İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun bugün Ekrem İmamoğlu'nu hedef alarak, "Bugün terörizmden yargılanan, aynı zamanda terörist olmaktan ceza alanları bu ülkenin selameti ve o beldenin selameti için görevden aldığımızda Avrupa Parlamentosu'na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum; bunun bedelini bu millet sana ödetecek" sözleri ortalığı birlirine kattı.

İstanbul Büyükşehir belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bu sözlere aynı sertlikte karşılık verdi, "Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye'' dedi.

BEN ÜLKEMİ GAYET GÜZEL SAVUNDUM DEDİ

İmamoğlu bu konuşmanın devamında ise, "Ben, Strasburg’da memleketimi gayet iyi savundum. Onların söyleyemeyeceği, yapamayacağı derinlikte ve şiddetle, mülteci konusunda, sığınmacı konusunda Avrupa’nın Türkiye’yi nasıl yalnız bıraktığını anlattım" diyerek kendini savundu.

TÜRKİYE'Yİ SAVUNDUM DEDİĞİ SÖZLER

Oysa İmamoğlu'nun Fransa'da yaptığı skandal konuşma, türkiye'yi savunduğunu değil, şikayet ettiğini gösterir nitelikte.

İmamoğlu o gün yaptığı konuşmada bakın neler söylüyor: 

"Bazı seçmen kesimlerinin, bazı siyasi partilerin, bazı seçilmişlerin diğerlerinden ayrı tutmak ve farklı ölçütler ve farklı kurallar uygulamaya kalkmak asla ve asla kabul edilemez. Belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanması ve bir kısmının tutuklanması özellikle hukuk devletinin ilkesini ihlal etmektir.

Görevden alınmalar demokrasinin ilkelerine mevcut hukuksal düzenlemelere ve taraf olduğumuz hukuksal sözleşmelere de uygun değildir. Siyasi partiler ve onların seçilmiş yöneticileri, milletvekilleri ve belediye başkanları ya hukukun içindedirler ya da dışındadırlar. Buna nihayi kararı verecek olan da yargıdır siyasi irade değildir. Anayasa'da bu açıkca belirtilmektedir. Kime yapılırsa yapılsın haksızlığa hukuksuzluğa, adaletsizliğe açıkca ve hepbirlikte hayır demek mecburiyetindeyiz."

HDP'LİLERİ SAVUNUYOR, TÜRKİYE'Yİ KÖTÜLÜYOR

Kısacası İmamoğlu o gün bu cümleleri kurarak Türkiye'yi Avrupa'ya şikayet edip kötülerken, HDP'nin teröre destekten içeri girmiş belediye başkanlarını savunuyor. 

SAVUNMA DEDİĞİN BÖYLE OLUR

İmamoğlu'nun bu konuşmayı yaptığı yerde, kendisinden sadece birg ün önce konuşma yapan bir belediye başkanı daha var. HDP'li belediyelerin görevden alınmasını eleştiren Avrupa Parlamentosu'unu yaptığı konuşmayla adeta şamar oglanına çeviren Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın'dan bahsediyoruz.

SİZDEN BİR BELEDİYE BAŞKANI DEAŞ'I SAVUNSA NE YAPARSINIZ?

Büyükakın konuşmasında, "Öncelikle sizlere bir soru sormak istiyorum düşünmeniz ve Türkiye'de güney Doğu'daki durumu anlamanız için. Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde seçilmiş bir belediye başkanı DEAŞ'tan herhangi bir terör örgütü mensubu ile irtibatta olsaydı, ona yardımda bulunsaydı, onunla ilişkisi olsaydı, mahkemeleriniz ya da kamusal organlarınız buna ilişkin delillere sahip olsaydı siz bu belediye başkanının devam etmesine göz yumar mıydınız? Görevden alınan belediye başkanları idarenin keyfi uygulamaları ile görevden alınmış değildir. Haklarında ciddi terörle iltisaklı, irtibatlı olduklarına dair deliller vardır ve devam etmekte olan davaları vardır. Bunun da özellikle bilinmesini istiyorum" diyerek Avrupa Parlamentosu üyelerini adeta susturdu.

DİYARBAKIR'DAKİ ANNELERİ DİNLEMEYE DAVET ETTİ

Bu sözleri salondan büyük alkış alan Büyükakın, Avrupa Konseyi izleme komitesine Diyarbakır'da çocuklarını isteyen anneleri dinlemelerini önererek konuşmasına şöyle devam etti:

"Yine heyet, Diyarbakır'a bir izleme komitesi yollamak isterse orada adını vermeden belirtmek istediğim bir parti var, o partinin binası önünde duran anneleri dinlemek isterse, o Kürt anneler, o partinin önünde nöbet tutuyor. 'Bizim çocuklarımızı PKK terör örgütünden bize geri verin' diyorlar. O anneleri de bizim heyetimizin dinlemesini istiyorum. Bu izleme komitesini biz Türkiye olarak davet ettik zaten. Gizlediğimiz hiçbir şey yoktu. İzleme komitesinin seçimlerdeki değerlendirmesiyle Suriye arasında nasıl bir alaka kuruyorlar ve Türkiye söz konusu olduğunda neden tüm meseleleri masanın üzerine çıkarıyorlar. Acaba jeopolitik başka kaygıları mı var?" 

RAPORTÖR TARAFSIZLIĞINI KAYBETTİ

Son olarak raporu reddettiklerini söyleyen Büyükakın, "Aynı zamanda medyanın hangi unsurlarının bahsettiği şekilde tehdit altında olduğunu da raporda görmek isterdik. Biz raporun adil ve dengeli bir şekilde yazılmadığını, sadece muhalif bir gözle yazıldığını ve raportörün objektifliğini kaybettiğini düşünüyoruz ve raporu reddediyoruz" diye konuştu..

Aradaki farkı sizlerin yorumuna bırakıyoruz.

NETHABER