Değerli Başkanım,

Eğitim-Bir-Sen’de iki yılı amatör, iki yılı profesyonel şube başkanlığı olmak üzere 15 yılı aşkın bir zaman işyeri temsilcisi, ilçe başkanı, şube yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıktan sonra şuan asli vazifem öğretmenlik görevini ifa eden birisi olarak bu mektubu yazıyorum. Bu mektubu neden şimdi yazdın? Sorusuna; profesyonel sendikacılıktan, öğretmenliğe dönüş yapan birisi olarak edindiğim yeni tecrübelerin, yaşanmışlıkların, öğretmenler odasının havasını içeriden solumuş olmanın, kimi pişmanlıkların çerçevesinde yazmak zorunluluğunun ortaya çıktığını ifade ederek cevap vermiş bulunayım.  Buradan hiçbir sendikal, siyasal ya da bürokratik bir hedef ve amaç gütmediğimin de altını çizerek kamuoyuna deklare etmeyi bir borç biliyorum.

Yılar önce kürsüden anlatmıştınız Lady Godiva’nın hikayesini:

Lady Godiva, halkın ödediği vergileri artıran eşi Lord Leofric’e bundan vazgeçmesini vergileri artırmamasını bilakis indirmesini rica eder. Lady'nin ısrarından rahatsız olan Lord Leofric, eşine asla kabul edemeyeceğini düşündüğü bir teklif yapar. Lady Godiva'nın at sırtında, sadece saçlarına sarınarak, Coventry sokaklarını boydan boya geçmesi koşuluyla vergi yükünü azaltacağını söyler. Lady Godiva'nın buna cesaret edemeyeceğine inanan Lord, eşinin baskılarını bu şekilde kıracağını düşünür. Velhasıl Lady Godiva çırılçıplak, bir kıratın üstüne biner. Kızıl uzun saçlarıyla göğüslerini örter. Ahaliye evlerine kapanmaları, kapı ve pencerelerini sımsıkı kapatmaları duyurulur. Lady, uzun saçlarından başka vücudunu örtecek hiçbir şey olmaksızın at üzerinde şehri turlar… Bu durumu öğrenen halk, dükkanlarını kapatır evlerine girer. Lady'nin onuruna kimse sokağa adımını atmaz, hiçbir pencerenin perdesi aralanmaz. Lady'nin bu cesur davranışı karşısında, ona duydukları derin saygıyı gözlerini kapatarak gösterirler. Sadece Tom adında bir terzinin nefsine yenilerek kepengine açtığı bir delikten Lady Godiva’yı seyrettiği rivayet olunmaktadır. Terzi Tom’un yaptığı bu nankörlük karşısında Tom’un gözlerine mil çekilerek kör edilir. Lord Leofric eşine verdiği sözü tutar, vergileri, indirir.

Bu olaydan sonra Lady Godiva'nın cesareti, kararlılığı, saflığı, tutkusu pek çok sanatçıya ilham kaynağı olur. Lady Godiva özgürlüğün simgesi haline gelir.  O, bu davranışıyla kıyafetlerinden değil, dünyevi nimetlerden de soyunmuştur aynı zamanda. Hikayesi şairlere ilham verir. Bu şairlerden biri olan İsmet Özel; "Ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur" dese de yoldan geçen yüzlerce Godiva ve kör olmuş milyonlarca insanı görmemek için kör olmak gerek! Der bir yazarımız. Lady Godiva'nın yoldan çıplak geçip geçmediği değildir mesele, mesele o yoldan geçerken ona bakmayacak iradeye sahip olmaktır...

İsmail Kılıçarslan’ın ifadesiyle; hikâyenin bize önerdiği iki olumlu duygu vardır. Fedakârlık ve utanma. "Allah utanılacak iş vermesin" duası hayatımızdan çekiliyor. Tam tersine "Bunda utanılacak ne var" kalıbı olanca ağırlığıyla çöküyor insanın omzuna. ‘’Peygamberimiz yaşasaydı en güzel elbiseleri giyer, en iyi otomobile biner, en güzel evde otururdu.’’ Söylemi ise; Dilipak’ın ifadesiyle ‘’Nefis istiyor, akıl kılıf buluyor, vicdan rahatlıyor.’’ Söyleminin yaşantımızda hayat bulmuş örneğine dönüşüyor.

Sizin anlatımınızla Lady Godiva, sendikal literatürdeki yerini de almış oldu.

