Batılı emperyalistlerin yüz yılda cehenneme çevirdikleri Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere, 600 yıl boyunca 3 kıtayı “adalet, merhamet ve hoş görüyle”yöneten Osmanlı Devleti’nin son demlerinde batılılaşma zırvalığıyla halkı devletten soğutma tutumu başlamıştı. Bu tutum tek partili CHP döneminde büyük ivme kazandı. Devlet, insanına batılılaşma dönüşümünü dayattığı, “milli ve manevi değerlerini, köklü tarihini, kültürel birikimini redd-i miras ettiği” ölçüde kendi halkına yabancılaştı. Tek tipleştirici projenin 80 yıllık yanlış uygulamalarının sonucunda elde ettiği tek başarı(!) da terör ve şiddeti ülkeye kanlı bir miras bırakmak oldu.

Çok partili döneme geçildiğinde ise ilk defa halk karar vermeye, söz söylemeye, yönetimi etkin bir biçimde belirlemeye yani tabiri caizse adam yerine konmaya başlandı. Kürtler de dayatılan tek tipleştirici ve asimile edici seküler toplum yapısına sert bir şekilde itiraz etmeye başladılar. Kültürel ve dini haklar konusundaki taleplerini yoğunlaştırdılar. Adnan Menderes ile başlayıp, Turgut Özal ile devam eden ve Recep Tayyip Erdoğan ile daha bir güçlenen şekilde Kürtlerin, eşitlik, demokrasi, adalet ve değişimle ilgili talepleri gerçekleşmeye başladı.

Kadimden beri tarihin hiçbir döneminde, bu ortak vatanımızda, aynı bayrak altında yaşayan Kürtler ve Türkler yani halklar arasında “kitleleri duygusal kopuşa götürecek, iç çatışmaları körükleyecek, kanlı bir tarihe yazılacak” bir problem mevcut olmadı. Olduğu söylenen problem ise CHP’nin başını çektiği geçmişin yanlış idare anlayışı ve uygulamalarında, Kürtleri daima potansiyel bölücü ve tehlike gören“katı ırkçı, tek tipleştirici” yaklaşımlardan kaynaklandı. Ancak aynı CHP’ye son zamanlarda bir haller oldu. CHP’de bir Kürt sevdası almış başını gidiyor.

Yıllar yılı Kürtlerin varlığını dahi inkâr eden, “Türkiye sadece Türklerindir ve Türk etnik ırkından olmayanların bu ülkede sadece köle ve hizmetçi olma hakkı vardır”diyen, “çarşı pazarda Türkçe konuş, çok konuş” baskıları yapan, Kürtlere insafsızca işkence yapan, dışkı yediren, Gezi Olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleriyle ülkeyi uluslararası emperyalizme teslim etmeye çalışan, kirli ve akıl almaz bir koalisyonla “Erdoğan ve AK Parti düşmanlığı” ortak paydasında yan yana gelen şer koalisyonu bugün Kürt haklarını savunur olmuşlar. Peki ne oldu da maske değiştirdi bu Cumhursuz Cumhuriyetçiler? Tabi ki yeminli Erdoğan düşmanlığı daha doğrusu Erdoğan düşmanlığı üzerinden vatana yapılan düşmanlık.

Asırlık sabıkalılar Kürtlere dost oldu da; Kürt meselesine ilk kez bu kanlı geçmişi bize miras bırakan bürokratik ve vesayetçi yapıların ayak diremesine rağmen, büyük siyasi risk alarak sorunu uzlaşıyla ve toplumsal mutabakata dayanan çözüm bulmaya çalışan, demokratikleşme ve çözüm süreçlerini devreye sokan, gerekirse baldıran zehri içmeye hazırım yeter ki analar ağlamasın diyerek OHAL’leri ve DGM’leri kaldıran, Kürtlerin ret ve inkarına son veren, işkence ve fail-i meçhulleri bitiren, Kürtçenin TV, radyo ve okullarda serbest olmasını sağlayan, anadilde savunma imkanı getiren, dışlanmışlığı, geri kalmışlığı, ihmal edilmişliği reformlarla ortadan kaldırmaya çalışan, “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü severim” diyerek Türkiye’nin tüm bölgelerinde milletin gönlünde taht kuran Recep Tayyip Erdoğan birden bire Kürde düşman mı oldu?

Kimse kimseyi kandırmasın. Ortada yaşanmış bir tarih var. Düşman da bellidir, dost da bellidir. Bugün eğer Kürtler korkmadan göğsünü gere gere istediği yerde ben Kürdüm diyebiliyorsa, Kürtçeyi özgürce konuşuyorsa, Ahmet Kaya’yı ölüme götüren Kürtçe şarkı söyleme hasretini bugün Kürt sanatçılar kolaylıkla dindirmişse bu gibi konularda sırtını halka ve hakka dayayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katkısı çok büyüktür arkadaş! Son zamanlarda peydah olan sahte dostlar bilsin ki, Kürtler yeminli Erdoğan düşmanlarının göstermelik, riyakar desteklerine muhtaç değildir. Onların 3 kuruşluk siyasi hesapları için, kullanmak isteyecekleri rakı masası mezesi de değildir. Hadi başka kapıya…

Avukat Ercan EZGİN Y/ Milat