Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan ve Genel Başkan Yardımcısı Cengiz Kocakaplan, İzmir Şubelerinin İstişare Toplantısına katıldı. Toplantıya İzmir şubelerimizin yönetim, denetleme, disiplin kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri ve kadın komisyonu üyeleri katıldı.

Tek bir hain kalmayana dek Fetö ile mücadele sürdürülmelidir ama kriptoların tezgah ve tuzaklarıyla masum insanların mağdur olmasına da mutlaka engel olunmalıdır.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Talip Geylan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde katledilen 4 akademisyenimize bir kez daha Allah'tan rahmet, ailelerine ve eğitim camiamıza başsağlığı dileyerek sözlerine başladı. Bu katliamın ihmal sonrasında yaşandığına dikkat çeken Geylan, "Bu olayda ihmali olanlar hukuk önünde hesap vermelidir" dedi.

Ülkemizin 15 Temmuz 2016 tarihinde büyük bir felaketin eşiğinden döndüğünü söyleyen Geylan, şunları kaydetti: "Türkiye Cumhuriyeti, devletimizin refleksi ve milletimizin devletimizin yanında saf tutması ile uçurumun kenarından döndü. Devlet ve millet birlikteliğiyle ihanet ve işgal kalkışması bertaraf edildi.

Türk Eğitim-Sen olarak baştan beri bir yandan suçsuz olan kamu çalışanlarına sahip çıkarken, diğer yandan devletin varlığına kast eden FETÖ ihanet şebekesinin de dibine kadar gidilmesi noktasında devletimizin yanında olduk. Tek bir hain kalmayana dek Fetö ile mücadele sürdürülmelidir ama kriptoların tezgah ve tuzaklarıyla masum insanların mağdur olmasına da mutlaka engel olunmalıdır. Artık bu ülkenin ihanet ve gaflete tahammül yoktur."

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, terörle mücadelede, koşulsuz, tavizsiz, amasız devletimizin yanındadır.

Sınırlarımız içinde ve sınır ötesinde terörle mücadele ederken şehit olan tüm kahraman Mehmetçiklerimize Allah'tan rahmet dileyen Geylan, sendikamızın sınır bölgelerine yaptığı ziyaretler hakkında da açıklama yaptı. Geylan şöyle konuştu: "Ülkemiz 40 yıldır bölücü ihanetle mücadele ediyor. Çok sayıda şehit verdik, sivil vatandaşlarımız hayatını kaybetti, milyarlarca dolar kaynağımızı terörle mücadeleye harcadık.

Sadece sınırlarımız içinde değil, sınır ötesinde de terörle mücadele yürütülüyor. Genel Başkan seçildikten sonra ilk il dışı ziyaretimizi sınır hattına yaptık. Programımız dahilinde karakol ziyaretleri de gerçekleştirdik. Bu vesileyle devletimizin terörle mücadelesine desteğimizi bir kez de yerinde ifade ettik. Hiçbir şey tesadüfen yapılmıyor. Bakınız; Afrin'e 18 Mart tarihinde girdik. Bu tarih Çanakkale Zaferi'nin 103'üncü yıldönümüne denk geldi. Bir önceki operasyon Fırat Kalkanı Harekatı da hatırlarsanız, 24 Ağustos 2016 tarihinde başlamıştır. O da bugünkü Suriye ve İsrail'in bulunduğu toprakları aldığımız Mercidabık Seferi'nin 500. yıl dönümüne denk gelmiştir. Görüldüğü üzere devletimizin bir aklı var ve bu aklın vücut bulduğu bir şuur var."

Devletimizin bekasını ve ülkemizin sınır güvenliğini tehdit eden tek bir terörist unsur kalmayıncaya kadar operasyonların devam etmesi gerektiğini kaydeden Geylan, "Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen terörle mücadelede koşulsuz, tavizsiz, amasız devletimizin yanındadır. Allah ordumuza güç versin" dedi.

