Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen’in soylu sendikal mücadelesinde, erdemli emek hareketi olma çizgisinde yeni bir miladı hep birlikte tarihe kaydedip başlatacaklarını söyledi.

 

Eğitim-Bir-Sen 6. Olağan Genel Kurulu başladı. Kur’an-ı Kerim tilaveti, İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından divan seçimine geçildi. Divan başkanlığına Eğitim-Bir-Sen Onursal Başkanı ve Eğitim Politikaları Kurulu Üyesi Ahmet Gündoğdu’nun seçildiği genel kurulun açılışında konuşan Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen’in soylu sendikal mücadelesinde, erdemli emek hareketi olma çizgisinde yeni bir miladı hep birlikte tarihe kaydedip başlatacaklarını belirterek, “Eğitim-Bir-Sen, emek mücadelesine yetki damgamız; alın terini akıl teriyle harmanlayan aksiyoner mücadele damarımızdır. Biz, sendikanın, sendikacılığın, sendikalılığın risk olduğu, sakıncalı damgası yemeye gerekçe yapıldığı dönemlerde yola çıktık. Fakat kurucu iradeyi yüklenen öznenin erdemli ve bilge tavrı, birçok konuda sıkıntıların aşılmasını kolaylaştırdı. Gerçekten öyle bir kurucu genel başkanımız var ki, kalemiyle sendikacılığa fikir, kelamıyla sendikal alana hoşgörü, ahde vefasıyla emek mücadelesine platform oluşturdu. Aksiyoner fikir adamlığıyla, herkes için ‘hepimiz sendikacıyız’ iradesini yansıtan bir çoğulculuk, hayat hakkından düşünme özgürlüğüne, ifade hürriyetinden hakkı savunma cesaretine, insanı ve onurunu koruyan, yücelten, biricikleştiren, her konuyu, her kavramı sendikacılığın asli kavramı ve muhataplık alanı olarak görmüş ve kabul ettirmiştir. Çok geç başlayan kamu görevlileri sendikacılığının çok erken bir süreçte bölgesel ve evrensel sendikal dinamik olarak ortaya çıkışı bu bakışın eseridir. Çünkü kurucu irademizin ifadesi yerel olsa da iradesi evrenseldir; kendini münhasır bir şekilde tanımlasa da ayrım yapmaksızın her insanı ve emeğini bizatihi değer gören, değerli gören bir anlayışla yola çıkmıştır. Tam da bu yüzden kamu görevlileri sendikacılığında ve eğitim sendikacılığında Türkiye, dahil olduğu iki kıtanın da çok üzerinde bir örgütlenme kapasitesi ve potansiyeli ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.


 

"Yeni bir eşikteyiz"

 

Kuruluşta sahip oldukları birikimin; Mehmet Akif İnan’ın eylemlerle dirilen bünye arayışının, Eğitim-Bir-Sen’in dirayetli sendikal duruşunun ve özgürlükçü sivil bakışının etkisiyle daha da derinleştiğini ve belirginleştiğini kaydeden Yalçın, “5. Olağan Genel Kurulumuzda sizlerden soylu mücadelenin emanetini isterken iki temel çerçeve ortaya koymuştuk. Bunlardan ilki, bulunduğumuz yeri ve yürüdüğümüz hedefi belirleyen ‘zirveden yeni ufuklara’, ikincisi ise hedefe yürüyüşün yönünü ve yöntemini ortaya koyan ‘içimize, işimize ve dışımıza yolculuk’tu. Çok şükür, ‘zirveden yeni ufuklara’ yolculuğumuz da ‘içimize, işimize ve dışımıza’ yolculuğumuz da istikametini kaybetmeden devam ediyor” şeklinde konuştu.

