Kafka’nın yabancılaşma duygusunu güçlü biçimde aktardığı eseri Dönüşüm’de; kahramanımız Gregor Samsa’nın bir sabah yatağında bir böcek olarak uyanması anlatılır. Bir metafor olarak böcekleşme ya da dönüşüm kişinin içinde doğup büyüdüğü çevreye yabancılaşmasını ifade eder. Hayata, olaylara, kişilere, ilişkilere bakış farklılaşır… Aslında bir anlamda bu durum, kişinin kendisine yabancılaşmasını da ifade eder. Bu metafordan yola çıkarak sizlere bir dönüşümün hikayesini yazmak istedik.

Kahramanımız şimdiki İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi’nin, İlim Yayma Cemiyeti İstanbul Eski Şube Başkanı olduğu dönemde MEB’deki görevlendirmelerde oldukça etkin olduğu konuşuluyordu. Hatta İstanbul’daki bir grup ilçe milli eğitim müdürünün il milli eğitim müdürüne değil Ömer Yahşi’ye biat ettikleri MEB camiasında konuşuluyordu. Kimi sendika şube başkanlarıda Ömer Yahşi’nin bu siyasi gücünden istifade etmeyi tercih etmiş, Ömer Yahşi’ye biat etmeyenler ise dışlanmıştı. Yahşi’nin, dönemin üst düzey MEB yetkilileri ile yakınlığı ise bir sır değildi. Yahşi’nin o dönemde özel toplantılarda söz alıp: ‘’Hafta sonu aile ile birlikteydim. Konu Beyefendiye iletildi.’’ Şeklindeki konuşmalarını ilçe müdürleri ve sendikacıların ağzı açık dinlediği ve gelişmeleri Yahşi’den takip etmeye çalıştığı konuşuluyordu. İstanbul’a gelen MEB bürokrasisini Yahşi karşılıyor ve takdim ediyordu. Sendika üzerinde vesayet oluşuyor gerekçesiyle kimi sendikacıların itirazları ise sendika genel merkezinin duvarlarından karşılık bulmadan yankılanıyordu. İstanbul’da Ömer Yahşi üzerinde birliğin sağlanamaması sendika genel merkezinin de arzulamasına rağmen Yahşi’nin o dönem İstanbul İl müdürlüğüne mani olmuştu. Yahşi ve ona yakın sendika şube başkanlarına yakınlığıyla bilinen Ömer Faruk Yelkenci İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü olurken Yahşi’de istemeye istemeye İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünün yolunu tutuyordu. Yahşi, İzmir’e gitse de gölgesi İstanbul’da kalmaya devam etti.

Ömer Yahşi sadece İlim Yayma Cemiyeti İstanbul Eski İl Başkanı olmakla kalmayıp Ali Yalçın’ın şube başkanı olduğu dönemde Ali Yalçın’a genel merkez yolunu açan Serdivan Çalıştayı projesinde de yer alan önemli bir isimdi. Bir yandan başta Anadolu yakasındaki sendikacılar olmak üzere sendikayla olan iyi ilişkileri, islami cemaatlere yakınlığı, üst düzey MEB bürokrasisi ile yakınlığı ve Bilal Erdoğan’a yakın olduğu söylemi Yahşi’yi MEB’in İstanbul’daki yaşayan efsanesi yapmıştı. Ömer Yahşi’ye sevsin sevmesin herkes saygı duyuyordu. Süreç içerisinde ona bağlılığını bildirmeyen bürokrasi ve sendikacılar tasfiye olurken herkes bu durumu normal karşılıyordu. Yahşi’nin bağlantılarını, gücünü bilmeyenler ise atamalardaki marifeti sendikadan biliyordu. Böylece İstanbul bürokrasisindeki Yahşi kadrolaşma kamufle ediliyordu. Sendika içinse önemli olan gelen kadroların kendinden olmasıydı. Seçimi Yahşi’nin yapmış olması sorun değildi.