Liyakat kriterleri doğrultusunda göreve gelmeyen bir okul müdürü öğretmeni nasıl değerlendirebilir?

Performans değerlendirme sistemi hakkında da önemli açıklamalar yapan Geylan, bu sistemin hayata geçmesine müsaade etmeyeceklerini bildirdi. Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürü Semih Aktekin'in 26 Şubat tarihinde taslağı sunmak üzere sendikamızı ziyaret ettiğini kaydeden Geylan, "Sayın Genel Müdürün bu paylaşımcı tutumu takdire şayandır. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyoruz. Biz de performans sistemi ile ilgili görüşlerimizi içeren raporu MEB'e gönderdik" dedi.

Sendika olarak performansa karşı olduklarını bildiren Geylan şunları kaydetti: "Tasarı performansın; okul müdürü, zümre öğretmenleri, öğrenciler ve veliler tarafından değerlendirilmesini öngörüyor. Hatırlarsanız, 2017 yılının Ekim ayında 12 pilot ilde uygulamayı hayata geçirmeye çalıştılar. Tabi öğrencilerin paylaşımlarının sosyal medyaya yansımasının ardından sistem iki gün içinde kapatıldı. Hatta öğrencilerin, 'Hocam 100 ver ben de 100 vereyim, Yıl intikam yılıdır, Kimse not için yanıma gelmesin' şeklindeki tehdit kokan bu mesajları Sayın Bakana da göndermiştik.

O dönemde 'Meslektaşımın performansını değerlendirmeyeceğim' diyerek, eylem kararı aldık. Ama MEB konuyu temcit pilavı gibi ısıtıp yeniden gündeme getirdi. Sendikamız bu süreçte kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Sosyal medyada 'Performansa hayır' eylemi gerçekleştirdik, basın açıklamaları ile tepkilerimizi dile getirdik, Alo 147, BİMER ve CİMER üzerinden bir kampanya başlattık. 26 Şubat'ta bu süreci başlatmamızı takiben diğer sendikalar da duruş birlikteliği ortaya koydu.

Bilindiği üzere, okul müdürlerinin büyük bir çoğunluğu ehliyet ve liyakat ölçülerinde atanmadı. Dolayısıyla liyakat kriterleri doğrultusunda göreve gelmeyen bir okul müdürü öğretmeni nasıl değerlendirebilir? Bu durumda devreye sendikal, ideolojik, siyasi tutumlar girecektir.

Öğretmenlerin meslektaşlarını değerlendirmesine gelince; mesai arkadaşları arasında gereksiz tartışmalara yol açacak bu durum çalışma barışının ve huzurunun bozulmasına neden olacaktır.

Performans sisteminde veliye de değerlendirme hakkı veriliyor. Öğretmen, performansını sınıf içinde sergiler. Öğretmeni sınıf içinde gözlemleme imkanı olmayan veli öğretmenin performansını neye göre değerlendirecek? Hatta çocuğunun öğretmenin ismini dahi bilmeyen bir velinin öğretmenin performansını nasıl değerlendireceği de ayrı bir garipliktir.

Öğrencinin duygusal durumu kanaatini belirler. Öğrenci öğretmenini seviyorsa, o öğretmen öğrenci için 100'lük öğretmendir. Dersinden kırık not almışsa, en kamil öğretmen bile olsa, öğrenci nezdinde performansı zayıftır.

Öğretmen öğrenciler için rol modeldir. Öğrencinin duygusal durumu, kanaatini belirler. Öğrenci öğretmenini seviyorsa, o öğretmen öğrenci için 100'lük öğretmendir. Dersinden kırık not almışsa, en kamil öğretmen bile olsa öğrenci nezdinde performansı zayıftır."

