bu kalem enflasyonu zuhur ediyor. Buna istinaden bir kaç zamandır yazıya ara vermiştim ama gelin görün ki Ali Ünal bile kalem bırakmışsa ve sözün değil sükutun değerli olduğuna karar vermişse bize de çok söz düşmese gerektir diye de düşünmeden edemiyorum.

            Eğitim sitemine fatura kesmek işin kolayı olacaktır muhakkak ki herkesin dilinde bu zaten.Sistem kimsenin elini kolunu bağlamıyor. Aslında elini kolunu bağladığı noktalar yok değilse de bir çok okulda yaşanan ya da elde edilen büyük başarıların gerçek hikayesi ne o zaman demezler mi adama. Dünya çapında bir çok işte dereceler alan okullar nerededir. Türkiyede ise diğer benzer şartlarda eğitim veren okullar neden bu başarıları heyecanla değilde azıcık kıskanarak sadece izler. Ya da ayak bağı olan konuları aşmanın bir veya bir kaç yolunu sadece o kurumlar mı keşfetmiştir.

           Bilginin aktarıldığı merkezler olmaktan çıkarılmadıkça okullar ya da bir kaç göstermelik icraatla sadece bir yerlerden aferin alma hedefi gözetiliyor olunca mı acaba başarı sadece hayalde kalmaktadır? İş yapmak sadece başarıya da odaklı mı olmalıdır sorusunu da es geçmeyelim. Ülkeye ihanet edenlerin bile ne kadar üst düzey başarılı insanlar olduğu akla gelince her seviyeden öğrencinin ya da vatan evladının en çok da kişisel gelişim veya sadece ben merkezci olamamayı başarması ve diğerkam olmasını temin etmek için ne tür bir sisteme ihtiyaç duyar ki öğretmen ya da kurumlar.

           Öğrencisinin başını okşamak hangi yönetmeliğe takılır ki? Ya da öğrettiği dersin konularını ezberlediği, aldığı not oranında sevgi besleme ve/veya ilgi gösterme yanlışını sadece aileler mi yapmaktadır. Daha başka bir açıdan yaklaşalım meseleye. Bilginin dahi her geçen gün eskiyerek yerine yeni yol ve yordamların keşfedildiği bir dünyada üniversitede verilen bilgilerinin dışında mesleğinde kendini yenilemeyen ve bilgi edinme yolları hususunda rehberlik gibi asli vazifesini unutan bir öğretmen camiası mevcut mudur ülkemizde?

           Ders kitaplarının yetersizliği muhabbeti ile kaynak kitap alınmasının yasak oluşu her sene defaten hatrılatıldığı halde kaynak kitap çılgınlığının bir türlü önünün alınamamasının en büyük sorumluları sadece öğretmenler midir yoksa idareler ve veliler de bu sorumluluğu en az öğretmenler kadar paylaşamılı mıdır? Düşünmeyi öğretmek bir yana konuyu biraz eşelemek isteyen bir öğrenciyi cesaretlendiren kaç eğitimci vardır okullarda.

            Dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta neden sürekli ekonomik kazanımlara kilitlenir bilemez ama iyi bir öğretmen olmanın şartı çok para kazanmak değlidir zannımca. Elbette çok iyi bir motivasyondur ve gelinen noktada ek iş yapmak zorunda kalan öğretmen sayısının her geçen yıl azalmasının da önemli olduğunu değerlendirebiliriz. Ancak derste Peygamber efendimizin şefkati konusun anlatan bir öğretmen eğer kendisi öğrencisine müşfik değilse ne anlamadı vardır ders saatinin şu kadar ya da bu kadar olamasının.

            Çocuklarımıza sanatsal zenginlik ve ruh kazandırmasını beklediğimiz müzik, resim ve beden eğitimi öğretmenleri eğer alanlarında harikalar çıkarıyor ama sanatçı hassasiyeti ile çocuklarımızın ruhun okşayacak bir letafet ile ders işlemez ve onların gönüllerine girmeyi başaramaz ise ne anamı kalır ki o derslerin. Senelerce evvel yapılmış deneylerin tekrarını fen laboratuvarında yaparken meraklı bir öğrencisinin bir şeyler denmesine fırsat tanımadıktan sonra ve hatta senen üç gün üst üste Laboratuvara götürülmemişse öğrenci o dersin saat sayısı üç değil de altı olsa ne olu ki?

            Türkçe dersine girdiği bir öğrencinin sesini duymamış ve onu bir defa olsun derste konuşturup kelimelerinde ki hataları ve hitabetinde ki tonlamaları hususunda bilgilendirme yapmamışsa alanında kuş tutsa, doktora yapsa ne anlamı var ki? Tesadüfen dersin uğradığınız bir çocuk size fıkra anlatmayı dahi başaramıyorsa branşınız ne olursa olsun onlardan fıkra dinlemeli değil missiniz? Okulda konular arasında bulunan bir namaz ibadetini, bir hac ibadetin ve hac yerlerini videodan izletebilmek için önce sağdan soldan materyal temini için sonra onu izlettirebilmek için bir dünya zahmete katlanılan dönemden her sınıfta akıllı tahtanın olduğu ama bir defa olsun bu cihazdan yararlanımladığı ve bazen sadece öğrencileri avutmak için ders esansında film izletildiği gibi bir durum söz konusu mudur acaba?

           Tüm soru/n/lar mesleğine aşık öğretmenlerimizi tenzih edilerek burda ifade edilmiş olup dertli bir eğitim sevdalısının iyi niyetli sözleri olarak ele alınmalıdır. Hatta yukarıda ifade bulan durumlar hususunda beni ve eğitim camiasın adına endişesini dile getirenleri mahcup etmekte yine öğretmenlerin vazifesi olsa gerektir. Atama, il içi ve dışı tayin, ek ders ücretleri, Alan değişikliği, sözleşmelilerin kadroya alınamsı, aile birlikteliği, maaş zamları gibi bir çok mesele üzerinde sendikalar ve çeşitli sosyal medya ve benzeri merkez yeterince açıklamam ve mücadele ortaya koyarken gözden kaçanlar biraz değinmek istedik.

           Hayal kuran ve onları gerçekeleştirmek üzere karalılık ile spor, sanat, bilgi ve milleti adına zaferler elde etme hedefi üzere bir heyecana sahip nesli ancak kendi iç eksiklikelerimizi gördüğümüzde başaracağız. Biz İsmet Özel'ler, Yusuf Kaplan'lar, Sezai Karakoç'lar yetiştirceksek bakanlığın ne yaptığı ya da başkalarının eksiğinin ne olduğunu takip etmeyi bırakarak özgün düşünmeyi başaracak bireyler yetiştirmenin yollarını aramalıyız derim naçizane. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının bütün eğitimciler tarafından tekrar bu bakış açısıyla yeniden okunması gerektiğinin altını çizerek veda edelim.

         Vesselam

        Selehattin DUMAN

        29.01.2109 03:50

Yorumlar (0)
banner51
29°
açık
Günün Anketi Tümü
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 31 Ağustosta Açılmalı mı?
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 31 Ağustosta Açılmalı mı?
Namaz Vakti 11 Ağustos 2020
İmsak 04:24
Güneş 06:03
Öğle 13:14
İkindi 17:05
Akşam 20:16
Yatsı 21:48