cekapan @ gmail.com

31 MART SEÇİMLERİ VE VALİ RECEP YAZICIOĞLU

31 Mart seçimleri yaklaşırken kendime “Nasıl bir belediye başkanı istiyorum?” diye sordum. İlginçtir aklıma hemen rahmetli valimiz Recep Yazıcıoğlu geldi.

Yazıcıoğlu ile birlikte, Türkiye'nin çeyrek asrına damga vurmuş sıra dışı ve cesur bir bürokratı çekildi yeryüzü sahnesinden. Ben kendi adıma Vali Recep Yazıcıoğlu'ndan çok şey öğrendim. İlk öğrendiğim ise, itiraf ediyorum, "Adam gibi adam olmaktı”...

Rahmetliyle Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezinde, sendikamızın düzenlediği bir söyleşide tanışma şerefine nail oldum. Karşımızda örnek alınmaya değer, heyecanı, iddiaları olan muhteşem biri olduğunu hemen anladık.

 O günkü söyleşiden aklımda kalan en vurucu cümlesi: „Ben kurulu düzene, kurulu sisteme, klasik anlayışlara, söylemlere isyan eden bir insanım. Kendim de rahat durmuyorum, dilim de…” sözüydü. Bu sözü söyleyen devletin resmi bir valisiydi. Atanmış bir vali nasıl böyle bir cümle kurabilirdi? Belki o günkü aklımla bunu tam idrak edememiştim ama bugün anlıyorum ki atanmış ya da seçilmiş her kademede bu sözü cesurca söyleyip eyleme dönüştürecek deli idareciler lazım bize...

Süper valimizdi bizim. Halkın adamı, Anadolu çocuğuydu. Devletin şefkatli kucağı, zalime karşı demir yumruğuydu. Bugün televizyonlarda protokol egosu yapanları gördükçe rahmetle andığımız. Mekânı cennet olasıca güzel insan...

Yazıcıoğlu'nun 1984-1988 yılları arasında Tokat Valiliği döneminde gerçekleştirdiği icraatları kaynak yetersizliğini bahane eden bütün devlet yöneticileri için örneklerle dolu. Tokat'a 15 Mayıs 1984'te atanan Recep Yazıcıoğlu, Tokat'ta gönüllü halk katılımı ile kurtuluş savaşı sonrası yürütülen kalkınma hareketine benzer bir başarıya imza atmıştı. Bu dönemde Tokat'ta 1.000 derslik parası ile 3.000 derslik, 47 sağlık ocağı parası ile de 147 sağlık ocağı yapıldı. 

Hala bu toprağın insanları için bir şeyler yapmak isteyen her insanın yolunu aydınlatan bir ışık, motivasyon kaynağıdır kendisi.

Sistemin içinde olmasına rağmen sistemi sürekli eleştiren, sistemle barışmayan, devletin değil halkın valisi olmayı amaçlayan ve bunu da başaran birisidir.

Aydın oligarşisine ve bürokrasi despotizmine savaş açtığından zaman zaman eleştiri oklarına da hedef olmuştur ki, 28 Şubat sonrası merkeze alınarak bir ara valilik görevinden el çektirilmiştir. 

Çalıştığı kurumların hepsinde analizler yapan Yazıcıoğlu, dönemin en büyük sorununu, halka karşı sert olmak, işi yokuşa sürmek, vatandaşı engellemek gibi nedenlere bağlar ve hepsini "Bürokrasi hastalığı" adı altında birleştirir. 

Sisteme, bürokrasiye, klasik devlet anlayışına karşı sert çıkışlar yapan, sözünü esirgemeyen biri olarak tanınan Yazıcıoğlu, kişiliği ve görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı nedeniyle, sıra dışı fikirleri ve enerjisiyle, ayrıca bambaşka siyasi görüşleriyle bir süre sonra "Süper Vali" olarak anılmaya başlanmıştı. 

Adına açılan ziyaretçi defterine bir vatandaşımızın yazdığı şu ifade ilginçtir: ‘Sırat köprüsünün başında durup, ‘hadi uşaklar böyle gelin’ diyerek bizi karşıya geçireceksin’. Öbür dünyada da kendisinden kurtarıcılık beklenen bir devlet adamı herhalde az bulunur.

