Modaya kurban giden tesettürden, açık-kapalı ayrımı yapılarak insanların özgürlüğüne ket vurulmasına; kadınları koruma kanunlarının yeterliliğinden, aile kavramına karşı büyük bir tehdit olarak önümüzde duran meselelere cevap aradık. Hatta sistematik olarak toplumun gündemine getirilirken tarihteki gerçekliğiyle karşımızda duran Lut Kavmi örneği görmezden gelinen eşcinsellik meselesine İslami hassasiyetlere sahip kişilerin nasıl yaklaşması gerektiği meselesine de değindik.

“KENAN EVREN KANUNLARI İLE 8 BUÇUK YIL HAPİS”

Bugüne kadar yazdıklarınız veya anlattıklarınızla toplumun gözünde doğal olarak İslami duyarlılığı yüksek bir yazar profili çizdiniz. Peki ama “Emine Şenlikoğlu kimdir; davası, yıllardır verdiği savaşı nedir?” diye sorsak kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Kimdir Emine Şenlikoğlu? Resmi rakamla 1 Ocak 1950 Giresun doğumluyum. Kundakta Adapazarı Sinanoğlu’na gelmişiz, 10 yaşında da İstanbul’a geldim. İlkokula gitmedim, 20 yaşından sonra ilkokulu dışarıdan okudum, 40 yaşından sonra ortaokul, lise ve imam hatip okullarını dışarıdan okudum. 50 yaşından sonra her gün giderek(örgün) üniversiteyi okudum, ikinci üniversiteye başladım ama ameliyatlar geçirdiğim için bitiremedim. Fıkıh ve akâid gibi ilim dallarında biraz okumaya çalıştım. 1984 yılında yazdığım bir kitaptan dolayı Kenan Evren kanunları ile 8 buçuk yıl hapis cezası aldım, 2 buçuk yıl yattıktan sonra rahmetli Turgut Özal beni hapisten çıkardı. Şu anda 95 kitabım var, İlahiyatçı Gazeteci Yazar Recep Özkan ile evliyim ve 2 çocuğum var. Öğrenmeye devam ediyorum.

Kim olduğumu dava çerçevesinde ölçtüğüm zaman bir ‘hiç’ diyesim geliyor. Sonrasında, dava deryasında bir kum tanesi diyorum. Normal sosyal boyutta ölçtüğüm zaman ise davası için çalışmaya çalışan bir ferdim, çalışmalarımın sonucu ahrette belli olacak. Sıradan bir kulum, inşallah iyi bir mümin olurum…


Gazeteci-Yazar Emine Şenlikoğlu

“KIYAFETE DANDİK DİYORUM İÇİNDEKİNE DEĞİL”

Daha önce katıldığınız bir televizyon programında yaptığınız ‘dandik tesettür’ tanımı sosyal medyada magazinel bir malzemeye dönüştürüldü. Orada asıl anlatmak istediğiniz şey neydi?
Dandik tesettür giyen kızlar beni sevmesin diye, söyleşiyi kırpa kırpa, sadece ‘dandik tesettür’ sözümü bıraktılar. Ben; “Nice şahsiyetli kızlar vardır, dandik tesettürle örtünürler; en güzel tesettürü örtüyorum zannederler. Ben o kıyafete dandik diyorum, ama içindekilere dandik demiyorum” dedim. Kırpmışlar o kısmı. İnsanoğlu bugün böyledir, yarın bir bakarsınız bugününü beğenmeyebilir.

Daha sonra bir gazeteci benimle röportaj yapmak istediğini söyledi, ‘rahatsızım, daha sonra’ dedim. Bana ‘siz makyaj yapan kızları sevmezsiniz ya, onun üzerine konuşacağım’ dedi; şeytanlık yapacak yani, çünkü gazetesi öyle. Ben de öğrenince, ‘Zaten ben sizin gazeteye demeç vermiyorum, röportaj yapmıyorum’ dedim.