Sayın Başkanım,

Siz il il tüm Türkiye’yi gezip, salonlarda bu hikâyeyi on binlere anlatarak toplumun yoksul alt sınıflarına, çalışanlara, emekçilere, memurlara, yeni tehlikeli sınıf olarak tabir edilen prekaryaya karşı sadakatin, fedakârlığın, erdemin, soylu başkaldırışın, kendinden olmayana da tutkulu sahiplenişin mesajını verdiniz. Sendikacılık mücadele etmektir, gerekirse temsil edilen kitleler adına Lady Godiva gibi kendi beklentilerinden ve dünyevi nimetlerden de soyunmaktır düşüncesini Lady Godiva metaforu üzerinden mecazi olarak da olsa ifade ettiniz. İyi de ettiniz. Yüzbinler sizinle umutlandı. Genç, dinamik, karizmatik, salonları ve meydanları inletecek bir lider profili gördü karşısında. Toplu sözleşme beklentileri karşılamaktan hayli uzak olsa da, aynı sosyolojik tabanı paylaştığınız bir siyasi hareket karşısında kolayı değil zoru seçtiniz. İmza atarak sendikacılığın şanına leke sürme gafletine düşmediniz.

Gelin bu umutları Jaguar Şemsi’nin hikayesi gibi bitirmeyin. Biten, sizin sendikal kariyeriniz olmaz. Biten, milyonların sendikalara, sendikacılığa olan inancı olur. Muhafazakâr camianın iktidarla, sendikacılıkla ilgili umutları olur, biten.  Evet, göreviniz gereği çok fazla emek sarf ediyorsunuz. İnsan üstü bir gayretle, büyük stres altında çalışıyorsunuz. Bunun bir karşılığı da olmalı. Buna saygı duyuyoruz. Ancak iki yıl profesyonel şube başkanlığı yapmış birisi olarak yorumlarda şahsıma gelmesi muhtemel hakaretleri de göze alarak ifade etmek zorundayım ki; Genel Merkez yöneticilerini bir kenara bırakırsak, sendikacılık bir meslek değildir. Olmamalıdır. Sendikacılık kişiler için kariyer ya da zenginleşme kapısı hiç değildir. 2019 yılı Şubat’ında tüzük değişikliği ile yapılan düzenlemelerin ardından profesyonel sendikacı maaş artışlarına ilişkin haberler kamu vicdanını yaralar bir hal almıştır. Aktif sendikacı arkadaşlarımızın sahada bu durumu izah etmekte zorlandığını gözlemlemekteyiz. Yine konfederasyona bağlı kimi federasyonlardaki standart dışı ultra lüx makam araçları haberleri de öyle… Geçtiğimiz günlerde bir başka sendika şube başkanının maruz kaldığı şiddettin sebebi, bizler için de ahlaki konularda bir uyarı vesilesi olmalıdır.

Sol görüşlü sendikacıların; ‘’Sendikacılık meslek değildir. Sendikacılık zenginleşme sebebi olmamalıdır.‘’ yaklaşımı, üyelerimiz arasında örnek alınması gereken ahlaklılık ve erdemlilik dersi olarak görülmemelidir.

Makamlar, mevkiler kazanılırken mevziler kaybediliyor. Müdürlükler gelirken gençlik gidiyor. Nicelik artarken nitelik düşüyor. Teşkilatlara vasatizm egemen oluyor. Kimi teşkilat şubelerinde vasatlığın egemenliği yaşanıyor. Liyakat, öncelikle teşkilatlarda sorgulanır hale geliyor.

‘’Waldo sen neden burada değilsin? Bize senin sadece kalbin değil, kalıbında lazım.’’ dediniz. Teşkilat Waldo’lardan geçilmez oldu. Artık ‘’Henry sen neden buradasın? Henry! Sen, neden burada olduğunu bilmek zorundasın!’’ faslındayız. Bu Henry’lere neden bu sendikada oldukları anlatılmalı.

Bu sendikanın kuruluşunda merhum Necmettin Erbakan, M.Akif İnan’a: ‘’Önemli olan nedir biliyor musun? İki artı ikinin dört ettiğini Milli Eğitim’in bütün mensupları öğretebilir. Fakat helal iki liranın haram üç liradan daha büyük olduğunu ancak şuurlu eğitimciler öğretebilir. İşte bu sendika, bunu yapacak inşallah.’’ Demişti. Bu anlatın Henry’lere…

Sizler; sendikacılığın getirdiği nimetlerden soyunarak çağımızın Godivaları oldukça, bizim soframıza diz kırıp bizimle aynı ekmeği bölüştükçe sizlere kem bakan gözleri kör etmek de bizim boynumuzun borcu olsun.

Saygı ve hürmetlerimle Sayın Başkanım…

Celal Demirci

Kaynak: Kamudanhaber