Eğitimdeki sorunların ders sayısını azaltmakla çözülmeyeceğini savunan Eğitim-İş, “Fizik, kimya, biyoloji, felsefe gibi dersleri bir çatı altında toplayarak, ders saatini düşürerek sorun çözmeye çalışmak, daha büyük sorunlara kapı aralar. Herhangi bir ders saatini düşürmek, öğretmenleri norm fazlası duruma getirebilir, binlerce kadroyu kapatabilir” değerlendirmesini yaptı. Sendikadan yapılan açıklamada özetle şu ifadelere yer verildi:

'DÜZENLEME AKLA VE BİLME AYKIRI'
“Açıklanan ‘2023 Eğitim Vizyonu’ kapsamında, anlaşılıyor ki yakın bir zamanda ortaöğretim kurumlarında ders sayıları azaltılacak. 2010’da yapılan değişiklikle, 9’uncu sınıflarda, tüm eğitim kurumlarında ortak derslerin okutulduğu bir düzenleme yapılmış, daha sonra 10’uncu sınıflar da aynı kategoriye alınmıştı. Bu düzenlemeyle; fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi ortaöğretimde olmazsa olmaz temel dersler, seçmeli dersler haline dönüştürülmüştü. Bugün yapılması düşünülen değişiklikle ilgili gelen bilgilere göre örneğin; fizik, kimya, biyoloji, felsefe, coğrafya dersleri, temel bilimler adı altında ve sadece iki saat olarak düzenleniyor. Böylesine geniş kapsamlı ve gerçekten temel bilimler olarak adlandırabilecek derslerin sıkıştırılması ya da tek isim altında toplanması akla ve bilime aykırı.

Bu alan dersini, hangi alan öğretmeninin hangi kriterle ve zaman diliminde okutacağı sorununu da ortaya çıkarıyor. Ders sayısını azaltmakla sorunların çözülmesi mümkün olmadığı gibi; fizik, kimya, biyoloji, felsefe gibi dersleri bir çatı altında toplayarak, ders saatini düşürerek sorun çözmeye çalışmak, daha büyük sorunlara kapı aralıyor. Herhangi bir ders saatini düşürmek, öğretmenleri norm fazlası duruma getirebilir, binlerce kadroyu kapatabilir. Öğretmenlerin yer değiştirme süreçlerinin başlayacağı, ders seçimlerinin yapıldığı, ders kitaplarının planlandığı bu dönemde, eğitim paydaşları tarafından tartışılmadan böyle bir değişikliğin yapılması doğru değil. Bakanlık asıl sorunu görmek istemiyor. Sorun, ders adlarının fazla olması değil, içeriklerinin bilimsellikten uzak olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, sistemi altüst edecek, öğretmen ve öğrencileri mağdur edecek böyle bir değişiklik, aceleye getirilmemeli.

Müfredatın çağdaş, laik ve bilimsel bir altyapıya kavuşturulması, çağımız gerçekleri ve ihtiyaçlarına göre değiştirilmesi öncelikli hedef olmalı.”