Değerlendiriciler açısından baktığımızda, performansın sakat bir sistem olduğunu belirten Geylan, 4 yılda bir mesleki yeterlilik sınavı getirilmesine de karşı çıktı. Geylan, "Sayın Genel Müdür ile görüşmemizde şu örneği verdim: Bir doktor düşünün. 6 yıl tıp fakültesinde okuduktan sonra TUS'a giriyor, bir alanda uzmanlaşıyor, yıllar içerisinde kendisini geliştiriyor, dünya çapında bir doktor oluyor, hatta tıp literatürüne giriyor. Dünya çapında uzmanlaşmış bir doktor 20 yıl sonra yeniden TUS'a girerse, aynı puanı alabilir mi? Aynı durum öğretmenler için de geçerlidir. Öğretmenlik mesleğinde akademik bilginin yarı sıra, öğretmenin bilgiyi öğrenciye nasıl aktardığı da önemlidir. Bu da tecrübe ile olur. Tecrübeyi sınavla ölçemezsiniz. Bakınız; sınav konularından birisi sınıf yönetme becerisi hakkındadır. Soruyorum size; bir öğretmenin sınıf yönetici becerisini sınavla nasıl ölçeceksiniz? Sendika olarak bu sınava tamamen karşıyız." dedi. Performans sisteminin, öğretmenlerin itibarını azaltacağını da belirten Geylan, "Özellikle öğrenci ve veli tarafından öğretmen değerlendirmesinin aynı zamanda öğretmene yönelik psikolojik bir şiddet vakalarının artacağını belirtti.

Amaçlarının öğretmenlerin eksiklerini tespit etmek, tedbirler geliştirmek olduğunu söyleseler de, bu sistemin ücretlerden, ödüllere, yönetici atamalarına kadar birçok konuyla ilişkilendirdiğini görüyoruz. Demek ki amaç eksikleri tespit etmek değilmiş.

Performans sisteminin hayata geçmesi durumunda her türlü demokratik ve hukuki haklarını kullanacaklarını da bildiren Geylan, "Amaçlarının öğretmenlerin eksiklerini tespit etmek, tedbirler geliştirmek olduğunu söyleseler de, bu sistemin ücretlerden, ödüllere, yönetici atamalarına kadar birçok konuyla ilişkilendirdiğini görüyoruz. Demek ki amaç eksikleri tespit etmek değilmiş. Şayet eksiklikler tespit edilmek isteniyorsa, o zaman öğretmenleri 5 yılda bir hizmet içi eğitime alalım. 2017 yılının Ekim ayındaki eylem kararımız bakidir. Tüm bu itirazlara rağmen MEB bu sistemi uygulamakta inat ederse, sendika olarak öğretmenlerimizin şamar oğlanı yapılmasına için vermeyeceğiz; her türlü demokratik ve hukuki hakkımızı kullanacağız" diye konuştu.

Bizim inancımızda kul hakkı çok önemlidir. Ama görüyoruz ki, bazılarının inancında kul hakkı, iftira haram değil. Bunlar adeta imtiyazlı Müslümanlardır.

Yönetici atama mülakat sürecinin 3 Mayıs'a kadar devam edeceğini kaydeden Geylan, yönetici atamalarının yazılı sınav sonuçlarına göre yapılmasını istediklerini belirterek, geçtiğimiz yıllardaki mülakat süreçlerindeki rezilliklere de dikkat çekti. 2016 yılında İstanbul'da 9 komisyon kurulduğunu söyleyen Geylan, "Bu komisyonlar 45 kişiden oluşuyordu. Komisyon üyelerinin tamamına yakını Malum-Sen üyesi idi. Komisyon marifetiyle 90 ve üzeri puan verilen 214 kişi vardı. Bunların 199'u Eğitim-Bir-Sen üyesi idi. 86 kişiye de 100 tam puan verilmişti. Bunların da 81'i Eğitim-Bir-Sen üyesi idi. Bu tablonun iki anlamı vardır. Ya İstanbul'daki en becerikli, en zeki müdürler malum sendikanın üyesi idi ya da bu komisyonlarda çatır çatır kul hakkı yenildi. Takdir kamuoyunundur. Şunu da söylemek istiyorum; Bizim inancımızda kul hakkı çok önemlidir. Ama görüyoruz ki, bazılarının inancında kul hakkı, iftira haram değil. Bunlar adeta imtiyazlı Müslümanlardır.

