05.05.2019, 02:50

GERÇEK AYDINLANMA ÇAĞI

İnsanlığın bize, bizimse İnsan'lığa ihtiyacımız var!

          Dünyanın neresine giderseniz gidin mutlaka dünyada olan bitenden haberi olmayan bir çok insanla karşılaşırsınız. Bunlar ne kendi ülkelerinde olup bitenden haberdardır ne de dünyada. Aslında çokta ilgilenmezler ya da ilgilenecekleri o kadar çok şey vardır ki buna değer atfetmezler. Halbuki azıcık başını kaldırıp baksa yaşadığı tüm sorunların kaynağında da zaten bu ülkesi ve dünya siyaseti ile ilgili hususlar olduğunu anlayacaktır.

          Buna mukabil bir o kadar sıkıntıya rağmen bilinçli ve bilgili bir o kadar da insan mevcuttur. Ancak hem yönetimlerin seçim modelleri gerek demokrasi dolayısıyla sayısal çokluk, gerek demokrasi dışı yönetimler dolayısıyla totaliter yönetimlerin güçlerinin fazlalığı dolayısıyla global bir başkaldırı yaşanamamaktadır. Tüm başkaldırılar bir şekilde ya zayıf ya da bizzat bu düzenin devamını temine yönelik projeler yine baskın güçlerin kendi elleri ile kurdukları örgüt, oluşum ya da yapılanmalardır.

          Gelelim dünyanın mevcut yönetim biçimine. Ya da neler olduğuna dair işin içine bir göz atalım. Mevcut iktidarlar ya da devletler büyük ve gizli yapılanmanın uyumlu birer parçası oldukları sürece sorun yaşamamaktadırlar. Azıcık başını kaldıran olduğunda ise gereken yapılmakta ve her tür ahlaksız yöntem desteklemektedir. Türkiye’nin yaşadığı 15 Temmuz, Venezuela’nın yaşadığı başarısız (?) darbe girişimi gibi göze çarpanlar olduğu gibi İran’a yönelik ambargo çalışmalarında olduğu gibi bir takım kamuoyu yanıltmaları ile örtülenler de vardır.

          Dünyayı yöneten ‘’ Küresel Emperyalizm ve Siyonizm ‘’ ne isterse almalıdır ve bunu isteyen seve seve istemeyen zorla vermek durumundadır. Mevcut düzenin teknik adını kim nasıl koyarsa koysun bunun temel literatüre uygun hali genel anlamda barbarlık, siyasi anlamda derebeylik, haramilik, rejim bakımından totaliter, sosyolojik anlamda ( eşitlik düşmanı ) haksızlık, dini ve ahlaki anlamda zalimliktir. Tüm bu vasıflandırmalara ne kadar daha eklemek isterseniz bir o kadar daha kavram kullanılabilecektir.

          Farkındalığı yüksek olunca toplumların; faturalar da topluca kesilmektedir. Gerçi severek razı olanlar da kendi halklarının ve ülkelerinin değil bu yönetim merkezinin sahiplerinin , patronlarının emrindedir ve onların menfaatine kendi ülkelerinin yararını feda etmek zorundadırlar. Genel barış deniyorsa isteklerinin yerine getirilmesinin devamını kast ediyorlardır. Genel savaş diyorlarsa mutlaka kurtaracakları bir menfaat uğruna yürütülecek bir vekalet savaşı söz konusudur demektir. Çünkü alıştıkları ve kaybetmekten korktukları en büyük şey kendi zenginlikleri olup kaynakları ise sömürdükleri ülkelerdir.

         Tüm bu yaşananlar her anlamda dünyaya adaletin hakim olmasının temininin ne kadar zorunlu bir görev olduğunu açıkça anlatırken bu göreve talip olmak ise sadece ve sadece İslam’a yaraşacaktır. Mevcut düşünce akımlarından her hangi birinin ya da siyasi oluşum, organizasyon veya fikrin harcı değildir. Çünkü hiçbir ideal fikrin uygulanmış bir örneği olmadığı gibi her birinin sadece düşünsel anlamda kalmayıp uygulama alanında dahi bir çok açmazları mevcuttur. Hatta daha ötesinde her bir siyasi düşüncenin ya da yönetim anlayış ve teklifinin dahi ayrıcalık tanıdığı bir zümre mevcuttur.

         Biri kapitali önemserken diğeri işçi sınıfın bir başkası bir zümreyi bir diğeri aklı ya da fenni öne alırken merkeze gerçek anlamda insanı koyan ve değerler olarak parçalamış ögelerden arınmış bütüncül yaklaşımı ortaya koymaktan acizdirler. Parçaların hiç biri tümüyle bütünü ifade edemez. Aslolan tüm olduğuna göre tüm fikri akımlar ve idealar açısından yaşanabilir bir dünyaya, gerçek adalete taşıma iddiası ise boştur ve bu hususta cüzden bütüne gidişin imkansızlığına rağmen bütünden cüze ulaşım mutlak manada alternatiftir.

