Mehmet Görmez ile birlikte, bu teşkilatın büyük bir ivme kazandığı gerçek, bundan sonraki süreçte bu yükselişin devam etmesi zaruri. 
Diyanet camiası Türkiye´nin en önemli kurumlarından bir tanesi. Eğitim öğretim yılının belli bir takvime göre sınırlandırılmadığı bu mesleğin her bir ferdi, Doğumdan ölüme kadar, insana eşlik etme zorunluluğunda.

Bu sebeple, eğitimin beşikten mezara devam ettirildiği bu mesleğin her bir ferdi, yüksek bir ilimle donatılması gerekmekte. 
Özellikle Cumhurbaşkanımızın her defasında vurguladığı; ´bu mesleği hakkıyla yerine getirmediğinizde oluşmuş olan boşluklardan suni,yapma örgütler sızar´ ifadelerinin direk muhatabı başta din görevlileri ve eğitimcilerdir. 
Bu ülkenin damarlarına ulaşmaya çalışan,şer odaklarının hedeflediği tek alan yıllardan beri,eğitim sömürüşü ve din sömürüşüdür. 
Onyıllardır araştırmayan, incelemeyen, irdelemeyen bir neslin,türlü hipnoz yöntemleri gibi sürü politikalı bir eğitim modeliyle eğitildiği bir gerçek. 
Bunun yanında yeşilçam hikayelerindeki üfürükçü imam tiplemeleriyle toplumun ana dinamikleri her zaman istismar edildi. 
Hedeflenen insan modeli milli şuurdan uzak, dini şuurdan bi haber bir neslin olmasıydı. 
Böyle bir neslin varoluş hikayesi FETÖ ele başının ifadelerinde kullandığı; ´Haçlılar gelse sizin namusunuza dokunmaz´ ön hazırlığının dışa vurumuydu.

Bu vakitten sonra istismar edilen alanları onarmak adına, eğitim alanında yapılan reformların diyanet alanında yapılacak reformalarla desteklenmesi gerekmektedir. 
Muasır medeniyet kavramı sadece öğretmenleri ilgilendiren bir hedef değildir. 
Muasır medeniyete ulaşmak adına din görevlilerinin de gereken donanıma sahip olması şarttır.

Diyanet İşlerine bu güne kadar 18 başkan atanmış durumda. En uzun başkanlık yapan Rıfat Börekçi 17 yıl, en kısa başkanlık yapanda 9 ay ile Ömer Nasuhi Bilmen oldu. 
Bu güne kadar Diyanetin başına gelmiş bütün başkanların ortak söylemi olan ´farklı yetişme tarzları içinden gelen,değişik fikirlere ve meşreplere mensup hocalarla uğraşmak, onlar üzerinden benzerlikleri fazla bir din anlayışı ve bilgisini vatandaşlara aktarmak, tahmin edilenden daha zordur´ ifadeleri Türkiye´de kuruluş sürecinden bu güne yönetim temelli bir ayrışma olduğunu göstermektedir. 
Bu güne kadar başkanlık yönetim katının taşradaki herhangi bir imamı anlamadığını dile getirenler, mihrap ve minberden gelmiş olan yeni bir başkan hayalini vurgulamaktan da kaçınmadılar. 
Taşrada görev yapan bir imam doğal bir yaşam içerisinde olan Cemaati ile akademik bir dil talimatı arasında kaldı.

Akademik bir dil kullandığında olaya cemaat yabancı kaldı,
Taşranın anlayacağı bir üslup kullandığında da´ bu imam artık buralı olmuş´ eleştirileri arasında git geller yaşadı.

Bu noktada camilerde görev yapan din görevlilerinin donanım noktasında sürekli bir arayış içerisine girdiği muhakkak.

Akademik dil ile halk dilinin bir birinizi tanımakta zorluk çektiği bu uyuşmazlık için din görevlileri sosyal, kültürel, eğitimsel bir gelişme arzusu içerisinde olduğunu bu arzularını sivil toplum örgütleri aracılığı ile dile getirildiği biliyoruz.
Sivil toplum örgütü olarak Diyanetin en büyük sendikası olan Diyanet-Sen,uzun zamandan beri sınavsız geçiş- halk dilinde ilitam talebini sürekli dile getirmekte.

Diyanet-Sen Yeni Türkiye hayali için yeni İmam, yeni Türkiye´de din görevlisi nasıl olmalı sorusunu açıklarken adeta yazımızın başındaki bütün soru işaretlerine cevap vermeyi hedef edinmiş durumda.

Sınavsız geçiş yani halk dilinde İLİTAM 
Uzun zamandan beri talep edilen,fakat özellikle Fetö mensupları tarafından sümen altı edilen, arşivlere kaldırılan bir talep olarak karşımıza çıkıyor.

Bu talebin sümen altı edilmesinin başında bilinçli, bilgi seviyeleri daha da gelişmiş din görevlisi istememe arzusu var. 
Bu arzu her boşluğu bu güne kadar lehine çeviren FETÖ nün hedeflerinden sadece bir tanesi.

Yeni Türkiye´nin daha donanımlı din görevlilerine ihtiyacı var diyen yetkili sendika, sınavsız geçiş adı altında din görevlilerini lisans, yüksek lisans mezunu yapma hedefi gündem dışı kalırken; 
il müftülük toplantılarında otuz yıl görev yapmış olan din görevlileri adeta bütün imamların huzurunda diksiyon, kuran, tecvit gibi sözlü imtihanlarla adeta aşağılanıyor.

Diksiyon uzmanı kesilen bir müftü, siyer, kırat eğitmeni gibi görev üstlenen bir müftü,
yönetimsel görevlerini adeta bir tarafa bırakıp emekliliği yaklaşmış olan imamlara öğrenci muamelesi yapıyor! 
Diyanet-Sen işte tam bu noktada yetkili ve ehil kişiler tarafından bu işin yapılması gerektiğini her defasında vurguluyor.

Özellikle Fetö mensupları tarafından sümen altı edilen bu talep,uyuşuk beyinli, hipnoz edilmiş eğitim modelinin dünde kalan kırıntılarıdır.

Bu güne kadar din görevlilerini sadece cenaze yıkayıcısı olarak gösteren, 
din görevlilerini itibarsızlaştırmak adına her yolu deneyen FETÖ, bilen, bildiğini dile getiren, inceleyen, araştıran yeni Türkiye modelinin bütün gereklerini yerine getiren din görevlilerinden rahatsız olacaktır. Bu güne kadar engel olmalarının başlıca sebebi budur.
Bu güne kadar sınavsız geçiş yani ilitamı engelleyenler bundan sonraki süreçte de engellemeye devam edebilirlerse bu demektir ki; Yeni Türkiye´nin yeni yüzü bürokrasi içerisinde hala gizlenen fetöcülerin var olduğunu gösterecektir.

OSMAN DOĞAN