“Demokrasiye Balans Ayarı” Çeken 28 Şubat Darbesi’nin Mağrur Generali Çevik Bir’e Soruyorum: ? !

 

Dün kararı verilen 28 Şubat Davası’nda sanıklara, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmek ve engellemek" suçlaması yöneltiliyor.

Savcı mütalaasında, 60 sanık için müebbet hapis cezası talep ederken, 39 sanığın beraatini istedi. Dava sürecinde 4 sanık da hayatını kaybetti.

 

Darbecilere verilen cezalar, beklentilerin çok altında kaldı. Kamu vicdanı tam olarak rahatlamadı. Darbenin sivil ayağına; yargıdan medyaya, bürokrasiden siyasete, ekonomiden STK ayağına kadar, hiç birine dokunulmadı!

 

“Tankları ben yürüttüm” diyen, üstelik bunu kendiyle gurur duyarcasına bir kahraman edasıyla söyleyen Erdal Ceylanoğlu için beraat kararı verildi mesela. Şaka gibi yahu!

 

28 Şubat darbesini “silahsız kuvvetler” gerçekleştirdi diyenler, tanık olarak dahi ifade vermediler. (Örnek: Fatih Altaylı)

 

3 Mart 1997 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “Yeni Vatandaşlık Görevim” diyerek başlık atan Fatih Altaylı yazısına şöyle devam ediyordu:

 

“Kendime yeni bir iş buldum. Bundan böyle kılık kıyafet kanununa aykırı olarak dolaşanları kolundan tuttuğum gibi karakola götüreceğim. Evlerini polise göstereceğim, otomobilde görürsem plakalarını alıp bildireceğim. Yapılan işlemleri savcılığa kadar takip edeceğim. Yok yok savcılıkta da takip edeceğim…”


Darbenin sivil yapılanmasındaki kişiler yer almadığından, davanın sivil ayağı yargılanmadı.

 

Darbeciler yaşlı oldukları gerekçesiyle serbest kalırken, mağdurları ise ölümün pençesinde olsalar da hala zindanlarda tutuluyorlar.


Bugün müebbet hapse çarptırılan darbecilerin o günlerde mağdur ettikleri ve halen de mağduriyetleri giderilmeyen kişiler, maddi ve manevi olarak tazmin edilerek, mağduriyetleri sonlandırılmalıdır.


Bu yönleriyle adalet eksik kalmış, kamu vicdanı tam manasıyla rahatlatılmamıştır.

Bu davanın sivil ayağı; yargıdan medyaya, bürokrasiden siyasete, ekonomiden STK ayağına kadar, hepsi yargılanmalıdır!

 

Bu kirli postmodern darbeden bu yana 21 yılda ne değişti biliyor musunuz?:

 

“Burası devlete meydan okunacak yer değildir” gitti, “burası millete meydan okunacak yer değildir” geldi.

 

Ülke açısından pkk’dan bile daha kötü bir tehdit ve tehlike olarak görülen insanlar, bugün devleti yönetiyorlar.

 

**           **          **

 

28 Şubat’ın en önemli 3-5 isminden birisi olan Çevik Bir, mahkemede hâlâ o kibirli ve alaycı tavrı ile 28 Şubat’ın hedefinin FETÖ’cüler olduğunu iddia ediyor.

 

Ama o zamanlar “İrtica” diyorlardı. Samimi dindar insanları, irtica sopası ile az dövmediler, enselerinde az boşa pişirmediler! Baskılar.. İşkenceler.. Zulümler.. Engellemeler.. Alay etmeler.. Aşağılamalar.. Bini, bi paraydı!


FETÖ’nün 17-25 Aralık darbe girişimi gerçekleşince 28 Şubat’ın aslında FETÖ tehdidini ortaya koyan bir süreç olduğunu iddia etmeye başladılar.


Şimdi millet de soruyor; eğer 28 Şubat FETÖ’ye karşı bir süreç idi ise, o tarihte FETÖ’nün kaç okulunu kapattınız?” Madem FETÖ hedefiniz idi, o süreçte kapattığınız FETÖ okullarını gösterin!


Ben size söyliyeyim, o dönemde kapatılan bir tane bile FETÖ okulu yok.

Ama, FETÖ’nün hep mesafeli durduğu İmam-Hatip okullarının orta kısımları kapatıldı! Bununla da kalmadılar; katsayı  engeli/zulmü ile, İmam-Hatip Lisesi mezunlarını, ilahiyat dışında hiçbir fakülteye giremez hale getirdiler.

FETÖ’cülerin zaten İmam Hatiple, İlahiyatla alakaları olmadığı için her yere yerleştiler!


Çevik Bir’e soruyorum: “FETÖ hedefinizte idiyse, İmam Hatiplerden ne istediniz?!”