 

“Artık yeni bir eşikteyiz. Yenilenen fakat yozlaşmayan, dönüşen fakat eksenini kaybetmeyen, değişen, gelişen ve bu sayede değerini de yükselten bir sendikal kulvarın kurucusuyuz” diyen Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“6. Olağan Genel Kurul döneminde, bulunduğumuz yerden varacağımız yere doğru daha güçlü adımlarla, kadimden beslenen kararlılıkla hükmün hakikatle buluşmasına etki ve eşlik edeceğiz. Bilgiden hikmete yol alacağız, fikirden hakikate yöneleceğiz, iradeyi eylemle taçlandıracağız; irfanla, insanca yeni bir yolculuğa çağıracağız. İrfani bir kavrayış ve insani bir yürüyüşle, sendikal bilinçle ve sivil toplum örgütü direnci ile usulden esasa, ahkamdan ahlaka, mevcuttan makbule doğru bir istikamet yürüyüşünde olacağız. İşte bu yürüyüş, ‘yeni ufuklardan yeni umutlara’dır.”


 

"Ezber kulelerini yıkıp geçiyoruz"

 

Hep birle başladıklarına, yarım milyona dayandıkları bir vasatta dahi bu ilkeyi merkeze koyduklarına dikkat çeken Yalçın, “Çünkü bizim geleneğimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi mayalayan anlayış ‘bir’dir, ‘birlik’tir.’ Çünkü biz cümle varlığın birliğine ve kardeşliğine inanırız. Kurucu Genel Başkanımız Akif İnan’ın dediği gibi, ‘Türkümüz dünyayı kardeş bilendir/Gökleri insanın ortak tarlası.’ Biz onun bu şiirinden neşet eden bir bakışla, derilerimizin rengi farklı, alın terimizin rengi aynı; gözlerimizin rengi farklı, gözyaşımızın rengi aynı diyoruz. Eğitim-Bir-Sen olarak, örgütlülüğümüzü ideolojik alanın dışında konumlandırmamızın, tekçi anlayışlara karşı çıkmamızın en büyük sebebi de budur. Biz diyoruz ki, örgütlülük bireyi, ferdi yok etmemelidir. Örgütlülük, bizzat bireyin dayanışma ruhunun, dayanışma iradesinin tecessüm etmiş halidir. Hele hele eğitim gibi tamamen olma ve dönüşme/dönüştürme ilkesine dayanan bir alanda bireyi yok sayacak, bir kalıba sokacak eylemlere karşı çıkmamız bu ilkenin zorunlu sonucudur. Kimileri bizim sendikal anlayışımızı sorgulamaya çabalıyor. Ellerindeki yaftayı üzerimize yapıştırmak için her türlü safsatayı, kulaktan dolma malumatı ve en kötüsü de malumatla oluşmuş ezberi delil diye dayatıyor. Onlar konuşsun, ezberlerini tekrar edip dursunlar, biz ezber kulelerini yıkıp geçiyoruz” diye konuştu.


 

"Yerelden evrensele emeğin değerini artıracak yeni bir yol bulmanın derdiyle yürüyüşümüzü sürdürüyoruz"

 

