Ülkemizde parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte; siyasetin sosyolojisi değişmeye başladı. Sürecin ilerlemesiyle çok kutuplu siyaset iki ana kutuba doğru yönelme eğilimine girdi. Siyasetin sosyolojisinin değişmesine paralel bir şekilde toplum sosyolojisinde de değişme emareleri görülmeye başlandı. Toplumsal alanda daha düne kadar adeta birbirine düşman cenahların bir araya gelmeye ve cephe siyasetine yönelmeye başladığı görülüyor. Bu durum bir yandan sahadaki dağınıklığı toparlarken diğer yandan daha tehlikeli ve keskin bir kutuplaşmayı da beraberinde getirme riski içeriyor. Siyasi alandaki bu değişimin toplumsal alanda karşılık bulması durumu, siyaset sosyolojisinin toplum sosyolojisinde değişikliğe neden olma durumunu ifade ediyor.

       Bu duruma, elbette ötekileştirilmişlerin siyasal sisteme dahil olması adına sevinenler de olacaktır. Ancak; toplumdaki marjinallerin ana kutuplar içerisinde yer edinmek suretiyle terazinin kefesinde kendi özgül ağırlıklarının çok üzerinde bir etkiye sahip olarak toplumsal dokuyu tahrip gücüne kavuşmaları ciddi bir risk oluşturacaktır. Siyaset ya da sivil toplum alanındaki bu tür konjonktürel birlikteliklerin ilerleyen süreçlerde Judas sendromuna yakalanıp, ihanet öpücüklerine boğulması da çok uzak bir ihtimal değildir.

        Bilindiği üzere; Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan Judas, Romalı askerlerin verdiği 30 gümüş para karşılığında Hz. İsa'yı satmıştır. Judas, Hz. İsa’yı tanımayan Romalı askerlere: ‘’Yarın meydanda onu öpeceğim, bu şekilde onu tanır ve gidip yakalarsınız.'’ diyerek bu öpücüğünü işaret olarak kullanır. Son akşam yemeğinin ertesi günü Romalı askerlerin kuşatması sırasında verilen bu öpücük, ihanet öpücüğü olarak da hafızalardaki yerini alır. Hz. İsa’yı tanımayan Romalı askerler; Judas’ın, Hz. İsa’nın yanağına kondurduğu öpücükten, öpülen kişinin Hz. İsa olduğunu anlarlar ve onu yakalarlar. Hz. İsa’nın düşmanlarının onu ayırt etmesini sağlayan şeyin bir öpücük olması ironiktir. Rivayete göre Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra pişman olan Judas kendisini erguvan ağacının dallarına asmıştır. Normalde beyaz çiçekleri olan erguvanın Judas'ın günahkâr kanı ile mor çiçekler açmaya başladığı söylenmektedir.

Tüm kesimler için bugünün havarilerinin yarının Judas'ları olma ihtimalini gözden ırak tutmadan; bu ülkenin yerli ve millî tüm renklerinin, ülkemizi dış güçlere anahtar teslimi vermeye hazır, ipi başkasının elindeki vesayet odaklarına karşı birlikte mücadele etmesi bir mecburiyet haline gelmiştir.

       Sokrat, baldıran zehri içirilmek suretiyle idam cezasına çarptırıldığında, idama giderken: ‘’Artık ayrılmanın zamanı geldi, yola çıkma zamanı. Ben ölmeye gidiyorum. Siz yaşamaya. Sizin istediğiniz gibi konuşup yaşamaktansa, kendi istediğim gibi konuşup ölmeyi tercih ederim. Hangisinin daha iyi olduğunu Tanrıdan başkası bilemez.’’ Demişti.
Zaman, başkalarının istediği gibi konuşup, yaşamaktansa; gerekirse kendi türkümüzü söyleyerek ölme zamanıdır. Kimileri inandıkları değerler uğruna mücadele ederek ölürler, kimileri menfaatleri uğruna erguvan ağaçlarının dallarında ihanet girdabının son pişmanlığı içinde… Seçim bizim…

       Bilinmelidir ki: hangi kurumda ve hangi durumda olursa olsun, kimden, nereden ve ne şekilde gelirse gelsin, vesayete onay verenler ‘’Judas'lar''dır. Judas'ların sonları da erguvan ağacının dallarıdır…

 

Celal DEMİRCİ

Eğitim-Bir-Sen İstanbul 5 Nolu Şube Başkanı