cvtykgm @ gmail.com

Not: Düşman düşmeni beklerken

içeriden çelme takanlar olacaktır.

Önüne dikkatli bak genç adam!

          Bu başlığı görenler meselenin tarihle ilgisi olduğunu düşünebilir belki. Aslında aynı ismi kullanmak istemememizin asıl sebebi sadece isim benzerliği değil içerik açısından zıtlıklar ve ortak yönlerin varlığı diyebiliriz. En azından o zaman isyan edeneler ‘’ Şeriat İsteriz (!?) ‘’ diye bağırırken şimdikiler ise ‘’ Mazbata İsteriz (!?) ‘’ diye bağırıyorlar. Benzerlik ise sadece istemek ifadesi ile kısıtlanamayacak kadar fazla. Mesela bu tarihi olayın da arkasında dış güçler vardı şimdi de aynı şer güçler fazlasıyla ve açıkça ortadadır. İlk akla gelen soru sadece söylenen şeyler mi isteniyor acaba? Öyleyse S 400 beyanı ne ola ki? Ekonomi ne alaka demezler mi? 

          Ancak asıl önemli olan ülkemizin o zamanalarda sahip olduğu deha Padişah 2. Abdulhamit ile mevcut durumda tüm düşman oklarının üzerine doğrultulduğu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yüklenen anlam benzerliğidir. Dahili ve harici bir takım çevrelerden müteşekkil sadece Abdulhamit gitsinciler ile şimdi ki sadece Tayyip gitsincilerin aynı yerden besleniyor ve ayın karakteristik özellikler sergiliyor olmalarıdır ilginç olan. Hedef Osmanlıyı yıkmaktı başardılar. Hedef Türkiye’yi yıkmaktır elbette başaramayacaklar / yedirmeyeceğiz. Özellikle konuşanların cümlelerinde ki kaos davetlerinin daha iyi anlaşılması gereken bir duruma işaret ettiğini ifade edelim evvela.

          Kaosun hedefi belli olsa da tamamen insani hatalardan ibaret olmayan yangına körükle gitme eğilimi gösteren ve kendi ayağına sıkanların varlığıdır. Seçim konusunda iki siyasi oluşum açısından seçmeni rahatsız etmeyecek bir yol izlemesi gerekirken futbol sahalarından medet umar hale gelinmesi ve tezahürat ile mazbataya konmak arzusu işin rengini şiddete, taraftarı sokağa çekme çabalarına işaret etmektedir. Taraftarların holiganlaşması ümidi / ihtimali ile ortaya çıkabilecek açmazlar ise herkesin malumudur. Ancak çok sürmeden gereken cevabı başka br trübünden aldılar. Çünkü spor kardeşliktir her ne kadar ezeli rakiplik vb. olsa da

          Bu süreçte yaşananların hiç birini tesadüf olarak değerlendirme imkanına sahip değiliz. Ne mazbata talepleri, ne verilmediği taktirde ortaya çıkacağı umulan ekonomik kriz ya da mazbata verilince bu sıkıntıların şıp diye kesileceğini vaat etmek bir muhalefet partisinin kendi başına yürüteceği bir iş değildir. Kim ne vaat ediyorsa ve bu cesareti nereden alıyorlarsa ve maalesef oluşturdukları mağduriyet psikolojisini hırsızlık suçunun bile örtülebileceği hedef ve arzusu içerisinde bu seviyede pervasızca dillendirip algı yönetimi yapmayı göze alabiliyor olmaları yeterli derecede açıklayıcıdır sanıyorum. ( Hatta gelinen süreçte seçimlerde sözü edilen şaibenin varlığı ve adayına dışarıdan verilen destekeler göz önüne alındığında kazandıklarını düşündükleri seçimin yenilenmesini bizzat kendileri istemeleri vatanpervelik olacaktır.)  

          Ama maalesef safiyane düşünmek ve o kadar da değil demeye pek alışık bir toplum olduğumuz gerçeği açısından baktığımızda tüylerimiz diken diken olmuyor da değil. Şahsi hiç bir çıkar, öbeksel hiç bir kazanç normal şartlarda hiç bir oluşumu, siyasi partiyi bu denli dış merkezlerle ülke menfaatlerini tehlikeye atmak pahasına birlikte harekete yönlendirmemelidir. Diğer bir ifadeyle böyle bir durum ne Türkiye için ne de başka bir ülke için düşünülemezdir ya da öyle olmalıdır ancak ne yazık ki vatan savunması yaparken şehit olmuş yüzlerce hatta binlerce mehmetçiğin kanına girmiş olan bir terör örgütünü bile savunacak hale gelmiş bir siyasi yapının / yapıların varlığı ise maalesef sadece Türkiye’ye özgü bir talihsizlik olsa gerektir.

         Bundan yıllar önce yaklaşık otuz yıl kadardı sanıyorum, İstanbulda bir ortamda oturup sohbet eden iki sosyalistin bir İranlı biri Türk’tür. Her iksi de sosyalist olması dolayısıyla sırayla ülkelerinden ve yönetimlerine dair eleştiriler yapıyorlar. Bu ara muhabbet İran devrimine gelince bizim ki eleştirinin dozunu biraz kaçırıp İran’a, yönetimine ve devrime başkaldırmayan halkına yönelik incitici laflar söyleyince İranlı yoldaşı dayanamamış ve sohbeti bitiren şu tarihi cevabı vermişti;

         - Her ne olursa olsun İran Tahran’dan yönetiliyor. Ya Türkiye nereden yönetiliyor?