          Koyduğu tüm kural ve kaideleri ile insanı merkeze alması dışında ideal olanı en az bir defa gerçekeleştirmiş olması ve hayatı çepeçevre kuşatan adalet, eşitlik, hakkaniyet vb. ilkeleri ile tüm insanlığın tek çıkış yolunun bu olduğunun farkındalığı öncelikle Müslümanlarda olması gerekmektedir. Zulüm düzeninin çarkları içerisinde erimiş olan müslüman devletlerin varlığı ise en büyük zorluğa işaret etmektedir. Hakim zümre ki bunlar global sermaye ve yandaş güç odakları mevcut düzene alternatifin doğmadan ölümü için her türlü çalışmayı yürütürken kendi ilkelerini de çiğnemekten imtina etmeyecek pervasızlığa da kapı aralamaktadır.

         İlk fiyaskoyu Avrupa’nın orta yerinde yaşanan Bosna savaşında tüm dünyanın gözüne sokarcasına yaşamış / yaşatmış olan Batı Medeniyeti (!) artık yapacaklarına sınır tanımayacağını da göstermiştir. İstikbalin İslam’a ait olduğunun farkında olarak ve kendi hesaplarının bozulmaması adına neler yapabilecekleri bu kadar açıkken islam dünyasına düşen boş durmamak ve hedefe kilitlenmektir. Aslolan çalışmak olduğuna göre ve zafer mutlak olmakla birlikte vazifenin gayretten ibaret olduğu düşünülünce hem yaşayan hem gelecek nesilleri için rota çizilmesi ve yöntem belirlenmesi gereğinden başka bir zorluk kalmayacaktır.

         İslam dünyasının inanç olarak ya da ameli konularda bir aydınlanmaya ihtiyacı olduğunu söylemek mümkün değildir. Hristiyan Batı Medeniyetinin aydınlanmasında bunlar bir zaruret idi. Bizde ise öncelikle bireysel olarak ardından kitlesel olarak daha sonra da devletler bazında bir siyasi şuur ile aydınlanma ihtiyacı söz konusudur. Necmettin Erbakan, Hasan El Benna, Mevdudi, Malcolm X, Abbas Medeni vb daha niceleri bu bireyden devlete aydınlanmanın diğer bir ifadeyle uyanmanın mücadelesini vermişlerdir.

         Buna ilaveten Aliya, Garody, Karakoç, Kısakürek, Said Havva, Seyyid Kutup, Cemil Meriç, Nurettin Topçu vb. niceleri de bunun fikri altyapısını oluşturmak için çabalamış ve öncülük etmişlerdir. Türkiyenin önünde ki yolun ne kadar mühim bir zamana ve vazifeye işaret ettiğine dair Mehmet Akif Ersoy fikir ve şiirlerinin ve istiklal harbi dönemi tecrübelerinin dikkate alınması düşünülmelidir. Her bir bireyin her gün bu uğurda bir şeyler yapması gereğini hatırlara getirmek isteriz.

         Neticeyi kelam bir ışık yakılması gerektiğine göre her akil mümin o ışığa mum içindeki ip olmalıdır. Her bir müslüman kendini ve çevresini aydınlatan bir kandil olmalıdır. Gerekirse bu uğurda fedayı can etmeli ve gece gündüz yorulmak bilmeden çalışmalıdır. Okumak, okunmak, yazmak, yazılara mihenk olmak görevi çerçevesinde gerçek müslüman olmanın şuuruyla dünyaya tamah etmekten vaz geçip dünyada cenneti yaşamaya değil dünyayada cenneti kazanmaya odaklanmalıdır.

         Pervaneler gibi fedayı can etmeyi göze almadıkça ve dünya saadetine karşın ahiret saadetini tercih etmeyi öğrenmedikçe bu uğurda yaptıklarımız sadece bedensel işçilik olarak geçip gidecektir. Yaptıklarımızı, hedeflediğimiz gerçek adalet sisteminin hayat bulmasına yönelik olarak ve sırf Allah Rızası için yapmayı öğrenmedikçe istenen başarıyı göstermemiz mümkün olmayacaktır.

         Vazgeçmeden elde edemeyiz. Vaz geçişlerimiz bize ancak hakiki müslüman olma şuurunu ve inandığımız gerçek olduğundan emin olduğumuz bir davanın mensubiyet şerefini bahşedecektir. O zaman belki bin secde eder belki başımız. O zaman belki arşa değer başımız.

         Vesselam

         Selehattin DUMAN

         05.050.2019 03.40

Yorumlar (0)
banner51
23°
açık
Günün Anketi Tümü
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Namaz Vakti 25 Eylül 2020
İmsak 05:23
Güneş 06:48
Öğle 13:01
İkindi 16:23
Akşam 19:04
Yatsı 20:23