06.05.2019, 09:06

'El salla gitsin!' mi, dediniz…

Eğitimin hedefi öncekilerden farklı olarak, “Bugünün küçüğünü yarının bilgili, becerikli, özellikle alanında yetenekli, değer duygularıyla donanmış, ülkü sahibi, vatansever, sorumluluk ve insiyatif alabilen, zeki, çalışkan, dürüst, açık sözlü, doğruları konuşmaktan kaçınmayan, doğanın ve çevrenin gelişip güzelleşmesine  katkıda bulunan, ne yaptığını bilen, her ne iş yaparsa yapsın yaptığının en iyisini yapabilen, milli ve manevi değerlere saygılı…” noktaya getirmekle beraber bakanın deyimiyle bugüne uyandırabilmek olmalı. 

Zeka yani…

Başarılı mıyız, başarabilir miyiz?

Haklısınız!

Niye mi?

Düşündüremiyoruz da ondan…

Sihirli kavram düşünme. Arkasından düşündürebilme çabası. Sonra düşündürme. Ve düşüncenin oluşumu.

Şöyle ayakları yere basan, özgür, yalana dolana tevessül etmeden, başkalarının özellikle çocukların hak ve hukukunu en az kendi hak ve hukuku kadar savunabilen, geniş açılı sağlam bir düşünce...

Peki bu kadar mühim bir misyona sahip düşünce nerede, nasıl oluş(turul)acak?

Bence de okulda…

Uzatmayalım ve soralım, “Niçin düşündüremiyoruz?

Öğretmen düşünmezse öğrenci de…

Aslında öncelikli olarak öğretmen düşünmüyür biliyorsunuz değil mi? Öğretmenler düşünemiyor. Öğretmenleri ülkü sahibi olarak yetiştiremiyoruz. Artık bir zamanlar belirli kesimler tarafından yerden yere vurulduğunu cümle alemin bildiği, düşünme atölyeleri de diye de tanımladığım köy enstitüleri genel kabul görmeye başladı.

Biliyor musunuz, düşünmeyen öğretmenin öğrencileri de düşünmüyor. Hani düşünmenin ana öğesi olan mantık yürütme, analiz yapma, sentezleme, analitik bakış açısı öğretmende oluşmayınca doğal olarak çocukta da oluşmuyor, oluşamıyor...

Düşündüreyim derken

Son güzün son günleriydi. Tanışalı bir kaç gün olan seçkin bir öğretmen topluluğunun önündeydim. Hani yetişkin eğitimi farklı ya, ben de bir farkındalık oluşturmak için, “Sabah gelirken size kilosu 3,6 TL’ den 3 kilo elma, 2,6 TL’ den 2,5 kilo portakal ile 4,2 TL’ den 2 kilo armut alacaktım ama param yeter mi diye düşündüm ve alamadım. Yarın daha hazırlıklı olacağım.” dedim.

Bir anda karşımdaki seçkin topluluk hemen cep telefonuna davrandı. Hesap kitap derken biri, “Hocam 25,7 TL yapıyor. Yok muydu kredi kartı filan…”, bir diğeri, “Öğretmeniz, yok işte, yok kardeşim…”, öbürü, “Siz zahmet etmeyin hocam, bizim oralarda biraz daha pahalı ama, kalitelidir, alış veriş yarın bendeee…” demez mi…

Düşünmeden konuşmanın sonucu işte!

Aslında amacım, seçkin bireylerin zihinsel düşünme yetisini ölçmekti ama cep telefonları sayesinde ölçmeyi bırakın;

a) Parasızlığımız ortaya çıktı,
b) Öğretmenlerin yoksul olduklarını bir kere daha öğrenmiş olduk,
c) Ürün kalitelerinin ve fiyatların semtlere göre değiştiğini anlamakla kalmayıp adeta amerikayı yeniden keşfettik… 

Resim üzerinde konuşmayı ihmal ediyoruz

Düşünme aslında ailede şekillenmeye başlar, okulda gelişir ve öğrenilir. Bunun için temel bazı pratikler vardır.

Örneğin ta okul öncesi dönemde çocukların hayal kurması, oyun hamurundan basit şekiller yapması, resim çizmesi, boyama yapması beklenir. 

Peki kaç öğretmen resim iş dersinde çocuğa kurallara uygun resim dersi yaptırıyor, dersin sonunda özellikle istekli kaç çocuğu çizdiği resim üzerinde konuşturuyur. Niçin o renkleri seçti, niçin kediyi soba kadar çizdi, niçin o ağacın meyvesi yok, sorularının cevaplarını buldurmaya çalıştı / çalışıyor...

