Sistemde Liyakat
İnsanda Ehliyet
Devlette Adalet

Sosyal bilimler ile fen bilimleri arasındaki ayrımın temeline birçok kişi “insanı” koyar. Sosyal bilimler, ağırlıkla insan-insan ve/veya insan-insan toplulukları (şirket, dernek, devlet vb.) arasındaki ilişkiyi irdeleyip, incelerken fen bilimleri ağırlıkla insan-beden, insan-eşya, eşya-eşya (insan bedeni de bu anlamda tartışma devam etse de eşya hükmünde kabul edilir) ilişkilerine yönelir, hatta bazen haddi aşıp yönetir. Bununla birlikte her ne olursa olsun hem sosyal bilimler, hem fen bilimleri nihayetinde hem insani, hem insana dair, hem de insan için ortaya kona fikir ve fiillerin bütününden ibarettir.

Evet, konu insan ve onun davranışları, birikimleri, ürettikleri, inşa ettikleri ve kurdukları olduğunda ilk ele alınması gerekenlerden biri şüphesiz insan-devlet-birey ilişkisidir. Dışarıdan bakıldığında çelişki, detaylandırıldığında ise olağan kabul edilen bir formülasyondur bu. İnsan, kendi ihtiyaçlarını yönetmek, beklentilerini karşılamak, isteklerini ve zafiyetlerini birlikte ele almak için kendi iradesinden mülhem, fakat başkalarının iradelerini de kapsayan bir organizasyona ihtiyaç duyar. Onu var etmesi için kendisinin de bazı şeylerden vazgeçmesi gerekir. Bu yolla ve yöntemle ortaya konulan en güçlü ve en sürekli şey şüphesiz devlettir. Devlet, insan iradesinin ürünüdür, insan, devlet idaresinin muhatabıdır. Bu çerçeveyle bakıldığın da insan, varlığını, haklarını, hukukunu çok daha genel deyimiyle hayatta ve ayakta kalmasını sağlayacak ihtiyaç ve teminatlarını kurduğu devlet eliyle giderir. Devletin, insanın bu beklentilerini karşılaması için ihtiyaç duyduğu şey egemenlik iken, bireyin kendi kurduğu devlet tarafından yok edilmeme teminatı ise özgürlük, adalet ve devlet egemenliğini hukukla ilişkilendiren meşruiyettir.

İnsanla devlet, devletle birey arasındaki ilişki yumağına dair kurguyu hem kavramsal, hem olgusal ölçekte daha derin bir zemine taşımak mümkündür. Bir devletin kendi organizasyonu içerisinde adil davranma, ahlaka dayalı kural koyma, kuralı irad ederken ve icra ederken ahlaka yaslanma noktasında en geniş ve en tutarlı davranması gereken liyakat konusuna dayalı olarak devleti ve bireyi irdelemek gerekir.

Liyakat, ehliyet, güncel ifadeyle kariyer imkânı devlet açısından varoluşsal bir refleks, birey açısından ise kurucu iradesini oluşturduğu devletten adaletli tavır tahsil yetkisi olarak görülebilir.

Bizim mecramızda ve medeniyet menbamızdan bakıldığında devlet, adalet, ehliyet, liyakat kavramları hep birlikte ana bir kavramdan beslenir ve o kavrama verilen değer üzerinden tanımlanıp şekillenir. O kavram emanettir.

Bizim, tarihi birikimimiz, inanç ve fikir değerlerimiz kâmil insana dair profilimiz, ahde vefa temelinde yaşayışı, inanışı, hizmet, hürmet ve kudret makamlarını emanet-ehliyet ilişkisiyle, ehliyet-liyakat işleyişiyle, liyakat-adalet işletimiyle şekillendirir ve bütün bunların her birine özendirir.

Emanet bilinci olan ehliyete yönelmeli, ehliyeti olan layık olarak belirlenmeli, layık olarak belirlenmiş olan adaletle hükmetmeli, adil olan kaim olmalı yani bekası korunmalı ve baki kılınmalı. Bizdeki insanı yaşatan devlet anlayışı da, “devlet ebet müddet” tasarımı da buradan beslenir.
Bu tarihsel birikimimize ilişkin çerçeveden sonra, hem ehliyeti, hem kariyeri, hem liyakati layık-ı veçhiyle tanımlamak, kamu personel sistemi, kamu hizmeti ve kamu yönetimi üçgenine hipotenüs kurgusu oluşturacak ehliyet ve liyakat sistemine odaklanmak, insan olmamızın gereği, kurduğumuz devletin hedefi ve o devleti adil kılmakla mükellef birey olmak kaynaklı görevimizdir.