          Gelelim bugüne ve o cümleye bir göz atalım. Vatanperver bir İran’lı sosyalist kendi hükümetini eleştirse de vatanın küçük düşürülmesine dayanamamış ve o zamanlarada ülkemizin herkesin vakıf olduğu durumuna dair bir acı gerçeği suratına çarpmıştı. Şimdilerde ise maalesef Ankara’dan yönetilen bir Türkiye’nin karşısında ciddi bir düşmanlık ve yıkıcı faaliyette ülkemin sosyalist yapılarının kullanıldığına şahit oluyoruz. Onurlu bir kişinin, vatanını seven bir fikir adamının ya da siyasinin vicdanının kabul edemeyeceği bu gerçeği yaşıyoruz.

          Siyasi görüşü ne olursa olsun normal şartlarda ( ki şu anda maalesef anormal tüm şartlar ve süreçer mevcut durumdadır.) bile isteye ülkeye zarar verecek türden işlere göz yummayacağını düşünürüm insanların. Anacak gelinen noktada istisnalar kaideyi bozmayacak miktarda bir kaç aklı selim muhalif sosyalist dışında sahada memleket menfaatlerini ciddiye alan sol siyasetçi kalmadı gitti. Malum son zamanlarda daha makul ifadelerini gördüğümüz Ufuk Uras dışında kimseden ses gelmiyor oluşu ülke adına ciddi ve vatanperver bir muhalefetin olmamasının neler kaybettirdiğini tespit imkanına bile sahip olmadığımız gerçeğin yaşıyoruz.

          Mevcut iktidar gitsin de ne olursa olsun, hatta ülke, millet perişan olmuş hiç bir şekilde umursamadan ve ülkenin itibarını zedeleyecek türden salvoların cirit attığı bir zamanı yaşıyoruz. Milletin değerlerine savaş açmış yöneticileri olduğu dönemde siyaset yapan hiç bir aklı silim muhafazakar siyasetçinin Türkiye’ye ve uluslar arası zeminde itibarına zara veren cümleler kullanmadıklarını gördük. Şimdi özellikle 31 Mart yerel seçimlerinden sonra ABD başta olmak üzere yerel seçimler gibi çokta merkezi hükümeti sıkıntıya sokmayacak bir meslede bile taraf olduğu yönünde açıklamalar yapıyor olmaları ne kadar ümitsiz olduklarını da gösteriyor.

          Üç büyük şehrin sadece büyükşehirlerinde hemde meclislerinde yetkiyi alamamış oldukları halde bile nasıl bir kuyruk acısıdır ki tüm ülkede yaşadıkları fiyaskoyu unutup saldırganca ve sanki hükümeti ele geçirmişler gibi heyecana kapılmış olduklarına dikkat edilemlidir. Milletin siyasi olgunluğu her zaman ki gibi kendini göstermiş ve herkese bir takım görevler ve mesajlar vermiştir. Sürecin uzamasının ne ülkeye ne de kaybedilen / kazanılan belediyelere bir yarar sağladığı ise izahtan varestedir. Bunu geçte olsa farketmiş olan iktidarı tebrik etmek lazım. Ama her geçen gün aleyhe döndürülmeye çalışmakta olduğunun dikkate alınması gereğini de ifade edelim.

          Seçim öncesinde sonuçlar değil süreçlerin konuşacağını ifade etmiştik. Nereden bildik böyle bir takım çalma ve hile faaliyetinin olacağını. Ama netice itibariyle haklı çıktık ve süreçlerde yaşananlar gündemin orta yerinde duruyor hem de uzun zamandır. Yanınızda olup size oy vermiş insanların bile manipüle edileceğinin ve yenilenecek bir seçimde daha çok zarar görülebileceğinin farkında olarak gereken çalışmaları yapmak yol haritası olamlıdır. Her partinin amacı kazanmaktır ancak ne olursa olsun kazanmak denirse kimsenin bir birinden farkı kalmayacaktır.

           Türk siyasetinin içerisine sızmış olan bu pespayeliğin, dış güçlere kul köle olma anlayışının ortadan kalmasının tek yolu siyaset kurumuna girişin belli etik şartları zorunlu kılmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Hayatı boyunca ülkesi için yüreği atmamış insanların demokrasi ve özgürülük mücadelesi adı altında ülkeye göz göre göre ihanetinin seyredilmesinin önünde nasıl olur da hiç bir engel olmaz. Milletin bir kısmının oy vermesine hem de kendi halkının öldüren bir terör örgütü tarafından yönlendirilen / yönetilen bir siyasi parti nasıl oluyor da milletin verdiği maaşla devlete ihanet edebiliyor. Herkesin yaptığı nasıl oluyor da yanın akar kalıyor.

          Hangi batı ülkesinde ya da dünyanın neresinde bunlar özgürlük olarak nalaşılıyor ve böyle pervasızca bir siyaset yapılmasın müsade ediliyor. Allah aşkına bize bir tek örnek verilsin biz de diyelim ki artık ölsek te gam yemeyiz bu ayıp sadece bize ait değilmiş. Ve son söz yerine;

         31 Mart ya da başka her hangi ne tür bir tarihi olaya ister adı benzesin ister içi benzesin ama sonuçları benzemeyecek ve gerekirse memleketimin en son ferdine varana kadar öleceğiz ve bu aziz Vatanı sahipsiz bırakmayacağız. İçimizde ki vatansızları ayıklamanın bir yolunu elbet bulacağız. 

         Vesselam

         Cevat YEK 

         16.04.2019 01:55