Yalçın, hak ve emek mücadelesinin bayrağını burçlara dikme azminden bir adım dahi geri atmadıklarını, yeni arayışların baş gösterdiği bir çağda ve dünyada gelenekten geleceğe bir köprü kurmanın, yerelden evrensele emeğin değerini artıracak yeni bir yol bulmanın derdi ve değerleriyle yol aldıklarını dile getirdi. Eğitim-Bir-Sen’in, aynı zamanda hayatla, tarihle bütünleşen bir entelektüel zemin üzerinde yükselen bir emek örgütü olduğunu vurgulayan Ali Yalçın, şunları söyledi: “Maalesef ülkemizde birileri, emeğin ve hak mücadelesinin tanımını ve alanını daraltma eğilimini sürdürüyorlar. Biz buna sömürgeleştirilmiş zihinler diyoruz. Evet, bir zihin sömürüsü yaşanmıştır bu ülkede. Tekçi ve dayatmacı zihnin arka planında işte bu ideolojik körlük vardır. Oysa biz ‘başka bir dünya mümkündür’ diyor ve bununla da kalmıyor, sendikal anlamda bu kapsamda eylemler geliştiriyoruz. Geldiğimiz noktada sağa ve sola sapmadan, emeğin ve hak mücadelesinin fıtrat merkezli tanımını yapıyoruz. ‘Biz’, damladan ummana, zerreden zirveye, andan çağa her özneyi, her mekânı, her zamanı kapsayan bütünlüğün adıdır. Kimsenin dışarıda kalmadığı, herkesin biricik olduğu, biricik olanların kendilerini yok etmeden ‘biz’de değer bulduğu sendikacılıktır bizimkisi. Sınıfta ders veren öğretmen de, o sınıfı eğitime hazırlayan hizmetli de, okulu ve o personeli eğitime hazır ve motive edilmiş şekilde yönlendiren yönetici de ‘biz’in parçasıdır. Emeğin tanımında hiyerarşi olmaz. Emek mücadelesinde bürokratik oligarşi de olmaz. Seçkinci demokrasiye de liberal goygoylara dayalı fantezilere de yer yoktur. Çünkü insan ve emek; onurun, hakkın, hukukun hem merkezi hem sınırıdır. Bütün bunlara dokunmayan hiçbir mücadele, onlarla yol almayan hiçbir direnişçi irade kendini sendikacı, sendika ve sendikal mücadele olarak tanımlayamaz. Biz büyük bir kararlılıkla ve sarsılmaz bir aşkla diyoruz ki, eğitim-öğretim alanında sendikal duruşun mimarı, Eğitim Bir-Sen’dir. Biz, insana ilişkin kategorik ayrımlar oluşturmayız. Bizim derdimiz, bütünüyle ve bütün yönleriyle insan. Bizim derdimiz, aziz bildiğimiz insanın emek ve hak mücadelesi. Onun için, ‘emek sermayeden büyüktür’ diyoruz. Onun için, ‘insan bütün ideolojilerden üstündür’ diyoruz.”

 

Kapitalist-liberal evren içinde sosyal mühendisliğin aparatına indirgenen insanın, kimi zaman sistemlere köle, kimi zaman da ideolojilere kurban edildiğinin altını çizen Yalçın, “İşte biz bu düzeni ifşa eden bir örgütüz. Bizim ötekimiz yok! Biz, çatışmacı bir anlayışa sahip değiliz. Çünkü çokluk, birlik ilkemizin bir tezahürüdür. Bu, bizim inancımızın, irfanımızın, geleneğimizin tezahürüdür” dedi.


 

"Emperyalizm şiddet cürufunu bizim gönül coğrafyamıza boşaltıyor"

 

“Kapitalist düzenin, emperyalizmin dünyamızı getirdiği nokta ortadadır. Dünya sisteminin egemenleri sanki dünyamızı kıyamete sürükleme niyetindeler” diyerek sözlerini sürdüren Yalçın, “Bir taraftan ekonomik krizler, diğer taraftan terör, şiddet ve savaş. Emperyalizmin mühendisliğinde terör örgütleri konvansiyonel silah gibi kullanılıyor. İnsanlar yurtlarından ediliyor, korkuyla kaçtıkları ölüm onları deniz ortasında yakalıyor. Eğer şansları varsa sığınmak istedikleri ülkeye ulaşıyorlar fakat orada da görece refahın oluşturduğu duvarlara tosluyorlar. Avrupa’da yükselen ırkçılık, İslamofobi bunun bir tezahürü. Öte yandan, İslam coğrafyasında büyük bir yangın var. Yemen’de her gün onlarca insan ya açlıktan ya da silahlı saldırıdan ölüyor. Doğu Türkistan’da Çin tarafından tedricî bir asimilasyon ve yok etme harekatı uygulanıyor. Suriye ortada, Filistin, Irak, Afganistan, Myanmar yanıyor. Emperyalizm şiddet cürufunu bizim gönül coğrafyamıza boşaltıyor. Fakat şiddet bulaşıcıdır. Eğer dünyanın iyi insanları bir araya gelmez, bu gidişata dur demezse bu ateş bütün dünyayı saracaktır” değerlendirmesinde bulundu.