Aydın valisi iken öğrencilere "burada tribünlerde oturanlar gibi yaşamınıza yön veren olaylara karşı seyirci kalmayın, hayatınızın, ülkenizin yönetmeni başrol oyuncusu olun, kendinize gelin" diyebilme cesareti gösteren valimizdir kendisi. Sürekli söylediği sözlerden biri "kurtarıcı yoktur, halkın kendisi önce kendini kurtarmayı, kurtarıcılardan medet ummamayı öğrenmelidir" olmuştur.

Merkezi idarenin hali hazırdaki bir temsilcisi olarak, devlet sistemimizin ağır işlediğini, yıldıran bir bürokrasiye sahip olduğunu, bu bürokrasinin demokrasiye diz çöktürdüğünü, merkezi idarenin yetkilerini bir an önce yerel yönetimlere aktarılması gerektiğini, Türkiye’nin düze çıkması için mutlak surette hizmetlerin halkın ayağına götürülmesini defalarca söylemiş ve medyanın bu konulara dikkatini çekmek ve bu söylemini ülke gündemine sokabilmek için de sörf, kayak, yamaç paraşütü, rafting yapmış, kendisine yönelen ilginin içini de bu sert söylemle doldurmuş özgün bir kişidir.

Protokol valisi olmakla icraatçı vali olmak arasındaki farkı mesleki ve idari kariyeri boyunca ortaya koyabilmiş mülki amirdir. 

36 yaşında vali olduğunda Türkiye’nin en genç valisiydi. Kimi “Dördüncü Murad” dedi kimi “yasakçı vali”. Ama hiçbir vali bu kadar tanınıp bu kadar sevilmedi desek abartmış olmayız. Hayatı roman oldu, dizi oldu ve film oldu.

Sonuçta böyle bir belediye başkanı profili istiyorum.

AK Parti’ye gönül verenler, yapılan büyük değişimi ve sorunlu isimlerin siyaset sahnesinin dışına atılmasını olumlu karşılıyor. Seçmen kitlesi, adayların iyi olup olmaması ile birlikte, mevcut hükümetin bazı icraatlarından yana dert yanıyor. Pek çok seçmen, "Şu sözü verip yerine getirmediğiniz için bu kez size oy yok" diyor.

Yaktığı elektrik borcu kadar, okuma bedeli gelmesi ya da firmaların kayıp kaçak bedelini, kaçak kullananlar yerine kullanmayanlara ödettirmesi düpedüz bir soygun olarak algılanıyor. 31 Mart’tan önce ilk müdahale edilmesi gereken sorun bence budur.

Doların yükseldiği dönemde temel gıda maddelerine ve gündelik ihtiyaç malzemelerine getirilen zamların, dolar düştükten sonra da aynı fiyatta sabit kalması, seçmeni canından bezdirmiş durumda. Valilerinden, belediye başkanlarına tüm yetkililer gereken tedbirleri derhal almalıdırlar.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce polis, hemşire ve öğretmenlere 3600 ek gösterge ile özlük hakları sözü verilmişti. Ancak bu meseleyle ilgili şu ana kadar ciddi bir gelişme yok. Seçimlerden önce bu sözün yerine getirilmesi önemlidir.

Gençler Ak Partiye oy vermiyor. Bunun bir açıklaması olmalı. Bunlar Ak Parti iktidarında lise ve üniversiteyi okuyan çocuklar. Neden gençlerden Ak Partiye oy gitmiyor? Derhal gereken araştırma yapılmalı ve gençlerin dilinden konuşmayı, köprüler kurmayı becermeliyiz.

Ak Partili yöneticilerim, merkezdekilerin eleştirilerden rahatsız olduklarını bildikleri için, şak şakçılar itibar gördüğü için, öyle davrananları çevrenize toplarsanız, görmek istemedikleriniz, sesi kısılanlar ya da arka sıralara itilen gerçek dostlarınız bir gün küsüp giderlerse, onları geri kazanmak sandığınız kadar kolay olmayabilir. Sürekli eski dostlarla dirsek temasını kaybetmemek lazım.

Bu sorunların çözülmemesi, AK Parti'ye tahminlerin ötesinde bir sıkıntı yaşatabilir önümüzdeki mart seçimlerinde...

Dost acı söylermiş, bizden söylemesi…