Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkmış sendika başkanı, salonda toplanmış çalışanlara ateşli bir konuşma yapmaktadır:
- "Arkadaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık. Bundan böyle
haftanın dört günü daha çalışmayacağız!" Kalabalık,
- "Yaşasııınn!" diye bağırır.
- "Çalışma saatimiz beşte değil, dörtte bitecektiiir!"
- "Yaşşaaaaaa!!"
- "Çalışmaya dokuzda değil, on birde başlayacağıııızz!"
- "Helaaallll!!"
- "Maaşlarımız yüzde 150 artacaktıııırrr!"
- "Vaaaaaauuuuuvvvv!!"
- "Yalnızca Çarşambaları çalışacağııız!"
Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur. Derken arkalardan bir ses duyulur:
- "Her çarşamba mı??!!"
       Bir toplu sözleşmeyi daha geride bıraktık. İnsanoğlunun gözü açtır, her zaman daha fazlasını ister. Fazla istemekte haklı gerekçeleriniz olabilir, mesela bu maaşla geçinilir mi? Çocuk okutuyoruz, ev kira, banka borcumuz var vs vs. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Haklısınız belki ama haksız olduğunuz yönleri de göz ardı etmemeniz gerekiyor. 
      Toplu sözleşme masasına kamu işveren heyetinin ilk getirdiği 2018-2019 yılı toplam %12’lik teklife bakılınca daha sonra memur-sen’in dik duruşu sonucu verilen %17.54’ün hiç de fena olmadığını göreceğiz.
       “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözünü hepimiz biliriz. 2007 toplu sözleşme masasına, kamu-sen 350.727 üye ve 8 sendika kolunda yetkili olarak oturduğu masada %2+%2’lik teklife imza attığını ne çabuk unuttuk? 
        4.Toplu sözleşme masasında Diyanet-sen genel başkanı Sayın Mehmet Bayraktutar’ın Toplu sözleşmeye damgasını vurduğu o tarihi konuşması benim olduğu kadar hepimizin duygularının vücut bulduğu bir konuşmadır.  
        Devletimiz ve aziz milletimiz el ele omuz omuza geçtiğimiz yıl demokrasimize yapılan haince bir darbe girişimini bertaraf etti. 250 şehidimiz binlerce de gazimiz var. Hainler canımızı yaktıkları yetmez miş gibi bir de ülke ekonomisine 17 milyar dolar zarar verdiler. 
       Ekonomimiz ne zaman düzelmeye başlasa, devletimiz ne zaman kalkınma harekâtı başlatsa bu hainler meydana çıkıyor, ülkemizin kalkınmasına, ayağa kalkmasına engel olmaya çalışıyor. Bu duruma bazı örnekler de vermekte fayda görüyorum;
      1- 2013 Mayıs ayında IMF’ye olan borcumuzun son taksidini ödeyeceğimiz açıklanmıştı ki, 27 Mayıs 2013’te Gezi parkı eylemleri patlak verdi. Her ne kadar mesele 3-5 ağaç gibi lanse edilmeye çalışılsa da asıl amacın ne olduğu, ekonomik zararın 157 milyar dolar olduğu açıklandığında ortaya çıkmıştı.
     2- FETÖ bu sefer de 2013 yılının son günlerinde, “17-25 Aralık yargı darbesi” olarak hafızalarımıza kazınan olayda birbiriyle alakasız dosyaları birleştirip kamuoyuna bu yapmaya kalkıştığı yargı darbesini  'yolsuzluk' diye sunarak 2023 vizyonu çerçevesinde planlanan 3. Havalimanı, 3. Köprü ve Kanal İstanbul gibi mega projeleri hedef alıyordu. Bu doğrultuda, Türkiye'ye çağ atlatacak projeleri üstlenen işadamları FETÖ militanı olan savcılar tarafından gözaltına alınmaya çalışılmıştı. 
       Şimdi yukarıdaki örneklerle birlikte Puzzle’ları birleştirip meramımızı ifade edelim. Bir sene önceki hain darbe girişimi sonunda devlet olarak 17 milyar dolar zarara uğratılmışsın. Bir sene sonra kalkıyorsun işçine 2017 yılı için %7,5 zam, 2018 yılı için de %12,5 zam bir de seyyanen zam, memuruna ise 2018-2019 yılları için toplamda %17.54’lük bir zam veriyorsun. Hem de memura verilen bu zammın ekonomiye eski parayla 36 kat trilyon liralık ek maliyet getirdiğini göz önünde bulundurarak veriyorsun! Ne diyelim Allah devletimize zeval vermesin! Çalışan kardeşlerimize de Rabbim feraset versin! 
        Eğer hainler bu emellerinde başarılı olabilseydi acaba karşılarında zam pazarlığı yapabilecek bir devlet bulabilecekler miydi? 1960 darbesini, 1980 darbesini, 28 Şubat darbesini ne çabuk unuttuk? 
         Şimdi sorabilirsiniz “işçiye toplamda %20 zam veriliyor da memura gelince niçin %17,5 zam veriliyor?” Bakın bugün takriben kamuda 300 bin civarında işçi çalışırken, 3 buçuk milyon çalışan, 2 milyona yakın da emekli var. Yani toplamda 5 milyon yapar. Bu sefer ben sorayım size “300 bin kişiye verilen zam ile 5 milyonu aşan çalışan ve emekliye verilen zammın ekonomiye aynı etkiyi yaratacağını düşünmek hangi matematiksel hesapla açıklanabilir?” Bugün memur ve memur emekli sayısı, işçi sayısının tam 17 katına tekabül ediyor. El-vicdan artık.
         Biliyorsunuz Yunanistan geçtiğimiz yıllarda ekonomik olarak iflas etti. Yunanistan’da çalışanlara yılda 12 maaş yılda bir defa da ikramiye veriliyordu. Sonuç? İflas... Ülkemizin bu duruma düşmesini mi istiyoruz? Bu ülkenin her bir ferdi ülkesi için gerektiğinde her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır. Yeter ki devletimiz var olsun!
         Memur-sen genel başkanı Sayın Ali Yalçın, ilk teklif olan %3’lük tekliflere “bu teklife kapalıyız” diyerek kamu işveren heyetinin bu teklifine“ artık devletin vermek istediğini değil, bizim istediğimiz üzerinden pazarlık yaparız” mesajı vermesi gelecek toplu sözleşmeler açısından memur-sen’in elini güçlendirmiştir. Bu duruşundan dolayı memur-sen genel başkanı Ali Yalçın bey’i tebrik ediyorum.
           “Hak verilmez alınır” düsturunca, şuana kadar alınan tüm haklar için başta memur-sen olmak üzere tüm yetkili kurullara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
         Gelin bugün ki yazımızı güzel bir duayla bitirelim;
        Ya rabbi! Vatanımızı bölmek isteyenlere ve vatan hainlerine fırsat verme.  Dünya döndükçe bu Ülkeye Sinsi Planlar Kuranların oyunlarını başlarına çevir Ya Rabb! Devletimize zeval verme.  Sen Vatanımızı Milletimizi Dinimizi Zalimlerden Koru! Âmin…
 Kaynak:  Yaşar Güldal / Haber Vaktim