 

"Hakça bir paylaşım ve adil bir dünya istiyoruz"

 

Son yıllarda gerçekleştirdikleri uluslararası toplantılarla söz konusu gidişata karşı çözüm bulma yönünde önemli adımlar attıklarını, bu eylemleriyle ‘dünya beşten büyüktür’ iradesine emek tarafının desteğini sunduklarını ifade eden Yalçın, şöyle konuştu: “Kapitalist dünya sisteminin oluşturduğu krizlere karşı köklü çözümler ancak emek kesimi tarafından bulunabilir. Kapitalizm tekelci bir sistemdir. Nitekim gelinen noktada, 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yarısının gelirine eşit. Biz, bu sisteme karşıyız. Biz hakça bir paylaşım ve adil bir dünya istiyoruz. Sendikacılığımızla da bu umuda, bu ufka yürüyoruz, birlikte koşuyoruz. Yorulmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, yenilmeyeceğiz. Biz sendikacıyız; bir işyerini, bir ilçeyi, bir ili, bir ülkeyi, dünyadaki bir bölgeyi, kıtayı ve nihayet bütün dünyayı adalete mekân kılan her eylemle yeniden diriliriz. Çünkü biz insanlığın hayrına çalışıyoruz. Biz kapitalizmin şerrine çalışıyoruz. Biz emeğin hakkı için çalışıyoruz. Biz emperyalizmin defi için çalışıyoruz, Siyonizm’in defni için çalışıyoruz.”


 

"Zihinleri sömürgeleştiren, eğitim sistemimizi vesayet altında tutan müfredata da karşı durduk"

 

Vesayetten, vesayetin kurumlarından, vesayet odaklarının oluşturduğu mevzuattan, müfredattan çok çektiklerini dile getiren Yalçın, “Vesayet denilince sadece askeri vesayet gelebilir akıllara. Oysa emperyalizmin birçok vesayet aracı vardır Ekonomik düzenden eğitimin sistemine kadar her alanda ülkelere müdahale eden bir akıldan, bir sistemden bahsediyoruz. Bu noktada ciddi bir sorgulama yapma zamanı gelmedi mi? Evet, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi, ‘namlusunu millete çevirmiş tanka selam’ durmayız. 15 Temmuz’da da bunu gösterdik. Biz bununla yetinmedik, bir adım daha ileri gittik. Zihinleri sömürgeleştiren, eğitim sistemimizi vesayet altında tutan müfredata da karşı durduk. Bu, Eğitim-Bir-Sen duruşudur. Bu, Eğitim-Bir-Sen’in varoluş haykırışıdır” ifadelerini kullandı.

 

Türkiye’nin, bütün ihanetlere, darbe girişimlerine rağmen yerli ve millî bir yürüyüş sürdürdüğünü kaydeden Yalçın, şöyle devam etti: “Belki de iki asra uzanan bir hesaplaşma bu. Bu yürüyüşü eğitimde de gerçekleştirmek ve işe müfredattan başlamak gerekiyor. Biz de öyle yaptık. Kendimize has, köklerimizle barışık bir müfredat için birlikte düşündük, birlikte tartıştık ve birlikte bir irade ortaya koyduk. Burada bir hususu özellikle ifade etmem gerekiyor. Eğitim, haricî bir olgu değildir. Bilakis, olgulara yönelen ve olgular üzerinde yükselen bir oluş eylemidir. Esasen vesayetin eğitimde ilk başardığı şey, algıları olguların önüne koymak ve olgu dünyamızı yıkmak oldu. Eğer eğitimi haricî bir olgu olarak değerlendirirseniz yönlendirilmeye hazır bir algı üretirsiniz. Bu durumda siz, maruz kalan, yönetilen birey ya da toplumdan başka bir şey olamazsınız. Biz bu gerçeklerden hareketle, iki yıl önce müfredata yönelik kapsamlı bir rapor ve içeriğinde de herkesi muhatap alan bir çağrı yayınladık. Söylediklerimiz, fikir ve önerilerimiz herkesin dikkatini çekti. Ama ilk ses ABD büyükelçiliğinden geldi. Eğitim-Bir-Sen, zihinleri sömürgeleştiren prangaları kırmaya başladı. Bu iş, slogan işi değil, emek işi, ter işidir. Bu iş, kök ve fikir işidir.”


