22.09.2020, 18:56

Kuzucuk İle Serüvenimiz

Pandemi sürecinde evlerimize kapandığımız günlerde Sayın Sağlık Bakanımızın Mustafa Kutlu ve Tolstoy okuyun sözüne uyarak. Ben de Tolstoy’un klasik “İnsan ne ile yaşar” adlı kısa öykülerden oluşan eserini tekrar elime aldım. Yıllar önce okumuş olduğumu hatırlayarak. Belki de öğretmenlik görevime daha başlamamıştım ilk okuduğumda. Şimdi okurken farklı duygular içerisinde okumaya başladım.

Benim anladığım yazar “İnsan ne ile yaşar ?” diye soruyor ve cevabında “sevgi”yi buluyor ve bize de bunu öğütlüyor. Evet, hocam hikâyeyi biliyoruz da sen ne diyorsun bize, dediğinizi duyar gibiyim.

Hikâyenin sonuna gelince 15 yıllık öğretmenlik mesleğimde beni çok etkileyen bir olay hatırıma geldi. O sebeple yazıya bu şekilde başladım.

Bizim ilkokul grubunda zor çocuk olarak adlandırdığımız öğrenciler vardır. Özel çocuklardır aslında bizim için. İşte benim sınıfıma da böyle bir çocuk denk geldi. Veya ben denk geldiğini sanıyordum ta ki o güne değin.

4. sınıfları mezun ettik ve tekrar 1. sınıflara başlamıştık. Koridordan yürüyerek sınıfın kapısına geldim, veliler ilk günün heyecanı ile kapı önünde bekleşiyorlar. Dikkatimi annesinin arkasına saklanmış kız çocuğu çekti. Anne sınıfa girmeye çalışıyor ama rahat hareket edemiyordu, kızı eteğinden geriye doğru çekiyordu. Beni görünce çocuğun yüzünde küçük bir tebessüm oluştu, annenin de ısrarı ile eteğine yapışarak sınıf kapısından içeri girdiler. Kocaman olan gözleri ile sınıfı süzdü ve annesine sokularak boş sıraya oturdular.

Ben de arkalarından sınıfa girdim. Mini mini birler aileleri ile gelmiş, sınıfı doldurmuşlar. Ben elimde çikolata ve kolonya ikram ediyorum. Ardından tanışma faslına geçtik. Sıra bizim özel çocuğa gelmeden daha iki kısık kara gözün beni süzerek, alttan alttan güldüğünü görüyorum. Benim ona doğru çevrilen gözlerimi fark edince hemen gözlerini kaçırıyor tabi ki. Sıra ona gelince annesinin dürtüklemeleri sonrası etrafına gülücükler atarak adını söyleyebildi ve hemen annesinin sağrına sokuldu. Kırmızı yanakları, kocaman gözleri ve ürkek halleri ilk dikkatimi çeken şeylerdi. Sesindeki o titreyiş aslında yüreğinde çırpınışlar olduğunu belli ediyordu. Bu sebeple adı Elif olsa da ben ona artık “Kuzucuk” diyecektim. İlk tanışmamız böyle oldu. Daha doğrusu resmi olarak ilk tanışmamız. Ben öyle sanıyormuşum meğer.

İkinci gün sınıfın kapısından adım atmadan daha içerde feryat figan kopuyor. Bizim Kuzucuk “ ben annem olmadan durmam” diye sınıfı kaldırıp indiriyor. Neyse bir süreliğine “tamam” dedim. Fakat durumun sandığımdan daha ciddi olduğunu anlamam uzun sürmedi.

O yıla kadar evet çok zorlu öğrencilerim oldu. 3. Sınıfta olmasına rağmen okuma-yazma bilmeyen, sinirsel sorunu olan, ahlaki sorunu olan, davranış problemi olan ve daha birçokları. Ama yılmadan yorulmadan hepsi ile çok güzel işler yaptık. Fakat bu sefer durum daha ciddi idi. Öğretmenler odasında kısa bir araştırma yapınca bizim Kuzucuğun sınıf tekrarı ile bana geldiği ve önceki yıl tam 3 sefer sınıf değişikliği yaptığını öğrendim. İlkokullarda kanunen olmasa bile okul kültürü gereği sınıf tekrarına kalan öğrenci hangi şubede ise tekrar ettiği yıl aynı şubeye devam eder. ( Misal A şubesinde sınıfta kaldıysa seneye yine A şubesinde olur.) Bizim Kuzucuk önceki yıl farklı şubeden kalmasına rağmen benim sınıfıma gelmişti.

Tabi ben ne yaptım hemen soluğu yetkili idarecinin yanında olarak durumu sordum. Öğrencinin sınıfının değişmesini istedim, desem de sizler inanmayacaksınız. Tabi ki ben böyle bir şey yapmadım.

Derslere başladık ama sınıfta ders işlemek ne mümkün. Ağlama ve uğultu sesi tüm sınıfı kaplıyor. Elimden geldiğince sinirlerime hakim olmaya gayret ediyorum. Almadığım hediye, yapmadığım şaklabanlık kalmıyor ama ne etsem fayda etmiyor. 1 hafta böyle, 10 gün böyle gitti.

Nerdeyse vazgeçmek üzereyim.

Aradan bir süre geçti, Kuzucuğun annesi ile konuşuyoruz,

Bana şöyle dedi:

Hocam, Elif sizin sınıfa tesadüf gelmedi .”dedi

Ben afallamış bir vaziyette,

“Nasıl oldu bu iş ?” diyebildim.

“ Sınıflar seçilirken idareciler bizim özel durumumuzdan dolayı kolaylık sağladı ve Elif sizi istedi.”

Ben iyice şaşırmış bir halde,

Beni neden seçti? Nerden tanıyordu beni?”

Kadıncağız yüzünde küçük bir tebessüm ile

“ Hocam siz 4. Sınıf okuturken ben kızımı destek odasında ders alması için okula getirdiğimde, destek odası sizin sınıfın yanındaydı ve bir gün siz derse giderken Elif’i görmüştünüz. Yanımıza gelip başını okşamış ve kendi sınıfınıza davet ederek, dolaptan çikolata ikram etmiştiniz.”

Bu konuşmanın üzerine ben olduğum yerde kalakaldım, kısa süre içerisinde zihnimde o tabloyu zorlayarak da olsa hatırlamaya çalıştım,

Evet, şimdi hayal meyal hatırlıyorum.

“ İşte geçen sene çok öğretmen değiştirince, Elif bu sene nasıl olduysa “ o öğretmeni istiyorum” dedi.

Evet, Kuzucuk ile olan serüvenimiz aslında daha eskiye dayanıyormuş ama ben bilememişim. O günden sonra Kuzucuk ‘a bakışım daha farklı bir hal aldı. O beni isteyerek ve bilerek gelmişti.

Ve beni seçmesinin tek bir sebebi vardı: Sevgi.

Eminim önceki öğretmenleri de onu çok sevmişti, ellerinden gelenin fazlasını yapmışlardı. Ama o kimseyi sevememişti işte o zamana kadar.

Sevgi ile kalın…

Yorumlar (0)
banner51
19°
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Namaz Vakti 23 Ekim 2020
İmsak 05:53
Güneş 07:18
Öğle 12:53
İkindi 15:50
Akşam 18:19
Yatsı 19:39