Çocuğu düşünmenin en önmeli unsurlarından olan çevreden çevreyi öğrenme olgusundan alıkoyuyoruz. Yer, zaman, aktör(ler) arasındaki korelasyonu algılatamıyor, üstelik kendimiz de algılayamıyoruz…

Harita üzerinde konuşmayı da...

Çocukları resim üzerinde konuşturmadığımız gibi harita üzeride de konuşturmuyoruz. Dağ, ırmak, ülke, ova, plato, kent, yayla, obruk kavramlarını kaç öğretmen, kaç derste, kaç öğrenciye harita üzerinde gösteriyor, öğretiyor; merak ediyorum.

İnternet var değil mi, haklısınız ya da akıllı tahta…

Ve yine kendi elimizle çocuğu sanal aleme muhtaç hale getiriyor, sonra dönüp dizimizi dövüyoruz.

 Ödevleri inc-elemiyoruz

Çok tartışılan ödev meselesi. Defterler dolusu yazdırılan, çizdirilen, okunması sıkı sıkı tembih edilen ve çoğunlukla da veliye verilen ev çalışmaları.

Önemi yok bu ödevlerin.

Çünkü verilen ödevler asla ve asla demeyelim ama genellikle incelenmiyor. Ya bakmıyoruz bile ya da yalan yanlış atıp geçiyoruz imzayı.

Şeytan ayrıntıda gizlidir 

Aslında başarı ayrıntıda gizli. Çocuğun dünyasına dokunmak ayrıntıyla ilgilenmekle mümkün çünkü. Ağlayan çocuk niye ağlıyor. Baygın baygın bakan çocuğun gözleri neden yılgın. Yeni ayakkabısını göstermek için olağanüstü çaba harcayan çocuğu görebiliyor muz?

Bir “Gader” vardı. Adı gibi omuzlarına daha çok küçük yaşlarda taşıyamayacağı yükler binen Gader. Okula başladığı gün ayağını çöp kutusuna bastıran öğretmenin (!) hiç ettiği hayatın sahibi Gader…

Lami cimi yok bu işin, çocuğu anlayamayan öğretmenler yüzünden düşündüremiyoruz.

Hani en iyi cerrah öğretmendi.

Beslen(me)

Beslenmeye deyinmeye bile gerek yok. Çünkü bebeğin daha mercimek kadar iken annenin beslenmesi çocuğun tüm hayatını iyileştirebiliyor veya kararta….

Bilmekten çok öğrenmeye odaklanmak

Eğitim sistemimizin en sakat noktalarından biri de öğrenmeye odaklan(a)mamak. Aile bilsin istiyor, okul bilsin istiyor, sınavlar bilsin istiyor. Sistem bilme üzerine kurgulanmış vaziyette. Söyler misiniz, öğrenme, öğretme dolayısıyla düşünmeyi umursayan var mı?

Oyun

Doğal düşünme aracı oyun hususunda ne haldeyiz demeden önce, niçin oyun sorusunu cevaplayalım.

Çünkü oyun tasarım gerektirir. Ciddi bir hazırlık süreciyle başlar. Arkadaşlığı pekiştirir. Kazanmayı, kaybetmeyi öğretir. Koordinasyon ister. İş birliği ister. Takım ruhunu geliştirir. Ve bütün bunlar akıl yürütmeyle doğru orantılıdır. Bu orantının kurulabilmesi de düşünmeyi gerektirir.

Biz de durum ne peki…

Aslında “oyun” diye yazarken, belki farkında bile olmadan “koyun” diye okumak hoşumuza gidiyor.  

Ve düşüneni…

Ana kuş yavrusuna, “Kalbini kimseye açma.”, yavru kuş, “Kalbini açmakta ne ki!”, ana kuş, “Sesli düşünmek…”, yavru kuş niye, “Çünkü düşüneni dövüyorlar, sesli düşüneni ise…

Sonuç

Hani hem ikaz, hem selamlaşma ama genellikle hava olsun diye çaldığımız korna var ya düdük yani  düşünmeyi de gerekli gereksiz öttürdüğümüz korna sanıyoruz vesselam.

El salla gitsin!” mi, dediniz…

Yorumlar (0)
banner51
19°
açık
Günün Anketi Tümü
Taşerondan Kadroya Geçen İşçiler Ne Zaman Toplu Sözleşmeye Dahil Edilmeli?
Taşerondan Kadroya Geçen İşçiler Ne Zaman Toplu Sözleşmeye Dahil Edilmeli?
Namaz Vakti 31 Mayıs 2020
İmsak 03:32
Güneş 05:28
Öğle 13:07
İkindi 17:05
Akşam 20:36
Yatsı 22:23