 

"Ülke olarak sorunları çözmeli, hedefleri gerçekleştirmeliyiz"

 

Eğitim sendikası olarak, hem emeğin hakkını hem de eğitimin paradigmasını aynı anda ilgi ve etki alanlarında kabul etmek durumunda olduklarını vurgulayan Yalçın, “Biz bu anlayışla eğitim sistemini ve felsefesini farklı yönleriyle tartıştık, raporlaştırdık, fikir dünyamızın insanlarıyla konuştuk. Müfredat bunun göstergesidir. 2023 Eğitim Vizyonu’nda ortaya konan irade bunun göstergesidir. Vizyon belgesine göz atanlar, Eğitim-Bir-Sen’in kuruluşundan bugüne seslendirdiği birçok hususu göreceklerdir. Bu vizyon belgesini bütünüyle ne kabul ettik ne de reddettik. Eksik kaldığı yerleri, beklentiyi karşılayan içerikleri tek tek kamuoyuyla paylaştık ve çok temel bir şey söyledik: ‘Belgede nicel bir dil kullanılmıştır.’ Biz, eğitimde nicelik ve nitelik ahenginin önemli olduğunu biliyor ve bunu sürekli seslendiriyoruz. Türkiye’de eğitim sisteminde nicel anlamda iyileşmeler var. Fakat bu, nitelikle desteklenmediği sürece, sorunları ötelemiş, hedeflere varmaktan vazgeçmiş olursunuz. Hatta sadece niceliğe takılırsanız sorunları daha da çoğaltırsınız. Oysa millet olarak, ülke olarak sorunları çözmeli, hedefleri gerçekleştirmeliyiz. Eğitimde başarı sıralamasında yoksanız diğer konularda var olamazsınız. O zaman yapılması gereken belli: Eğitimi, sadece sistemi, felsefesi ve teorisi üzerinden değil; emeği, emekçisi ve onların hakkı, hukuku üzerinden de önemli ve değerli gördüğünüzü ispat etmek zorundasınız” diye konuştu.


 

"Eğitime ayrılan pay kadar eğitimcilere aktarılan pay da önemli"

 

Eğitime ayrılan pay kadar eğitimcilere aktarılan payın da önemli olduğunu belirten Yalçın, talepleri şöyle sıraladı:

 

“Biz bu anlayışla ve bu gerçekten hareketle; ‘eğitimcilerin gelir vergisi yükü azaltılsın, ek dersten vergi alınmasın’ diyoruz. ‘Özel hizmet tazminatları yükseltilsin, mahrumiyet bölgelerinde ilave mali ve sosyal haklar getirilsin’ diyoruz. Çalıştığı şehir büyük, aldığı maaş düşük eğitim çalışanı fotoğrafı sona ersin istiyoruz. Sözleşmeli personel uygulaması eğitimde de kamuda da sona ermeli; eğitime güvenen toplum, eğitimcisine iş güvencesi vermelidir. Çocuğunu özleyen öğretmen, annesinden babasından uzak öğretmen çocuğu dramı artık son bulmalıdır. Hafta sonu öğretimi için verilen ek ders ücreti, hafta içi eğitim veren öğretmenlere de verilmelidir. Üniversitedeki idari personel, ikinci grup görülmemeli, görevleri de maaşları da motivasyonları da yükseltilmelidir. Akademik personel, fikren özgür, madden rahat, idari açıdan katılımcı olmalı, olabilmelidir. Türkiye, son yıllardaki sessiz devrimlerine yenilerini eklemeli, kılık ve kıyafet dayatmasını sona erdirmelidir. Kazanılmış haklara saygı duyan anlayış hayat bulmalı; yardımcıları, üst yöneticileri yanıltmamalıdır.”