Bütün bunları neden mi yazdık? Son günlerde Uluslararası Rotary 2440. Bölge Federasyonuna bağlı İzmir Rotary Kulüpleri’nin Rotary Bölge Federasyonu ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünün imzaladığı protokol manşetlerden inmiyor. İşte bu manşetlere konu olan Ömer Yahşi kimdir? Kısaca bir değinelim istedik.

Bu özgeçmişe sahip birinin hem de Bilal Erdoğan’a çok yakın olduğu söylenen birinin Bilal Erdoğan’ın Rotary ve Lions kulüplerine yaklaşımını bilmemesi mümkün değildi…

Daha 26 Eylül’de Türkiye Gençlik STK'ları Platformu tarafından Denizli’de düzenlenen 'Ege Buluşmaları' toplantısına katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu TGSP Yönetim Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan; Birtakım çevrelerin çeşitli vakıf ve derneklere farklı kulplar takarak gençleri oralardan uzaklaştırmaya çalıştıklarını söylemişti. Bilal Erdoğan Konuşmasının devamında da: "Ama Rotary'nin yaptığı çalışmaya katılmak mübah, Lions'un üniversitelerde yaptığı teşkilatlanmaya katılmak hiçbir kulp taşımıyor. Bu ülkede mason olmayı kimse sorgulamıyor. Dolayısıyla biraz öz güvenle ayağa kalkıp bu konularda ses çıkarmamız lazım, meydanı başkalarına bırakmamamız lazım. Bu konularda gençleri istismar eden bu odakları da ifşa etmek zorundayız" değerlendirmesinde bulunmuştu.

Peki, bu tavra rağmen Ömer Yahşi böylesi bir protokolü nasıl yapardı? Yakın çevresine ‘’Ben direndim. Üst düzey Bakanlık bürokrasisi baskı yaptı. İmzalamak zorunda kaldım.’’ Dediği söyleniyor. Velev ki söyledikleri doğru olsun. Makamı, kariyeri önemsemeyip davasını düşünen erdemli insanlar için gerektiğinde istifada bir seçenektir…

Tüm bu gelişmeler yaşanırken kendilerinden olmayanın en küçük bir hatasını bile bayrak yapan muhafazakar camianın sözde STK’larının ve Yahşi’nin dava arkadaşı sendikacıların suskunluğunu da ibretle seyrediyoruz. Soylu aileden gelenlerin suçlarının örtüldüğü ortaçağ derebeylikleri ile sizin aranızdaki fark ne? ‘’Bizim kimliğimiz belli, bizden kimse şüphe etmemeli.’’ anlayışının Türkiye’yi getirdiği nokta 15 Temmuz’dur.

İbrahim Tenekeci: ‘’Savunduğumuz değerlere karşı yabancılaştık. Bizden olana yabancı gibi davrandık. Olmayana ise hürmetlerimizi sunduk. Onlara yer açmak için birçok emektar ve fedakâr kardeşimizi yerinden ettik… Günün sonunda, kendi kurumlarımıza bile bir yabancı tedirginliğiyle girmeye başladık.’’ Diyordu.

Eğri oturup doğru konuşalım, olayın özeti budur. Ve dahi Davaya ihanet; mevki, makam, kariyer, rant… Adına her ne derseniz, deyin… Dünyalık edinme sevdasının birinci öncelik olması, mananın maddeye feda edilmesiyle vasatlığın baş tacı edildiği düzenin yıkılması da mukadderdir.  Mevki kazanırken mevziler kaybediliyor… Bu garabet karşısında susanlar ise olsa olsa soylu mücadelenin soysuzları olurlar…

Bakalım bu dönüşüm, başkalaşım, kendinden olana yabancılaşma nereye kadar devam edecek.

Fe eyne tezhebun! Nereye bu gidiş?


Kaynak: kamudanhaber