Cahit Sıtkı Tarancı kimdir? Cahit Sıtkı Tarancı ne zaman, neden öldü?

Cahit Sıtkı Tarancı kimdir? Cahit Sıtkı Tarancı ne zaman, neden öldü? Cahit Sıtkı Tarancı'nın hayatı ve eserleri

MAGAZİN 13.10.2021, 17:43
Cahit Sıtkı Tarancı kimdir? Cahit Sıtkı Tarancı ne zaman, neden öldü?

Ünlü Türk şair ve yazar Cahit Sıtkı Tarancı ölüm yıldönümünde anılıyor. 2 Ekim 1910 tarihinde dünyaya gelen Cahit Sıtkı Tarancı 13 Ekim tarihinde hayata gözlerini yumdu. Adı Otuz Beş Yaş şiiriyle özdeşleşen Cahit Sıtkı Tarancı’nın hayatı merak konusu oldu. Peki, Cahit Sıtkı Tarancı kimdir?
Hüseyin Cahit Tarancı veya bilinen adıyla Cahit Sıtkı Tarancı Türk şair, yazar ve çevirmendir. Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı 13 Ekim ölüm yıldönümünde anılıyor. İnternette ‘Cahit Sıtkı Tarancı kimdir? Cahit Sıtkı Tarancı kaç yaşında, neden öldü?’ sorularına yanıt aranıyor. Peki, Cahit Sıtkı Tarancı kimdir? Cahit Sıtkı Tarancı ne zaman, neden öldü? İşte, Cahit Sıtkı Tarancı hayatı ve eserleri…

CAHİT SITKI TARANCI KİMDİR?

4 Ekim 1910 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya gelen Hüseyin Cahit Tarancı, 13 Ekim 1956 tarihinde Viyana’da hayata gözlerini yummuştur. Hüseyin Cahit Tarancı veya bilinen adıyla Cahit Sıtkı Tarancı Türk şair, yazar ve çevirmendir. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önde gelen şairlerinden biridir. Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952) ve ölümünden sonra yayımlanan Sonrası (1957) ile Bütün Şiirleri (1983) adlı şiir kitaplarının yanı sıra çeşitli hikâyeler yazmış ve bu hikâyeler Tarancının ölümünün 50. yılında Gün Eksilmesin Penceremden (2006) adıyla yayımlanmıştır. Ayrıca Fransız edebiyatından yaptığı şiir tercümeleriyle bilinmektedir. "Otuz Beş Yaş" şiiriyle özdeşleşen Tarancı, "sanat için sanat" anlayışına bağlı kalmıştır. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. Bunların dışında Tarancının aile fertlerine, arkadaşlarına ve yakın dostlarına yazmış olduğu mektupların çoğu Ziyaya Mektuplar (1957) ve Evime ve Nihale Mektuplar (1989) adlarıyla yayımlanmıştır.

Diyarbakırda dünyaya gelen Tarancı, şehrin soylu ailelerinden olan Pirinçcizadelerdendir. İlk tahsilini Diyarbakırda tamamlamış ve İstanbula giderek Kadıköydeki Fransız Saint-Joseph Fransız Lisesi ile Galatasaray Lisesinde orta öğrenimini tamamlamıştır. 1944 yılından başlayarak Ankarada Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında çevirmen olarak çalışmıştır. 1954te geçirdiği felç sonucu Viyanaya götürülmüş ve buradaki bir hastanede tedavi gördüğü sırada 12 Ekim 1956da zatülcenpten ötürü ölmüştür.

Tarancının doğup büyüdüğü ev, 1973 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınarak restore edildikten sonra, cumhuriyetin 50. yılında 29 Ekim 1973 tarihinde Tarancının anısını yaşatmak ve ismini ebedîleştirmek amacı ile müze olarak hizmete açılmıştır. Ayrıca şairin birçok şiiri, farklı bestekârlar tarafından çeşitli makam ve farklı usûllerde bestelenmiştir.