 

"Öğretmenlik ve eğitim kurumu yöneticiliği, birbirinin rakibi değil, refiki olarak tasarlanmalıdır"

 

Öğretmenlik ve eğitim kurumu yöneticiliğinin, birbirinin rakibi olarak değil, birbirinin refiki olarak tasarlanması, meslek kanununun bu anlayışla kanunlaşması gerektiğini ifade eden Yalçın, “Biz, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu öğretmene destek kanunu olarak görmek istiyoruz. Okul yöneticilerimizin hakkını, hukukunu koruyan bir düzenlemenin hayata geçmesini, mevcut yöneticilerin birileri tarafından hedef gösterilmesine izin verilmemesini istiyoruz. Öğretmeni hor gören, toplumdaki saygın yerini yok etmeye yeltenen anlayışın merkezde, taşrada, okulda, sınıfta ve koltukta yerinin olmamasını önemsiyor ve değerli buluyoruz” dedi.


 

"1 Ocak 2019’dan geçerli olmak üzere, eğitim çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmeli ve maaşlara yansıtılmalıdır"

 

Ek gösterge konusuna da değinen Yalçın,“Eğitim çalışanlarını; hizmetliden memura, mühendisten avukata, şeften şube müdürüne bir sistemin uyumlu özneleri olarak görmek istiyorsak, haklarda eşitlik, sorumlulukta paydaşlık ilişkisi kurmak zorundayız. Eğitim çalışanlarına verilene dair tek ve net gösterge 3600 ek gösterge olmuştur. Artık bu konu tartışılmaktan, paylaşılmaktan, talep, teklif konusu yapılmaktan çıkarılmalı; 1 Ocak 2019’dan geçerli olmak üzere, eğitim çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmeli ve maaşlara yansıtılmalıdır. Eğitimciyi mutlu edelim, eğitimcilerin terini değerli hâle getirelim; yeni, büyük, güçlü Türkiye’ye daha hızlı ilerleyelim"ifadelerini kullandı.


 

"Kamu Denetçiliği Kurumu anayasal çerçevede yasal çerçevede hakkını arayan her arkadaşımızın yardımcısı ve destekçisidir"

 

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç ise Kamu Denetçiliği Kurumunun 2010 yılındaki anayasa değişikliğiyle tıp kı Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkı gibi hak ve özgürlüklerin genişletilmesi anlamında Anayasanın 74.maddesinde yer alan bir kurum olduğunu anlatarak, “

 

Kurumumuz bir hak arama kurumu bir insan hakları kurumu. Özellikle biz çalışmalarımızda ‘insanların en hayırlısı insanlara faydası olandır’ inancıyla hareket ediyoruz. Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin hizmetlerinin kalitesini artmasına iyi yönetim ilkelerinin kamuda yerleşmesine, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, şeffaf hesap verebilir ve insan odaklı bir idarenin oluşmasına katkı sağlamaktadır” dedi.

 

Kamu Denetçiliği Kurumu’nun paydaşlarının Sivil Toplum Örgütleri olduğunu kaydeden Malkoç, eğer sivil toplum örgütlerinin Türkiye’de hak ettiği yere geldiğinde Türkiye’de hak arayışının yaygınlaştığında anayasada yazılan ve yasalarda yer alan birçok hakkın uygulanacağınıve Türkiye’de hak ettiği yerlere daha iyi geleceğini vurguladı.

 

Malkoç, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Memur-Sen ve Ali Yalçın’ın alanlara inerek halkın bütün kesimlerine öncülük yaptığını anlatarak, "Hak ve özgürlüğümüzü korumak için hak arama mücadelesiyolunda Kamu Denetçiliği Kurumu anayasal çerçevede yasal çerçevede hakkını arayan her arkadaşımızın yardımcısı ve destekçisidir" açıklamasında bulundu.

 

Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Jülide Sarıeroğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran, Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, İnsan Hakları Kurumu Başkanı Süleyman Arslan, Eğitim-Bir-Sen kurucuları Ahmet Temizkök, Nazire Keten, Raşit Yazan, milletvekilleri, rektörler, genel müdürler, Memur-Sen’e bağlı sendikaların genel başkanları ve yönetimleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, delegeler ve 38 ülkenin 47 eğitim sendikasından 84 yönetici katıldı.