“AÇIĞI DA, KAPALISI DA BENİM KARDEŞİMDİR”

Boyalı/makyajlı kızları sevmiyorum diye bir şey yok, ben ‘açığı kapalısı benim kardeşim’ derken, makyaj yapan kapalı, tesettürlü kardeşimi mi sevmeyeceğim? Ben Kirâmen Kâtibîn değilim, hesap gününün defterini tutan meleklerden de değilim; dolayısıyla ben kimsenin günahının hesabını yapmam. Ben sadece İslami olan ile İslami olmayanı anladığım kadarıyla söylerim. Hata yapmam mı? Yaparım tabii ki her kul gibi ben de hata yapmaya müsait bir kulum. Dolayısıyla evet, o söylemimden dolayı sert bir imaj doğdu; sonrasında program için düzeltme yapalım dediler; ancak ben biliyordum ki düzeltme yaptıkları zaman tekrar ve daha çok çarpıtacaklardı, bu yüzden düzeltme yapmamıştım. Sizin gibi de firâset (basiret, ölçülü görüş) sahipliği yapıp, ‘Ya Emine Abla’ya bu konudan dolayı birçok genç kız tavır aldı, Emine Abla bu sözden dolayı sert görünüyor, röportajda bunu sorup düzeltelim’ diyen de olmadı; böyle de gitti. Zaten ömür de bitiyor, bundan sonra da düzeleceği yok; ama benim gücüm ne kadar yeterse o kadar koşmaya devam edeceğim. Düzelebildiği kadar düzelir; yapabileceğim bir şey yok çünkü.

“İSLAM’A EN BÜYÜK DARBE MODA YARIŞMALARINDAN”

28 Şubat döneminde savaşı verilen ‘tesettür’ümüzden, günümüzde modaya kurban giden tesettüre nasıl geldik?
Tesettür oradan buraya nasıl geldi, diyorsunuz. Birincisi biz İslam’ı okumuyor, hep kulaktan dolma bilgiler ile öğrenip devam ettirmeye çalışıyoruz. O yüzden de insanlar dini hakkındaki hükümleri kesin olarak bilmiyor. İkincisi, bazı âlimler çok cıvıttı; ‘basenin örtülsün, yeter’ dedi, ‘makyaj kadına günah değil’ dedi; ya bunu nasıl söylüyorsun, ayette Allah (cc) erkeklerin dikkatini çekiyor diye ayağına takılan halhalı istemedi.

Kişinin kendisi çok güzel olabilir, ama ekstradan ‘Ben buradayım’ dercesine yapılan makyaja bir âlim olarak nasıl caiz diyebilirsin? Erkeğin anlamadığı hafif bir makyaj hakkında bir delil yok. Hadi o yapıldı diyelim; ama herkesin gördüğü makyaj, sürme hariç, caiz görülmemiş. Ancak bazı âlim kılıklı adamlar bunlara caiz deyince gençlik buradan yüz buldu. Sonra, televizyon ve internet, çok haddi aşan programlar yapıyor. Türkiye’de ve dünyada, İslam’a en büyük darbeyi ‘Ne giysem, gardırobum nasıl olmalı’ şeklindeki moda yarışmaları vuruyor.

“KENDİ DİNİMİZİ KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE YAŞIYORUZ”

Bunlar, kasıtlı yapılıp halkın dokusunu bozan programlar… Reklamlarda neden hep cinsellik kullanılır? Halkın dokusunu bozmak için... Bu tür niyetleri olan vatan hainleri, bu ülkenin batmasını istedikleri gibi, asli olarak İslam’ın yok olmasını istiyorlar. Dolayısıyla ellerine nerede bir fırsat geçse o anda değerlendiriyorlar; makyajda geçtiyse makyajda, kıyafette geçtiyse kıyafette… Bundan dolayı dejenerasyon meydana geldi.

Bunun bir sebebi daha var. Tesettürde bazıları ‘çarşaftan başkası tesettür olmaz’ dedi, bazıları ise ‘çarşaf tesettür olmaz’ dedi. Bu sefer ne oldu? Kendi dinini kendisi öğrenmeyen insanlar iki arada bir derede kaldılar, bunun ardından hepten boş vermenin yanı sıra insanların kendisi ne kadar yapabiliyorsa o kadarını uygun görmeye başladı. Yani bir travma yaşandı ve yaşanmaktadır hala; kendi dinimizi kendimiz öğrenme gayreti içine girinceye kadar da bu travmadan çıkamayız.