Bu mülakat sürecinde de aynı rezilliklerin yaşanmaması için MEB'e ve Valiliklere uyarı yazısı yazdıklarını bildiren Geylan, "Madem kendinize güveniyorsunuz, o halde komisyonlarda iki büyük sendikanın temsilcisi gözlemci olarak katılsın dedik. Ama yaptıklarına güvenmiyorlar ki, bu teklifimiz kabul görmedi. Yönetici atamalarında süreci takip ediyoruz" diye konuştu.

Geylan, bazı torpilli okul müdürlerinin bir kez bile öğretmenler odasına girmediğini söyleyerek, "Bu müdürlerin yönettiği okulda başarı sağlanır mı? Ya da öğretmenler verimli çalışabilir mi? Öğretmenler verimli çalışmadığından dolayı eğitimde başarı elde edilir mi? Okul müdürleri neden öğretmenler odasına girmiyor? Çünkü kendine güvenleri yok. Böyle çapsız okul müdürlerinin bulunduğu bir okulda öğretmen nasıl motive olacak? Öğretmenlerimiz kendini yıpratıyorlar, bu müdürler de sadece makamında oturuyor."

Cumhuriyet tarihinde ilk defa sözleşmeli öğretmen çalıştırma usulü Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına nasip oldu!

14 Nisan 8 Mayıs tarihleri arasında öğretmen alımları yapılacağını belirten Geylan, 20 bin öğretmen atamasının yetersizliğine dikkat çekti. Türkiye'de şu anda 63 bin 656 ücretli öğretmen görevlendirmesi yapıldığını söyleyen Geylan, öğretmen açığının da 109 bin olduğunu ifade etti. "109 bin öğretmen açığını bir tarafa koyalım, sadece 63 bin 656 ücretli öğretmen bile, en az o sayı kadar atama yapılması gerektiğinin göstergesidir. 'Dünyanın en büyük 16. ekonomisine sahibiz, milli gelirimiz arttı' deniliyor. Buna rağmen ülkeyi yönetenler sıra öğretmen atamalarına gelince, mali imkanları öne sürüyorlar." diye konuştu.

Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını eleştiren Geylan, şunları ifade etti: "Sözleşmeli öğretmenlik ilk olarak 2005 yılında 4/C statüsünde kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticilik adıyla ihdas edildi. O tarihte Türk Eğitim-Sen konuyu yargıya taşıdı. Yargı da, 'Öğretmenlik tam zamanlı yapılması gereken bir uzmanlık mesleğidir' diyerek, kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticiliği iptal etti. Bunun üzerine Bakanlık 4/B'li sözleşmeli öğretmenliği getirdi. Cumhuriyet tarihinde ilk defa sözleşmeli öğretmen çalıştırma usulü Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına nasip oldu! Türk Eğitim-Sen sözleşmeli öğretmenliğe karşı onlarca eylem yaptı, hukuki girişimde bulundu, hatta sendikamızın kazandığı çok sayıda dava oldu. Nihayetinde 2011 yılındaki genel seçimler öncesinde MHP ve CHP sözleşmeli istihdam modelini kaldıracaklarını seçim beyannamelerine koydular. Bu hamle üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi de tüm 4/B'lileri kadroya aldı. Böylece tüm sözleşmeli öğretmenlerimiz kadrolu hale getirildi. 230 bin civarında 4/B'li memuru kadroya geçirdiler -ki bunun 68 bin tanesi de öğretmen idi- Ama ne hikmet ise aynı iktidar, 4/B'li sözleşmeli öğretmen istihdamını 2016 yılında bir KHK ile geri getirdi. Bu bir tenakuzdur. KHK ile yeniden öğretmenlik mesleğine giren bu ucube sistemin yanında, bir de bonusu geldi, o da mülakat sistemidir. Sözleşmeli öğretmenler artık mülakat ile alınıyor, 6 yıl boyunca bir yere kımıldayamıyorlar. Sözleşmeli öğretmenlerin eş ya da sağlık nedeniyle tayin isteme hakları da bulunmuyor. Biz tüm bu hususları eleştirdiğimizde Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, 'Doğuda öğretmen tutamıyoruz. Orası da memleket toprağı değil mi? Çocuklar öğretmensiz mi kalsın demişti?' Biz de Türk Eğitim Sen olarak, mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlerimize, mahrumiyet derecesine göre 1 brüt asgari ücret ile 2 brüt asgari ücret arasında değişen miktarlarda zorunlu hizmet tazminatı ödeyelim şeklinde öneri getirmiştik. Mahrumiyet bölgesinde çalışan öğretmenlerimiz, 'Sosyal haklarından mahrumum ama devlette benim fedakarlığımı görüyor' demelidir. Öğretmenlerimizi esir ederek değil, teşvik ederek zorunlu hizmet bölgesinde çalışmalarını teşvik etmeliyiz.

