yazar2 @ yazar.com

Devlet mekanizması, toplumun ihtiyaçlarından doğan sistemler ve bu sistemlerin işlemesini sağlayan kurallar bütünü demektir. Sistemler, adına mevzuat dediğimiz yasa ve yönetmelikler üzerinden reel dünyada hayat bulur. Sistemin omurgası olan mevzuat, yozlaşmaya uygun hale getirilirse varoluş nedeni olan ana unsuru tehdit etmeye başlar.

Osmanlı’nın yıkılışını Yeniçeri Ocağının bozulmasına bağlayan tarihçiler vardır. 1574'de Padişah olan III. Murad devrine kadar, Yeniçeri Ocağı'nın insan kaynağını alım ve yetiştirme sistemi düzgün bir şekilde devam etmiştir. Fakat, bu padişah şehzadesi Mehmet için yaptırdığı sünnet düğünü esnasında, hoşuna giden birtakım insanları, mükâfat olarak ocağa aldırmış ve bozulmanın kapısını aralamıştır. İşte bu hâdise sonrası, ocağın nizam ve kanunları yerle bir olmuştur. Sonrası malum.

Yönetim sisteminin olmazsa olmaz fonksiyonlarından biri de denetimdir. Millî Eğitim Bakanlığı, denetim sistemini yeniden yapılandırırken, maarif müfettişlerinin bir kısmını Danıştay İdari Davalar Kurulu kararı ile iptal edilen bir kılavuz ile eleminize ederken, siteme yardımcılık dahi yaptırılmadan, şube müdürlerine doğrudan bakanlık müfettişliği payesi vermiş, görevden aldıkları bazı il müdürlerini de kanuni bir dayanağı olmamasına rağmen bakanlık müfettişi yapmıştır. 81 ilde bulunan okul, öğretmenevi, halk eğitim merkezi, yurt, pansiyon, rehabilitasyon merkezi gibi binlerce eğitim kurumunu 500 müfettişle denetleyeceğini varsaymıştır. Sonucu tahmin edebilirsiniz. Her yer merdiven altı dershane ve kurumlarla dolmuş, özel kurumlar usulsüz eleman çalıştırmaya başlamış, devlet ve özel okullarda yapılan soruşturma, ölüm haberleri ve taciz olaylarının sayıları artmış, yurtlar yanmış, daha önemlisi okullar ile il/ilçe yönetimi arasında kurulan köprüler yıkılmış, birbirlerinden habersiz hale gelmiştir.

Meselinin bir de insan boyutu var …

Usulsüzlüğü Danıştay Kararı ile tescilli bir seçim ile Bakanlık Müfettişi yapılanların ve yapanların vicdanları rahat mı bilmem ama sözü J. Stacy Adams’a bırakalım. İşyerlerinde, ödül adaleti ve eşitliğinin çalışanlar üzerindeki etkisini araştıran Adams, General Electric işletmesinde yaptığı araştırma ve deneylere dayanarak geliştirdiği ve literatüre kazandırdığı “eşitlik teorisine” göre; bir kişinin hak ettiğine inandığından az ödenme alması öfke; hak ettiğini düşündüğünden fazla ödeme alması ise “suçluluk duygusu” oluşmasına neden oluyor. Bu teorideki ödemeyi sadece maaş olarak ele almıyor Adams. Bireylerin “harcadıkları zaman, emek, bilgi ve tecrübe, sadakat, yetenek, fedakârlık gibi kurumlarına sunduklarına karşılık; aldıkları maaş, iş güvenliği, itibar, yetki, sosyal haklar, övgü, teşekkür, tanınırlık Adams’a göre birer ödeme. Bu teori, kişilerin çalıştıkları kurumda eşit bir şekilde muamele görme arzusunda oldukları ve bu arzunun onların motivasyonu etkilediğini öne sürer.

Adams, bireylerin örgüte sunduğu girdiler sonucu elde ettiklerini, diğer çalışanlara verilenle daima karşılaştırdığını; hak ettiğinden veya aynı işi yapan diğer mesai arkadaşlarından az ödeme aldığını düşünüyorsa, bu kişinin işletmeye ve hatta diğer çalışma arkadaşlarına karşı olumsuz duygular geliştirebileceğini ön görüyor. Kişinin aldığı ödüller “öteki”lere oranla azsa, daha çabuk eşitsizlik duymaya başlayacağını, kişi daha fazla ödül alıyorsa bu eşitsizliğe bir süre daha katlanabileceğini, dolayısıyla daha geç eşitsizlik duymaya başlayacağını söylüyor.

Çalışanların zamanlarının büyük bir bölümünün geçtiği işyerlerinde, yönetici konumunda olanlar maaşta, övgüde, yetkilendirmede adaletli/eşit davranmamaları kurum verimini düşüreceği, iş yeri barışını bozacağı açık. İnsan olmamızın gereği, çalışmalarımızın karşılığı olarak hak ettiklerimizin bize verilmesini isteriz. Ancak çoğu zaman bu mümkün olmaz. Özellikle kamuda genel bir hastalık olarak objektif davranılmaz, siyasi düşüncesinin aynı olduğuna inanılan kişiler alt yönetici olarak atanır, ödül teklif edileceği zaman yine aynı yol tutulur. Liyakat kuru bir söylem olarak kalır. Bu durum amir konumuna getirilenlere olması gereken saygıyı diğer çalışanlar nezdinde yok eder. Verim düşer, huzurlu ortam yok olur.

Ne yazık ki Adams “Türk Kamu Modelini” tanımadan teorisini geliştirmiş. Öyle olmasaydı teorisine Türkiye hariç ibaresi düşerdi. Aradan geçen üç yıla rağmen maarif müfettişi alımlarında ne mülakatı yapanlarda ne de mülakat sonucu atananlarda “suçluluk duygusu” oluştuğuna dair bir emare göremedik.

Milli Eğitim Bakanı, Sayın Ziya SELÇUK’tan sayısı binleri bulan müfettişin beklediği, Danıştay İdari Davalar Kurulu Kararı ile de usulsüzlüğü tescillenmiş olan kılavuz ile yapılan atamaları iptal etmesi, tüm ülkeyi kapsayan ve ihtiyaçlara cevap verebilecek bir denetim sistemini yeniden yapılandırmasıdır.