CAHİT SITKI TARANCI HAYATI

Ailesi ve çocukluğu

Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910 tarihinde Diyarbakırın Cami Kebir Mahallesinde günümüzde müze olarak kullanılan evde dünyaya gelmiştir. Kürt kökenlidir. Doğduğunda kendisine büyükbabasının adı olan Hüseyin Cahit adı verilmiştir. Tarancı, pirinç ziraati ve ticaretle uğraştıkları için "Pirinççizadeler" diye bilinen Diyarbakırın köklü ve soylu ailelerinden birine mensuptur. Büyük dedesi Hacı Ali Efendinin iki oğlundan biri olan Arif Efendi, Diyarbakırda belediye reisliği yapmış ve I. Meşrutiyetin ilanından sonra Diyarbakırdan vekil olarak seçilmiştir. Arif Efendinin oğlu Feyzi Bey de cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır mebusu olarak meclise girmiş ve Fethi Okyar kabinesinde görev almıştır. Fevzi Beyin oğlu Vefik Pirinççioğlu da vekil seçildikten sonra 27 ve 28. Türkiye Hükûmetinde sırasıyla içişleri ve devlet bakanlığı görevlerinde bulunmuştur. Hacı Ali Efendinin diğer oğlu Hüseyin Efendi, tarım ve ticaretle uğraşmıştır. Hayriye Hanım ile olan evliliğinden Bekir Sıtkı (1888) dünyaya gelmiştir. Ziraat ve ticaretle uğraşan Bekir Sıtkı Bey, amcası Arif Efendinin kızı Arife Hanım ile evlenmiş ve bu evlilikten üç kız ve üç erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Tarancı, ailenin en büyük çocuğudur. Mehmet Halit, Sabiha Nihal (Erkmenoğlu), Yıldız (Köksal), Atiye Hilâl (Arda), Yılmaz Cihangir, Tarancının kardeşleridir.

1934te Soyadı Kanununun çıkmasıyla Arif Efendinin soyundan gelenler "Pirinççioğlu" soyadını alırken "o sene pirinç ziraatinden zarar eden ve kızgınlıkla Pirinççioğlu soyadını almayan" Bekir Sıtkı Bey, "çiftçi" anlamına gelen "Tarancı" soyadını almıştır.

Çocukluğunu Diyarbakırda ailesinin yanında geçiren Tarancı, söylenenlere göre çocukluğunda "kısa boylu, nazik yapılı, göğsü oldukça dar yapılıydı. Keskin yüz çizgilere ve koyu kahve saçlara sahipti."

