Liselere yerleştirmeler ve yükseköğrenime geçiş sınavları belli olduktan sonra tuhaf söylemler yine yükselmeye başladı. Birileri hazırda beklettikleri “İmam Hatip Modeli başarısız oldu!” başlıklarını hemen atmaya başladı. Eğer o haberlere efekt ekleme imkanları olsa zil takıp oynama efektlerini de koyacaklar.

Maalesef bu kesimin derdi eğitim-öğretim meselemiz değil. İmam Hatip karşıtlarının “İmam Hatip” üzerinden birilerini dövmeye çalışması, bugüne kadar bu okullardan mezun olanları bir kenara bırakarak söylüyorum hali hazırda o okullarda öğrenim gören 1 milyon 400 bini bulan öğrenciyi yok sayması çok büyük saygısızlık ve de haksızlık.

Onlar da bu ülkede yaşıyor ve tartışmaları görüyorlar. Onların psikolojilerini hiç düşünmeden, geçmişte yapılan hatalar tekrar edilerek ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmaları; aşağılamalara varan eleştirilerin odağına konulması kimseye bir fayda vermez. Geçmişte bu acıları pek çoğumuz yaşadı. Aynı şeyi bu yavrucaklara yaşatmak da hiç adil değil. Ülkemizdeki tüm olumsuzlukları yalnızca İmam Hatiplere fatura etmek de önyargıdan başkaca bir şey değil.

Bu okullardan mezun olan bizler bundan sonraki dönemlerde aynı sıkıntıların yaşanmamasını arzu eden kimseleriz. Ülkemiz ve dünya şartlarında en makul ve en mutedil model olduğu içi benimsiyor ve tavsiye ediyoruz. Burada dikkat çekmesi gereken, “dayatma” diye bir şeyi bizlerin de asla kabul etmediğidir.

Çok az kimse eğitim ve öğretimde yaşanan olumsuzlukları gerçek manada ele almaya çalışıyor. O az sayıdaki kimsenin görüşleri de maalesef koparılan büyük gürültünün içinde kaybolup gidiyor. Üzüm yeme yerine bağcıyı dövme niyetindekiler sağlıklı bir tartışma ortamını engelledikleri gibi sağlıksız sonuçların ortaya çıkmasına sebep oluyorlar.

İmam hatipler mevzubahis olduğunda imam hatip karşıt/düşmanlarının haricinde öne çıkan 2 kesimden bahsetmek zorunda kalıyorum maalesef: 1- İmam hatipli geçinenler 2- İmam hatipten geçinenler. Bu iki kesim en az İmam Hatip karşıtları kadar zarar veriyor.

Türkiye genelinde imam hatipleri tercih oranının kabaca yüzde 12-13 olan sayısı daha tercihler tamamlanmadan yüzde 3 oranında artmasına rağmen “İmam Hatip modeli iflas etti” yaygarası kopartmak tabi ki önyargıdan başka bir şey değil. Nakiller ve diğer aşamalar neticelendiğinde imam hatipleri tercih eden ve kayıt yaptıran öğrenci sayısı netleşecek.

Şu aşamada tartışmalar “Neden tüm liseler içerisinde yüzde 15’lik bir dilime sahip olan İmam Hatipler üzerinden yürütülüyor?” sorusunun cevabı da önemlidir. Sınavla öğrenci alan İmam Hatiplere çok yoğun bir ilgi olduğunu ve kontenjan durumundan dolayı pek çok öğrencinin bu İmam Hatiplere yerleşemeyip açıkta kaldığını da bizzat biliyor ve görüyoruz.  Buradaki diğer mesele“Nitelikli” statüsünde olmayan İmam Hatiplerin yeterince tercih edilmemesidir.

Liselere yerleştirmede asıl dikkatlerden kaçan husus Meslek Liselerinin yeterince tercih edilmemesi. Bu da demek oluyor ki liselerde okuyan öğrencilerin neredeyse tamamı üniversiteye yönelik tercih yapıyorlar.

Türkiye’deki tüm liselerin statüsünü Fen veya Anadolu Lisesi yapsanız sorun halledilmiş mi olacak? Bu kez de Yükseköğrenime geçişte tüm öğrencilerin kaderi tek bir sınava bağlanmış olmayacak mı?  Yani bu kez de Üniversite imtihanını kazanamamış binlerce Fen ve Anadolu Lisesi mezunu ile karşı karşıya kalınacak.

Elbette her anne baba evlatlarının yüksek tahsil yapmasını arzu eder. Ama bu kez de “Denge nasıl sağlanacak, kim sağlayacak, veliler buna nasıl ikna edilecek?”  soruları cevap bekleyecek. Ama her ne olursa olsun kenarda köşede İmam Hatipler üzerinden özel emellerini hayata geçirmek için bekleyenler de hep olacak.

YKS’de Beyoğlu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Ahmet Bera Nasuhbeyoğlu dil puanında Türkiye birincisi, Kartal AİHL öğrencisi Saniye Feyza Ülgür , TYT Ek Puanlı yerleştirmede Türkiye üçüncüsü oldu. Hatırlatmış olayım.

İbrahim KILIÇ /DİRİLİŞ POSTASI