beycosan @ gmail.com

Söz söylemek kolaydır, konuşmak kolaydır,

Önemli ve değerli olan; zor zamanlarda hakk söz söyleyebilmek, hakkı konuşabilmektir.

Onuncu köye kovulmayı göze alıp, dokuzuncusunda da istikametten ayrılmamak, emrolunduğu gibi dosdoğru konuşabilmektir.

Hakikati korkusuzca dile getirenler, konuştuklarına "ne getirir ne götürür?" diye bakmadan hareket edenler gerçek yiğitlerdir. Asıl değerli olan bu duruştur…

Yoksa, konuşmanın kolay olduğu, herhangi bir maliyet getirmediği, üstelik belki de karlı bir iş sayıldığı zamanlarda ortalıkta beylik laflar etmek her kişinin karıdır, er kişinin değil.

Halbuki bugün ihtiyacımız olan, er kişilerin hiçbir güçten çekinmeden hakk bildiğini, düşündüğünü rahatlıkla ifade edebilmesi, gerektiğinde özeleştiri yapabilmesi veya eleştirebilmesidir.

Kendini Tanrı zanneden Firavun ve avanesine «Şâyet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki) O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.»” (Şuara / 28) diyen Hz. Musa gibi hakikati haykırabilmektir.

Hz. İbrahim misali kavmine, milletinin ileri gelenlerine hatta babasına bile zulme ve şirke rıza göstermeyip hakikat uğruna karşı koyabilmek, tevhidi savunabilmektir.

"ADALET VAR AYRICALIK YOK" DİYEBİLMEK

Allah Rasulü’nün yaptığını yapabilmektir mesela. Mekke şirk toplumuna, o toplumun kodamanlarına "yanlış yoldasınız, sahte tanrılara kulluk yapıyorsunuz, yolunuzu değiştirip İslam olunuz ve kurtulunuz” diye haykırabilmektir.

Kendilerini ayrıcalıklı ve üstün olduklarına inandıran o kodamanlardan; ayrıcalık isteyen, adaleti kabullenemeyen amcası Ebu Leheb’in "Senin getirdiğin dini kabul edersem bana ne var, ne vaad ediyorsun” sorusuna “herkese ne varsa sana da o var” cevabını verebilen hakikatin elçisi olabilmektir.

"Ey Resulullah’ın kızı Fatıma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.” diyerek kızına bile bir ayrıcalığın söz konusu olamayacağı gerçeğini tüm çıplaklığıyla zihinlere yerleştirebilmektir.

"Rasûlullah'ın Halifesi" olarak seçildikten sonra Mescid'de yaptığı konuşmada,

"Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü'ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez"... diyebilen Ebu Bekr olabilmek, üstlendiği -hadd-i zatında milletin emaneti olan- tüm görevlerde en üst düzeyde sorumluluk bilincini taşıyabilmektir.

Halkına "Ben haktan ayrılırsam ne yaparsınız ” diye sorabilen, toplum içinden ayağa kalkarak

"Seni kılıcımla düzeltirim ya Ömer!” cevabı üzerine ellerini açarak;

 "Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki ben Senden gaflete düşersem, Senin adaletinden ayrılırsam, beni kılıcıyla doğrultacak bir topluma sahibim” diye şükreden, hiddetli ve kudretli ama özünde adalet timsali hakikatin adamı Ömer olabilmektir bütün mesele.

Hak namına konuşma cesaretine haiz olarak, kudretli halifeye kalkıp "Seni kılıcımla düzeltirim ya Ömer” diyen sahabe olabilmektir.

EBU ZERR'CE BİR DURUŞ

Allah Rasulü’nün, "acı da olsa gerçeği söyle, Allah yolunda seni kınamalarından çekinme” tavsiyesini, yaşam felsefesi haline getiren bu nedenle de ölene kadar hiç kimseden çekinmeyen, zulme, haksız kazanca başkaldırıyı; makam ve mevkiye, zevk-i sefaya, lezzete ve huzura tereddütsüz tercih eden, ömrü boyunca yalnız yaşamayı göze alabilen, zalim karşısında susmayı reddederek çölü kendisine gözü kapalı mesken edinen, gözü kara, fedakar ve vefakar Ebu Zerr’ce klas bir duruş gösterebilmektir.

Bütün mesele budur, klas bir duruş,

İstikamet üzere onurlu bir yaşam...

Allah, bizleri istikamet üzere ayağı sabitlenen, hakkı ve doğruyu her daim sahiplenen, dosdoğru yolun yolcuları ve sadece hakikatin peşinden koşan hakikat erleri olarak varolanlardan eylesin.

Selam ve dua ile Allah’a emanet olunuz…