Eğitimi

Tarancı öğrenim hayatına 1917de Diyarbakır Nümune-i Terakkî-i Hamidî Mekteb-i İptidâîsinde başlamıştır. Sonraki yıl Mekteb-i Sultaninin iptidai kısmına gönderilmiştir. Burayı "üstün başarı" ile bitirmiştir. İlkokuldan sonra okuyup vali olmasını ve ailesinin adını yüceltmesini arzu eden babası tarafından eğitimine devam etmesi için İstanbula yollanmıştır. Tarancı, Kadıköydeki Saint-Joseph Fransız Lisesinde belli bir müddet okuduktan sonra 1927-28 eğitim-öğretim döneminde ortaokul son sınıf öğrencisi olarak Galatasaray Lisesine girmiştir. Burada Ziya Osman Saba ile tanışmıştır. Bir sonraki eğitim-öğretim yılında ise aynı okulda lise öğrenimine başlamıştır. Şiir yazma girişimlerine lisedeyken başlamıştır. Haftasonu tatillerinde dayısı Nafia Vekili Feyzi Beyin evinde geçirirken yaz tatillerini memleketi Diyarbakırda geçirmiştir. 1931de buradan mezun olduktan sonra Yıldızdaki Mülkiye Mektebine yatılı olarak başlamıştır.Bu dönemde yazmış olduğu "Uzak Bir İklimde", "Gece Bir Neticedir" ve "Güneşe Âşık Çocuk" gibi şiirler Tarancının ilk şöhretini sağlamıştır. Peyami Safa da 1932de Cumhuriyet gazetesindeki üç yazısıyla onu kamuoyuna tanıtmıştır. Cahit Sıtkı, derslere karşı ilgisizliği ve çirkinliği dolayısıyla kendini içkiye vermesi, birtakım gönül maceraları yaşaması yüzündendört yıl sonunda mülkiye tahsilini tamamlayamayıp İstanbuldaki Yüksek Ticaret Okulunda öğrenim görmeye başlamıştır. Cumhuriyet gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadinin desteği ile üniversite yükseköğrenimini tamamlamak üzere Parise gitmiştir. 1938-40 yıllarında Pariste Sciences Politiqueste öğrenimine devam etmiştir. Bu dönemde geçimini sağlamak için Paris Radyosunun Türkçe yayınlar servisinde spikerlik yapmış, bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etmiştir. Paristeki öğrenciliği sırasında Oktay Rifat ile tanışmıştır. Paris yıllarında "Sıla", "Kuşlar", "Bir Hatıram Vardı Benim", "İmkânsız Dostluk", "Sulh Bir Hatıra Oldu", "Nü", "Bugün Hava Güzel", "Desem Ki" şiirlerini yazmıştır.[28] II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası uçakları 1940 yılında Parisi bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamamış; 13 Haziran 1940ta bisiklet ile kaçarak önce Lyona sonra Cenevreye geçmiştir. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra Türkiyeye geri dönmüştür. Cahit Sıtkı, hiçbir yüksekokul bitiremeden Diyarbakıra dönmüştür.

Mesleği

İstanbuldaki Yüksek Ticaret Okulunda öğrenim görmekte olan Tarancı, babasının pirinç ziraatinden zarar görmesi ve maddi durumunun bozulmasıyla babasından kendisine eskisi kadar para gönderilmemesi üzerine 1936 yılının sonlarına doğru Sümerbankın açtığı bir imtihanı kazanarak memuriyete başlamıştır ve bu dönemde Cumhuriyete hikâyeler yazmaya devam etmiştir. Görevinin Karabükteki bir fabrikaya nakledilmesiyle istifa ederek bu memuriyeti yalnızca bir yıl devam ettirmiştir. Ekim 1943te terhis olduktan sonra Eminönü, Yemiş semtindeki bir yazıhanede ticaret işlerini sürdürmekte olan babasının yanında çalışmaya başlamıştır. Burada babasının ticari defterlerini tutmuştur. 1944 yılı sonlarına doğru Ankaraya giderek Anadolu Ajansında mütercimlik yapmıştır. Buradan ayrılarak Toprak Mahsulleri Ofisinde ardından Çalışma Bakanlığı bünyesindeki bir mütercimlik kadrosuna geçmiştir.

Evliliği ve ilişkileri

Ziya Osman Sabaya göre Cahit Sıtkı, "kendisinden yaş yaş küçük kızların peşinde" olmuştur. Saba, şairin kendini "hiçbir kızın beğenmeyeceği kadar çirkin" gördüğünü ve tecrübeli olduklarından dolayı yetişkin kızların kendisini beğenmeyeceklerini ve bundan ötürü "küçük yaştaki toy kızları elde edebileceğini" belirtmiştir. Mülkiyede okuduğu sırada on dört yaşındaki "Beşiktaşlı" denen kişiyle ilişkisi olmuştur. 12 Mart 1941de askerliğini yapmak için hazırlık kıtasına katılmış, nisan ayı sonlarına doğru Ankara Yedek Subay Okulunda altı aylık döneminin ardından 10 Kasım 1941de piyade asteğmeni olarak Burhaniye II. Tabur 5. Kıta Bölük Komutanlığı emrinde kıta hizmetine başlamıştır. Burada askerliğini yaparken yine genç yaşta olan "komşusu Boşnak kızı" ile on yedi yaşlarında olan "esmer güzeli yar" ile ilişkisi olmuştur. Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkının sevgilileri hakkında şunları söylemiştir:

