Yeni eğitim yılı Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un tüm eğitimcilere hitaben yaptığı konuşma ile başladı. Önemli mesajların, dikkate değer vurguların yer aldığı konuşma müstakil bir yazının konusu olabilir. Ne var ki konuşmanın birkaç gün öncesinde MEB’in yapmış olduğu yönetmelik değişikliği ve akabinde bu değişikliğin basın yayın kuruluşlarınca sunumu, Sayın Bakanın konuşmasını gölgede bıraktı.

 

Bizlerde bu vesileyle hem bu değişikliği yapan Bakanlık bürokrasisinin performansını hem de basın-yayın kuruluşlarında eğitim haberlerini yapan muhabirlerin durumunu görmüş olduk. Bu arada, öğrencilerin aleyhine bir düzenlemenin ortaya çıkmasının ardından kamuoyunda konuya ilişkin gerekli özeni gösterip dikkat kesilen birilerinin varlığına da pek şahit olmadık.

 

İşte bu kombinasyon, eğitim sahasındaki ahvalimizin neden böyle olduğunu tastamam ilan ediyor!

 

Başarılı çocukların cezalandırması anlamına gelen ve üzerinde iki dakika bile tefekkür edilmediği açık olan bir değişiklik herkesin gözleri önünde MEB yetkilileri tarafından yapılıyor. Ardından Resmi Gazete’de ayaımlanarak yürürlüğe giriyor.

 

Yönetmelik değişikliği haberi, basın-yayın kuruluşlarınca “Acaba bu değişiklik ile ne olmuş?” sorusu askıya alınarak nasıl ambalajlanıp kendilerine gönderildiyse o şekilde servis ediliyor.

 

20 milyon öğrencinin yaşadığı bu memlekette bu anlamsız yönetmelik değişikliği karşısında kamuoyundan bir ses de çıkmıyor!

 

Bir memlekette eğitimin yerin dibine girmesi için lazım gelen tüm donanım özelliklerine sahip olduğumuzu görmenin dışında bu manzaranın asap bozucu olduğu aşikâr!

 

1 Eylül günü pek çok basın-yayın kuruluşu MEB’in yönetmelikte yaptığı bir değişiklik ile devamsızlık yapmayan öğrenciyi ödüllendirdiğini söyledi. O gün, haber sitelerinin neredeyse tamamı birbirinin aynısı olan şu cümlelerle haberi aktardı:

 

“Bakanlıktan yeni düzenleme! Devamsızlık yapmayan öğrenciye ödül geliyor!”

“Devamsızlık  yapmayan öğrenci ödüllendirilecek!”

Haberin sunumu öğrenciye müjde niteliğinde adeta!

Haberi yazanlara inanacak olursak MEB öğrencileri ödüllendirmiş!

Peki, nasıl yapmış bunu? Başarılı öğrencilere verilen başarı belgelerinin şartlarının sıralandığı yönetmelik maddesinde bir değişiklik yaparak…

Bakalım o zaman o maddeye, gerçekten bir ödüllendirme var mı?

Madde şöyle:

Okul öğrenci ödül ve disiplin kurulu, derslerdeki gayret ve başarılarıyla üstünlük gösteren, özürsüz devamsızlık süresi 5 günü geçmeyen, tüm derslerden başarılı olan, dönem puanlarının ağırlıklı ortalaması 70,00 ten aşağı olmayan ve davranış puanı 100 olan öğrencilerden;

70,00-84,99 arasındakileri teşekkür belgesi,
85,00 ve daha yukarı olanları takdir belgesi,
Ortaöğrenim süresince en az üç öğretim yılının bütün döneminde takdir belgesi alanları üstün başarı belgesi ile ödüllendirir.
Özetle deniyor ki, öğrencinin davranış notları ve yıl sonu başarı puanı 100 dahi olsa 6 gün özürsüz devamsızlık yapmışsa başarı belgesi alamaz. Öğrencinin yasal özürsüz devamsızlık süresi kaç gün diye baktığımızda 10 gün olduğunu görüyoruz. Yani adalet duygularını her geçen gün biraz daha körelttiğimiz öğrenciye şunu demiş oluyoruz; sana 10 gün devamsızlık hakkı veriyorum ama bunu 5 günden fazla kullanırsan benden başarı belgesi alamazsın.

MEB’in bu uygulaması, memura 20 gün yıllık izin hakkı verip ‘’Bunu 10 günden fazla kullanırsan maaşından keserim’’ demek gibi bir şey! Ya da mesela Anayasa’da size verilmiş seyahat etme hakkı var bir de çalışma hakkı var. İkisini de gerçekleştirmek yeterliliğiniz var. Ama size deniyor ki seyahat etme hakkını kullanmazsan eğer çalışma hakkını sana veririz !!!

Bu örneklerdeki uygulamalara ‘’Olmaz öyle saçma şey!’’ deyip, 5 gün devamsızlık hakkını kullanan öğrenciyi başarı belgesinden mahrum bırakmayı  onaylamak büyük bir tutarsızlıktır!

Yapılan bu değişiklikle MEB’in öğrenciyi okulda tutma, devamsızlığı önleme amacında olduğunu anlayabiliyoruz. Fakat bunun yolu başarılı öğrenciyi yasal devamsızlık hakkını kullandığı (kullanmak zorunda kaldığı) için cezalandırmak şeklinde olmamalı. Devamsızlık hakkını 5 günden daha az kullanan öğrenciyi farklı yollarla da ödüllendirebiliriz.

Her eğitim yılı başında çocukları, kaşlarımızı çatıp, parmağımızı sallayarak tehdit etmekten, sürekli ceza müessesesini çalıştırarak yüklerini artırmaktan vazgeçmeliyiz. Yeni sezona gerginlikle, stresle, korkuyla değil umut, neşe ve heyecanla başlamaları gereken çocukların, kendi içinde tutarsızlık ve adaletsizlik barındıran kanun maddeleriyle sürekli sorun üreten büyüklerine olan güven ve saygılarını yitirmelerini sağlamak için elimizden geleni yapmaya çalışmaktan da artık geri durmalıyız.

MEB’in Eylül ayı seminer dönemi için tüm öğretmenlerin okuması ve aralarında tartışmaları talimatında bulunduğu ‘’Eğitim - Bir Kitle İmha Silahı’’ kitabından bir alıntıyla bitirelim o zaman:

‘’Çizmelerinizi zaten ezilmiş durumdaki çocukların boğazından çekin. Sizin değil, onların neye ihtiyaç duyduğuna kafa yorun…’’

 


ALİ AYDIN

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL SEKRETERİ

05.09.2018