“TÜRKİYE LÂİK ŞERİATLA YÖNETİLİYOR!”

Bazılarının diline doladığı “Şeriat hukuku” tanımından ne anlamalıyız? Şeriat denilince birçoklarının zihninde canlanan herkesin kapanmak zorunda kalacağı algısına ne diyorsunuz?

Şeriat hukuku diye bir şey yoktur, Şeriat zaten dini hükümleri de içine alan hukuk demektir, dolayısıyla ‘Şeriat ukuku’ denildiğinde ‘Hukuk hukuku’ oluyor. Şu anda Türkiye’de lâik şeriat var ve dünyanın hiçbir yerinde tam olarak İslam şeriatı/hukuku yok ve görülebileceği bir örnek de yok asli şeriatın. Bu ülkeye şeriat kolayca gelemez, gelmez! Çünkü bu halk, İslam şeriatını hak etmiyor. İslam hukuku denince, insanların aklına Suudi Arabistan, Yemen falan geliyor; hayır! Allah’ın şeriat hukuku o değil, Allah’ın şeriat hukukunda Peygamber kızı hırsızlık yapsa, Peygamber Efendimiz’in (sav) ‘Onun da elini keserim’ dediği hassas bir döngü vardır. Hiç kimse kimsenin hakkını yemez. Biliyorsunuz, bir dul kadının arsasına camii yapıyorlar da İslam hükümdarı o camiyi yıktırıyor; kadının arsayı vermemesine rağmen zorla elinden alındığı için. İslam hukuku ile yaşam tarzının mevcut konumda dünyada modeli olmadığı ve insanlara ‘kafa kesme’yi şeriat olarak gösterdikleri için bunu anlatması zordur insanlara.

“NEFİS TERBİYESİNDEN GEÇMEDEN OLMAZ”

İnsanlar şu anda kendi inançlarını yaşasalar yeter ama çok fazla nefis peşinde geziyorlar. Nefisleri ne isterse onun peşinde geziyorlar hep. Düşünün, bir ayakkabıyı 3 sene giymeyen insanlar var. Çok yakından tanıdığım birinde 20 tane ayakkabısı olduğunu gördüğüm gün travma geçirdim. Bakın, yakınlarımıza bile tehlikeyi anlatamıyoruz.

Şu andan itibaren hiçbir Müslüman’ın Amerikan malı almaması gerekiyor ama alabiliyor. Neden? Çünkü nefsine yeniliyor. Nefsin terbiyesinden geçmeyen insanların da kolay kolay düzelebileceğini, dinini öğrenip İslam şeriatını dininden öğrenebileceğinin zor olduğunu görüyorum. Allah’tan (cc) da umut kesilmez ya, bu konuda susmayı tercih ediyorum.

Emine Şenlikoğlu kimdir?

Hakkında yıllardır sayfalarca şey söylendi. Belli bir kesim tarafından çok sevilip ilgiyle takip edilirken, diğer taraftan çarpıtılarak yayınlanan sözleri için çok kez eleştiri aldı. İlkokulu okuyamadı, 20 yaşından sonra ilkokulu, 40 yaşından sonra ortaokul, lise ve imam hatip okullarını dışarıdan okudu; 50 yaşından sonra ise üniversite kapılarında örgün öğretim ile devam etti eğitim hayatına. 1984 yılında yazmış olduğu ‘Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar’ kitabının ardından Kenan Evren kanunları ile 8 buçuk yıl hapis cezası aldı, 2 buçuk yılın ardından Turgut Özal döneminde hapisten çıktı. 1985 yılından günümüze ise Mektup Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütüyor. Bugüne kadar kaleme aldığı 95 kitabı bulunuyor.  Kendisine göre yıllardır verdiği savaş ve davası çerçevesinde bir ‘hiç’ ve ‘dava deryasında bir kum tanesi’. Böyle tanımlıyor Şenlikoğlu, kendisini…
Nasipse devamı yarın…