"Cahiti âşık eden kızların hiçbirini görmem kısmet olmadı. Onları ya kendi ağzından dinledim ya mektuplarıyla, şiirlerinden öğrendim. Onlar hep küçük kızlar oldular. Hatta bazıları kara, okul göğüslüklerini olsun çıkarmamışlardı... Cahit, kendisinin çirkin, hiçbir kızın beğenmeyeceği kadar çirkin olduğuna inanmıştı. Bence erkekte güzelliğin veya çirkinliğin hiçbir önemi olmadığı halde o, bu konuda aşırı bir duyarlılık gösteriyor, bunu kara bir talih sayıyordu."

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan kimdir? Mehmet Ceyhan kaç yaşında, nereli? Prof. Dr. Mehmet Ceyhan biyografisi!Prof. Dr. Mehmet Ceyhan kimdir? Mehmet Ceyhan kaç yaşında, nereli? Prof. Dr. Mehmet Ceyhan biyografisi!
Sağlık
Tarancı, bir mektubunda askerliğinin son dönemlerini geçirdiği Ilıcadayken babasının kendisini Diyarbakırlı bir kızla evlendirmek istediğini belirtmiştir. Daha önceden tanıdığı memleketlisi Melek Tiğrel ile de mektuplaşması, onunla evliliği gündeme getirmiştir. Cahitin yakın çevresi bu evliliğe sıcak bakmasına rağmen zamanla bundan da vazgeçmişlerdir. Tarancı, Çalışma Bakanlığında çalışırken görüp âşık olduğu Cavidan Tınaza bir mektup yazarak evlilik teklifinde bulunmuştur. Cavidan Hanım, Cahit Sıtkının kendisine mektup verişini şöyle anlatmıştır:

"Bir gün telaşlı, mahcup bir tarzda ve acele ile elime bir mektup sıkıştırdı. Doğrusu böyle bir şeyi tahmin edebiliyordum. Mektubu heyecanla alıp eve götürdüm, kendini tanıtıyor ve benimle evlenmek istediğini belirtiyordu... Çok iyi bir insandı."

Cavidan Hanım, bu mektuba şairin içkiye olan bağımlılığından ötürü olumsuz yanıt vermiştir. Bunun farkında varan Cahit Sıtkı, "Affet beni Cavidanım, gözümde dünyanın en paha biçilmez mücevheri olan o güzel başın için yemin ediyorum, mezara gireceğim güne kadar ağzıma alkol namına tek damla bir mayi koymayacağım." diyerek Cavidan Hanımı evliliğe razı etmiştir. Çift, 4 Temmuz 1951 Çarşamba günü Ankara Halkevinde nikâhlanmıştır.

Ölümü

Tarancı, 1954 yılının ocak ayının ikinci yarısında sağ tarafına gelen felçle Ankara Numune Hastanesine kaldırılmıştır. Sağ tarafından felç olan Cahit Sıtkı, konuşma yetisini kaybetmiştir. Üç ay hastanede kaldıktan sonra taburcu edilen şair, tıbbî imkânların daha iyi olacağı düşüncesiyle İstanbula götürülmüştür. Doktorların, şairin iyileşme ümidi olmadığı ve baba evine gitmesinin uygun olacağını belirtmesiyle bir yıl kalacağı Diyarbakıra ve 7 Ekim 1955te tedavi amaçlı yeniden Ankaraya götürülmüştür. Ankaradaki tıp fakültesinde on bir ay boyunca tedavi görmüştür. Ayrıca kendisine şiirleri okunmuş, hafızasına tekrar işlerlik kazandırılmaya çalışılmıştır. Söylenenleri anlamaya başlayan şair 15-20 kadar kelimeyi de söyleyebilir hâle gelmiştir. Felçli olan sağ ayağını oynatmaya ve bükülü kalan kolunu kıpırdatmaya hatta yavaş yavaş yürümeye bile başlamıştır. Dönemin bakanı Samet Ağaoğlunun yardımıyla 6 Eylül 1956da kardeşi Halit Tarancı refakatinde Viyanada gönderilmiştir. Viyanadaki bir hastanede tedavi gördüğü sırada 12 Ekim 1956da zatülcenpten ötürü ölmüştür. 26 Ekim Cuma günü Ankaraya getirilen naaşı, Ankarada Cebeci Asri Mezarlığına defnedilmiştir

