Yıl 1998...Güngören'de Üçyüzlü Çeşme camiinin hemen bitişiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı'na ait olan ancak bir vakıf tarafından işgal edilen bir Kur'an Kursu binası vardı. Bina bu vakfın işgalinde olduğu için Diyanet'in Kuran Kursu olarak kullanılamıyordu.

NE OLACAK BU HALİMİZ?

Cami, bölgedeki ihtiyacı karşılamadığı için kursla birlikte yıkılacak ve yerine büyük bir cami yapılacaktı.

Cami ve Kur'an kursu derneği, müftülük ve belediye birlikte adım atmış ve caminin yıkılarak yeniden yapılması için her şey tamamlanmıştı.

Ancak bir engel vardı.

Kuran Kursu'nu işgal eden vakıf binayı bir türlü boşaltmıyordu.

Sonunda resmi süreç tamamlandı ve kurs binası belediye tarafından boşaltılarak yeni inşaat için süreç başladı.

Kursun boşaltılması ve yıkım sırasında da zabıta ve polis tedbir aldı.

Buraya kadar sorun yok.

Ertesi gün (bugünkü adıyla Yeni Akit) o zamanki adıyla yanılmıyorsam Vakit gazetesinin manşetini görünce gözlerime inanamadım:

"Refahlı belediye başkanı çevik kuvvet eşliğinde Kuran Kursu yıktı."

Aradım gazeteyi.

Haberi yapan muhabire ulaştım:

"Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?"

Birincisi hedef aldığınız kişi Refahlı belediye başkanı duruşu, görüşü belli olan bir insan: Yahya Baş.

İkincisi bu kurs binası zaten Diyanet'in resmi kursu ve işgal edilmiş durumda.

Üçüncüsü cami ve Kur'an kursu derneği yeni cami inşaatı için karar almış zaten.

Yani ortada rutin işleyen bir süreç var.

Haberin doğruluğunu araştırmak gerekmez mi?

Cevap:

"Hocam bu haber gazete baskıya gireceği zaman bize geldi, bu nedenle araştırmadık."

Ne dersiniz?

Bu üslup ilkeli, ahlaklı bir gazetecilik midir?

****

Yıl 2 Mart 2018 .

Aradan 20 yıl geçti.

Çok şey değişti.

28 Şubat bitti, Türkiye değişti, dünya değişti ama bu ahlak fakirliği değişmedi.

1998'de bizzat şahidi olduğum olayın aynısı dün 2 Mart 2018 tarihli Akit'te karşımıza çıktı bir utanç örneği olarak.

Neymiş?
Bu da 2018'in 28 Şubat'ı imiş.

Neymiş?
28 Şubat bitmiş ama baskı ve zulüm devam ediyormuş.

Neymiş?
Namaz kıldığı için birine ceza veren 28 Şubatçı kafalar varmış.

Hay dilini eşek arısı soksun derler ya.

Onun gibi birşey...

Haberi yapan kim?

1998'deki zihniyeti titizlikle koruyan aynı gazete...

Üstelik İslamî duyarlılığı(!!!) olduğunu iddia eden bir gazete...

Haberin aktörü kim?

Yeni yetme bir muhabir...

Kimi hedefe koymuş bu muhabir?

Belki onun yaşı kadar sene bu ülkede 28 Şubat zihniyetine karşı mücadele eden,
başörtüsü zulmüne "eyvallah" demeyen,

Bu nedenle de ödenecek bir bedel varsa bunu sürgünle ödeyen bir insanı hedefe koymuş.

Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü Ramazan YILMAZ'ı...

Olayı, kendi sorunlarını "din" kılıfı ile gazeteye servis edeni bir kenara koyalım.

Gazeteye ne demeli?

Bir okulda bir öğretmenin disiplinsizliklerini içeren sıradan bir soruşturma ile ilgili önlerine konulan iddiayı adam gibi soruşturup adaletle hareket etmek yerine (muhabir ile haber öncesinde yapılan görüşmede "gelin bir çayımızı için, her türlü bilgilendirmeyi yapalım, mesele bildiğiniz gibi değil" şeklinde iyi niyetli yaklaşım gösterilmesine rağmen) bu olayı "din istismarı" yaparak sunmak, üstelik bunu namaz kılanların hukukunu korumak adına yapmak ne kadar zavallılıktır, ucuz kahramanlıktır.

Habere bakın hele:

"28 Şubatçı müdür namaz kıldığı için bir öğretmene ceza verdi "

Bu mantığa göre ilçede görev yapan ve cumaya giden tüm memurlar ayağını denk almalı!

Böylesi bir siyasi iklimde, böyle bir dönemde ve Başakşehir gibi bir yerde böyle bir ceza uygulaması var (mış) cuma namazı kılanlara(!!!)

Ama nedense 5 bine yakın öğretmenden sadece bir kişiye bu nedenle ceza verilmiş.

Anlı şanlı gazetemiz de bu zokayı yutmuş.

Biz de düşük zekalıyız ya inandık (!).

Yılların gazetesi ne de olsa.

Yazık!

Bu kadar basit ve seviyesiz bir üslup olur mu?

Ne kadar sığ bir yaklaşım!

Bunların her yaptığı haber böyle ise Allah korusun bizi.

Düşman aramaya gerek yok.

Bizzat şahidi olduğum onca iyi niyete, sorunu çözme önerisine, insanca yaklaşıma rağmen ahlak yoksunu bir tavırla itibar suikasti yapmak hangi dinde, hangi insanlıkta ve hangi kitapta yazar?

Bizim kitabımızda yazmaz.

Dini istismar etmek, din üzerinden rant elde etmek, insanların dindarlık seviyelerini ölçerek din puanı vermek ve hedefe varmak için her yolu mübah görmek bizim mahalleyi temsil ettiğini iddia eden kimi kişi ve kuruluşun kronik hastalığı maalesef.

Kul hakkıymış, adaletmiş, dürüstlükmüş, ahlakmış.

Kim için bunlar?

Bu değerler kendisine hatırlatılınca "ben derviş değilim" kurnazlığına kaçan ve küçük hesap yapan zavallılar...

Yazık size...

Ramazan Yılmaz'ı tanıyanlar tanır, bilenler bilir.

Zaten Başakşehir kamuoyu dünkü duruşuyla bunu gösterdi.

Asıl mesele bu değil zaten.

Sorun; bu anlayışın savrulduğu yer ve tercih ettiği gazetecilik üslubu.

İnsanların itibarı, onuru ve kişiliği ile bu kadar kolay oynayabilme ruhsuzluğu.

Unutmamalı!

Eğer ahlakınız ve adaletiniz yoksa;

adınızın, sanınızın ne olduğu;

ve kim adına konuştuğunuz hiç önemli değil?