Öte yandan sendikamız sözleşmeli öğretmenler için mücadelesini sürdürüyor. Norm fazlası olan öğretmenlerimizin sözleşmesi fes ediliyordu, açtığımız dava neticesinde yargı bunu durdurdu. Yargı ayrıca, mülakatın sözlü sınav yerine geçmeyeceğini de ifade etti, Bakanlık da bunun üzerine yönetmelik düzenlemesi yaptı. İnşallah mülakat kökten iptal edilir."

Bir okuldaki sınıfa bir cemaat liderinin ismi yazılıp, tabela asılmış. Böyle bir şey olamaz. Okullarımızda bu tür oluşumlara izin verilemez!

Değerler eğitimi hakkında da önemli açıklamalar yapan Geylan, şunları söyledi: "Milli Eğitim Bakanlığı'nın değerler eğitimi konusunda kaygısını olumlu buluyor ve destekliyoruz. Ancak karşı çıktığımız bir husus var: Türkiye'de değerler eğitimi adı altında okullarımıza ne idüğü belirsiz bir takım cemiyet, dernek adı altında yapılar giriyor. Bunu şiddetle reddediyor ve Milli Eğitim Bakanlığı'na çağrıda bulunuyoruz: Öğretmenlerimiz değerler eğitimini verecek yetkinliğe ve donanıma sahiptir. Siz öğretmeninize güvenmiyor musunuz ki, ne olduğu belli olmayan insanları okullara sokuyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde bir temsilcimiz fotoğraf gönderdi. Bir okuldaki sınıfa bir cemaat liderinin ismi yazılıp, tabela asılmış. Böyle bir şey olamaz. Okullarımızda bu tür oluşumlara izin verilemez! Ülkemizin Fetö tecrübesi var. Her şeyden önce bu tecrübe dikkate alınmalıdır. Herkes bilmelidir ki; değerler eğitimi adı altında sosyal, ideolojik oluşumların okullarımıza girmesine şiddetle karşıyız.

Üniversitelerde görevde yükselme sınavının merkezi yapılması olumlu ancak atamaların mülakat yoluyla üniversite rektörlüklerine bırakılmaması gerekir.

YÖK'ün, üniversite çalışanları için Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı duyurusunu da hatırlatan Geylan, sınavın YÖK tarafından merkezi usulle yapılmasının olumlu olduğunu söylerken, "Ancak atamanın mülakat yoluyla üniversite rektörlüklerine bırakılmaması gerekir" dedi. Mülakatın olduğu yerde adalet olmayacağını belirten Geylan, "Mülakat komisyonunda görev yapanlar iyi niyetli olsa dahi, herkesin kişisel değerlendirme kapasitesi farklıdır. Mesela İzmir'deki mülakat komisyon üyesinin değerlendirme kapasitesi ile Ankara'daki mülakat komisyon üyesinin kapasitesi aynı değildir" diye konuştu.