Sanat hayatı

Cahit Sıtkı, aile çevresinin edebi faaliyetlere ilgi duyması yönü ile küçük yaşlarda edebiyat dünyasına ilgi duymaya başlamıştır. Saint-Joseph Lisesine giderken Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul ile Pierre Corneille, Jean Racine, Molière, Alphonse de Lamartine gibi sanatçıları da okuma fırsatı bulmuştur. Galatasaray Lisesindeyken şiire olan eğilimi giderek artmış ve 2. sınıftayken Ziya Osmanın yönlendirmesiyle Fransız şair Charles Baudelairei okumaya başlamıştır. Bu konuda şunları dile getirmiştir:

"Bendeki Lamartine muhabbeti Galatasaray onuncu sınıfa kadar devam etti. Orada Baudelairei okuduktan sonra düşünüşüm, duyuşum, görüşüm değişti. Daha doğrusu Baudelaire elinde tuttuğu canlı meşale ile bana tutacağım, tutmam gereken yolu gösterdi. Baudelaire bana suyun dibine inmeyi öğretti, içimle dışım arasındaki farkı Les Fleurs du Mali (Kötülük Çiçekleri) okuduktan sonra idrak ettim."


Hafta sonu tatillerini bürokrat dayısı Fevzi Beyin evinde geçiren Cahit Sıtkıyı aile çevresinden sadece o, şiire teşvik etmiş, onu yüreklendirmiştir. Cahit Sıtkı şiire ağırlık verdikçe derslerindeki düşüş ailesi tarafından şiddetle eleştirilmeye başlanmıştır. Lise son sınıftayken ilk şiirlerini Servet-i Fünûn ve Muhit dergilerinde yayımlamıştır. Aynı dönemde Servet-i Fünûn ile Galatasaray Lisesinin Akademi ve Galatasaray adlı dergisinde de şiirleri yayımlanmaya başlamıştır. Dayısı, şiirlerini Abdullah Cevdete göstermesi konusunda Cahit Sıtkıyı yüreklendirmiştir. Abdullah Cevdet, Cahit Sıtkının bütün şiirlerini dikkatle okumuş, kusurlarını ona nezaketle göstermiş, beğendiği mısraların altını çizmiş ve ona yetenekli olduğunu söyledikten sonra; bu şiirleri yayımlamaktan vazgeçmesini ve daha çok kitap okuyarak yazmasını tavsiye etmiştir.

Cahit Sıtkı, şair olmak istemesine rağmen babası tarafından Mülkiye Mektebine gönderilmiştir. Okula bazı günler uğramış ama zamanının çoğunu da okula yakın bir kahvede geçirmiştir. Bu yüzden babasıyla çok tartışmış, babası ona diploması olmayan şairleri örnek göstererek kendisinin haklı olduğunu dile getirmeye çalışmıştır. Cahit Sıtkı da "Bu yaldızlı kâğıt üzerinde ne diye bu kadar duruyorsun, bak Hüseyin Cahitin de diploması yok?" cevabını vermiştir. Sigara içmeye lisedeyken başlayan şair, bu dönemde içkiye başlamış ve kendi sözüyle "hayatı daha kesif yapmak için" hep şiir adına ve uğruna içtiğine işaret etmiştir. Edebiyat dünyasında tanınmasında Peyami Safanın 1932 yılında Cumhuriyet gazetesinde şiiri üzerine yazdığı üç yazının büyük etkisi olmuştur.