Yeterli ve layık olma anlamına gelen “Liyakat” ve bunun yanında kariyer sistemi kısaca; nepotizmin, kayırmacılığın, ayrımcılığın, adaletsizliğin, çatışmanın, yağmacılığın ve yığılmacılığın olmadığı şeffaf bir zeminde kişinin istihdamına karar verilen sürecin adıdır.

Devlet toplumsal birlikteliği, adaleti, hakkaniyeti, işleyişi sürdürmekle vazifelendirilmiş; bu vazifeyi yerine getirirken yine toplumunun içinden seçerek yetkilendirdiği kişiler ile egemenlik sahası içinde kamu yönetimi sistemini oluşturmuştur.

Geçmişten günümüze günün şartlarına göre değişen personel istihdam rejiminin, kur’a sisteminden başlayıp sınav sistemine kadar gelen uzun bir geçmişi vardır. Modern ve demokratik devletin, kamu personel sistemi ve istihdam anlayışı liyakat ve kariyer üzerine konumlandırılmıştır.

Ülkemizde de kamu personel rejimini düzenleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu liyakat ve kariyer sistemini benimsemiştir. Bu kanunun ana dayanak noktasını 1961 Anayasası’nın “Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez” hükmü oluşturmaktadır. Ayrıca Onuncu Kalkınma Planı’nda (2014-2018), “Liyakate dayalı ve objektif işe alma ve terfi sisteminin oluşturulması” konusunda hüküm beyan edilmiştir. Kariyer ve liyakat sisteminin mevzuatta yer alması, pozitif getiriler sağlamasına rağmen içinin yeterince doldurulamaması, kapsamının yeterince çizilememesi bu sistemin pratikte görülme sıklığını ne yazık ki çok aza indirmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte yönetim alanındaki tehditleri ortadan kaldıracak şekilde düzenleme hayata geçirilmiş, fakat idarenin en büyük hizmeti olan kamu hizmeti alanında; ehliyet-liyakat, şahsiyet-adalet ilişkisinin kurulamaması devlet yönetiminin gerekliliğini, bilgi birikiminin sürekliliğini tehlikeye atmıştır.

Kamu personel istihdamının, görevin gerektirdiği bilgi, birikim, niteliklere göre sağlanması gerekirken; kamu görevlilerinin ehliyet, kariyer, şahsiyet, adalet ilişkisi dikkate alınmadan istihdam edilmesi ve görevde yükselmesi; kamu personel rejiminde çürümeyi, kamu personel sisteminde liyakatsiz zemini ve Devletin teminatı olan kamu gücü ve güvencesindeki azalmayı beraberinde getirecektir. Liyakat sistemi bürokrasinin karakterini belirleyecek olup, tavizsiz bir şekilde uygulanması rasyonel işleyen bürokrasinin varlığı için çok önemlidir.

Liyakat ve kariyer sistemi; elbette vicdanlara hitap etmeli, emeği yüceltmeli ve insan hasletine zarar vermemelidir. Bu sistem kamu personelini ahlaki bir rekabete yöneltmeli, asla çatışmaya sevk etmemelidir. Sistem, kendi içinde oluşturacağı bir etik mekanizma ile çalışmalıdır.

Kamu personel rejiminde kariyer ve liyakat sisteminin regülasyonlarla güçlendirilmesi bu regülasyonların motive edici olması gerektiğinin izahını Memur-Sen olarak 2017 yılında hazırladığımız raporda paylaşmıştık.

Kariyer ve liyakat sisteminin oluşturulması yolundaki en büyük engellerden birinin, güvencesiz ve sözleşmeli istihdam rejimi olduğunu Memur-Sen’imizin daha önceki yayınlarında, eylemlerinde ve programlarında altını çizdik. 15 Temmuz gibi tarihe kara leke sürmek isteyenlerin karşısında; güvenilir, sürekli, adaletli, hukuki temeli sağlam ve kadrolu istihdam rejimi durmuştur.

Memur-Sen olarak tavrımız, eleştirimiz, tepkimiz, isteğimiz kişilerin vasıfları doğrultusunda, açık, şeffaf sınavlardan geçirilerek istihdam edilmesi, kadrolu istihdamın esas alınması ve liyakat temelli sınavların yapılmasıdır. “Güçlü Memur Güçlü Devlet” ilkesinden yola çıkmak için ilk önce bilgi-birikim düzeyi yüksek ahlaklı memur istihdam etmektir. Güçlü devlet, yapılan sınav ve mülakatların referans gözetmeksizin açık, şeffaf bir ortamda kişilerin bilgi ve beceri düzeyini ölçmeye yönelik yapılmasını sağlamakla hayat bulacaktır.