CAHİT SITKI TARANCI SANAT ANLAYIŞI

"Sanat için sanat" anlayışına bağlı kalan Tarancıya göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.Cahit Sıtkıya göre sanat eseri/şiir, her şeyden önce bir "anlatım"dır. O, bu "anlatım"ı bir estetikçi veya felsefeci gibi ontolojik olarak değil, ilgilendiği ve üzerinde çalışmaktan zevk duyduğu bir nesne olarak ele almış ve kendisine göre başarılı bulduğu güzel şiirlerin özelliklerini anlatmıştır. Bu özellikler, aynı zamanda şairin şiir anlayışını ortaya koymaktadır. Ayrıca Cahit Sıtkıya göre samimiyet, estetik bir değerdir, şiirde anlatılan duygu, düşünce, inanç ve daha başka duyguların samimi olması bir şiire, sanat eseri olma kıymeti kazandıran unsurlardan biridir.

CAHİT SITKI TARANCI ŞİİR KİTAPLARI

Yirmi bir şiirden oluşan Ömrümde Sükût, Cahit Sıtkının 1933te yayımlanan ilk şiir kitabıdır. Necip Fazıl Kısakürek tesiri altındaki bu şiirlerde, Fransız şiirinin tür ve biçim etkisi görülmekte ve Tarancının çocukluk anıları, özlemleri, içinde yaşadığı zamanın kişisel bunalımları ele alınmıştır. Şairin lise yıllarında yazdığı ve Akademi, Muhit ve Galatasaray dergilerinde neşrettiği bazı şiirleri de içinde barındıran kitap, yedi bölüm halinde 21 şiiri ihtiva etmektedir. 1946da Otuz Beş Yaş adlı şiir kitabı, Ülkü Basımevi tarafından basılmıştır. 1933-1946 döneminde yazılan şiirleri kapsayan bu eser, sonraki yıllarda en çok basılan şiir kitapları arasında yer almıştır. Kitaptaki şiirlerin büyük bir kısmı Varlık başta olmak üzere Kültür Haftası, Ağaç, Yücel, Gündüz, İnkılapçı Gençlik, Ülkü gibi dergilerde yayımlanmıştır. Eser, Ağustos 1946da Varlık Yayınlarının ilk kitabı olarak basılmış ve yüz sekiz şiir içermektedir. Çalışma Bakanlığında çevirmenlik yapmaya başladığı dönemde yazmaya başladığı ve kitaba adını veren "Otuz Beş Yaş" şiiriyle Cumhuriyet Halk Partisinin kuruluş yıldönümü ile ilgili açtığı yarışmada birinciliği elde etmiştir. İlk baskısı 1952de Varlık Yayınları tarafından yapılan Düşten Güzel, 1946-1952 arasında yazılan 35 şiiri içermektedir. Önceki kitapta yer alan ölüm, ölüm korkusu, yaşama sevinci; artık bu kitapta yerini sevgi ve evlilikten kaynaklanan mutluluk duygusuna bırakmıştır. Tarancı bu kitabında ayrıca Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili bazı konulara, ülke ve ülke insanlarına değinen bazı deyişlere yer vermiştir. Varlık Yayınları tarafından 1957da çıkan Sonrası, şairin ölümünden sonra yayımlanmıştır. Bu kitabın ilk 28 sayfasında 1933-1954 yazıp sağlığında yayımladığı, 1952den sonra yazıldığı halde çeşitli dergilerde yayımlandığı halde kitaplarında yer almayan 73 şiiri ile birlikte bazı çeviri şiirleri yer almaktadır. Asım Bezirci tarafından derlenen Tarancının bütün şiirleri 1983te Bütün Şiirleri adıyla Can Yayınlarından çıkmıştır. Kitap altı bölümden oluşmaktadır.

CAHİT SITKI TARANCI HİKAYELERİ

Cahit Sıtkı, şairliğiyle tanınmak istemiş ve ömrünün büyük bölümünü şiirle iştigal ederek geçirmiş bir sanatçı olmasının yanında hikâyeler de kaleme almıştır. Hikâyelerini gerek Fransaya gitmeden önceki yıllarda gerekse Cumhuriyet gazetesinde çalışıp yükseköğrenimini tamamlamaya çalıştığı yıllarda yazmış ve aynı gazetede yayımlatmıştır. Daha çok maddî sıkıntılardan dolayı (dostu Baki Süha Edipoğlunun aktardığına göre sigara ve içki parasını çıkarmak için) 1935-1947 yılları arasında yazmıştır. Bunlar kısa hacimli, günlük yaşamın içinden bazı gözlemlere dayalı hikâyelerdir. Toplam seksen hikâye yazan Tarancı, hikâyelerinde aile özlemi, güzellik-çirkinlik karşıtlığı, aşk, karşılıksız aşk, kadınlar tarafında sevilme arzusu, yaşama sevinci-ölüm korkusu karşıtlığı, içkiye sığınış, memuriyeti ve işi sevmeme ve baba korkusu gibi konuları ele almıştır. Cahit Sıtkının hikâyeleri konusundaki ilk çalışma, Selahattin Önerli tarafından 1976 yılında Ankara-Akran matbaasında basılan bir kitapta yayımlanmıştır. 2006da ise Can Yayınları, Gün Eksilmesin Penceremden adıyla Tarancının 43 hikâyesini içeren bir kitabı Tarancının ölümünün 50. yılında yayımlamıştır.

MEKTUPLARI

Tarancının aile fertlerine, arkadaşlarına ve yakın dostlarına yazmış olduğu mektupların çoğu yayımlanmıştır. Ziyaya Mektuplar, Tarancının 1930-46 yılları arasında yakın dostu Ziya Osman Sabaya yolladığı mektuplardan elli yedisini içermektedir. Nisan 1957de Varlık Yayınları tarafından basılmıştır.[68] İnci Enginün tarafından hazırlanan ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından basılan Evime ve Nihale Mektuplar, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesindeki mektupların bir araya getirilmiş hâlidir. Kitaptaki mektuplardan on biri şairin annesine, beşi babasına, iksi anne ve babasına, kırkı Nihale, ikisi Yıldıza, biri Yıldız, Nihal ve Yılmaza hitaben yazılmıştır. Yaşar Nabi Nayır da Dost Mektuplar adlı eserinde Tarancının on iki mektubuna yer vermiştir.

MİRASI

Cahit Sıtkının Diyarbakırda doğduğu ev günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Şehir merkezinde, Camii Kebir Mahallesi, Cahit Sıtkı Tarancı Sokak No:3te bulunan ev, 1733 tarihinde inşa edilmiştir. Diyarbakırın geleneksel konut mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan ev, merkezi bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan oluşmuş ve zemin artı bir katlı olarak tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilmiştir. Binada büyüklü küçüklü toplam on dört oda, mutfak, kiler ve tuvalet bulunmaktadır. 1973 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp restore edildikten sonra, cumhuriyetin 50. yılında 29 Ekim 1973 tarihinde Tarancının anısını yaşatmak ve ismini ebedileştirmek amacı ile müze olarak hizmete açılmıştır. Müzede Tarancının şahsî eşyaları, el yazısı ile yazılmış mektupları, aile fotoğrafları ve kitaplarından oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir. Müze, 1 Mayıs 2011 tarihinde başlanan onarım ve teşhir tanzim çalışmaları 1 Ağustos 2012 tarihinde tamamlanmış ve 18 Mayıs Müzeler Gününde tekrar açılmıştır.

BESTELENMİŞ ŞİİRLERİ

Cahit Sıtkının birçok şiiri, farklı bestekârlar tarafından çeşitli makam ve farklı usûllerde bestelenmiştir. Bunların dışında "Memleket İsterim" şiiri, Onur Akın tarafından söylenmiştir.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
6.Dönem Toplu Sözleşmeyi Başarılı Buluyor musunuz?
6.Dönem Toplu Sözleşmeyi Başarılı Buluyor musunuz?
Namaz Vakti 23 Ekim 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı