ajanskamu @ gmail.com

Her türlü imtihanın yaşandığı günümüzde insanoğlu psikolojik bunalımlara girmekte ve huzursuz bir yaşam sürmektedir. Ne kadar çalışırsa çalışsın sürekli eksikler, doyumsuzluklar ve nihayetinde huzursuzluklar yaşamaktadır. Hayatı daha huzurlu kılmak ve dünya imtihanını kolay kılmak açısından beş prensip bize rehber olacaktır.

1."Allah, karşılık olarak cenneti verip müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır" (Tevbe, 9/111).

O halde müminlerin canları ve malları Allah'ındır. Yani biz bizim değiliz. Biz Allah'ınız. bizim olan beden yani vücut bizim değil Allah'ın. Allah'ın olduğumuz için de istediği gibi üzerimizde tabiri caizse çalışır, istediği gibi bizi tasarruf eder. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu konuda şöyle der "... Mülk Onundur. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Hem acaba: San'atkâr bir zât, bir ücret mukabilinde seni bir model yapıp gayet san'atkârane yaptığı murassa' bir libası sana giydiriyor, hünerini, maharetini göstermek için kısaltıyor, uzaltıyor, biçiyor, kesiyor.. seni oturtuyor, kaldırıyor. Sen ona diyebilir misin ki: "Beni güzelleştiren elbiseyi çirkinleştirdin; bana, oturtup kaldırmakla zahmet verdin"? Elbette diyemezsin. Dersen, divanelik edersin. Aynen öyle de: Sâni'-i Zülcelal göz, kulak, lisan gibi duygularla murassa' gayet san'atkârane bir vücudu sana giydirmiş. Mütenevvi esmasının nakışlarını göstermek için seni hasta eder, mübtela eder, aç eder, tok eder, susuz eder.. bu gibi ahvalde yuvarlatır. Mahiyet-i hayatiyeyi kuvvetleştirmek ve cilve-i esmasını göstermek için, seni böyle çok tavırlarda gezdiriyor. Sen eğer desen: "Beni ne için bu mesaibe mübtela ediyorsun?" Temsilde işaret edildiği gibi, yüz hikmet seni susturacak. Zâten sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf; bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat cilve-i esma ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderatını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini îfa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder (Mektubat - 44).

2. Sizden öncekilerin çektiklerini çekmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?

Başa gelen imtihan bazen ağır gelir, altında ezileceğimizi düşünürüz. Oysa taşıyamayacağımız yükü Rabbimiz bize yüklemeyeceğini garanti etmiş.
Bu ayetin manasında hadisi şerif'te var. Hz. Muhammed (ASM), "Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir" der. Demek ki Mü'mine dünyada zevk sefa bir hayat yok. Mutlu olacağım, hayatımda hiçbir problem olmayacak, hiçbir sorun olmayacak diye bir yaşam Müslüman için yok. Bu ancak cennetlik bir yaşam olur zaten. Bu dünya durumu değil yani. Daimi Huzur, mutluluk, problemsiz hayat, onlar cennette olacak şeyler. Burada bize diyor ki Allah, "Dünya senin için imtihandır, ve çekeceksin diyor. Senden öncekilerin çektiklerini çekmeden cennete giremezsin diyor. “(Ey müminler!)Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?! Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara, 2/214)

“İnsan yalnız ‘iman ettik’ demekle, hiç imtihân edilmeden bırakacaklarını mı sandılar? Ant olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.” (Ankebut, 29/2-3)
"Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler bulunmuştur ki, (zalimler  tarafından) yakalanır, onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, onun başı üzerine konulurdu da cesedi ikiye bölünürdü, fakat bu onu dinden döndürmezdi. (Bir başkasına da benzer işkenceler uygulanır); demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da, bu işkenceler o mümini dîninden çevirmezdi. (Sahâbîlerim!) Size yemîn ederek söylüyorum ki, Allah bu işi (İslâm dînini), mutlaka tamamlayacaktır. Öyle ki, bir süvârî San'â'dan Hadramevt'e kadar  (tek başına)  yolculuk edecek de Allah'tan ve bir de (yolcu koyun sahibi ise) koyunlarına kurdun saldırmasından  başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz!." (Ahmed b. Hanbel, 5/109; Buharî, Menakıbu’l-Ensar,29).

3. Allah hiçbir canlıya taşıyamayacağı yükü yüklemez.

Bu bir Garanti belgesidir. Hiçbir canlıya taşıyamayacağı yükü de yüklenmeyecek. Evet dünyada çekeceğiz fakat Allah bu ayetlerle bize garanti belgesi veriyor. Başımıza ne gelirse demek ki biz bunu taşıyabiliyoruz. Ve Rabbimiz şöyle diyor "Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik)kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. (Ey mü'minler! Şöyle duâ ediniz:)“Rabbimiz! Eğer unutursak veya hatâ edersek, bizi mes'ûl tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere onu yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kendisine(dayanabilmek için) takatimiz olmayan şeyi de bize yükleme! Hem bizi affeyle! Ve bizi bağışla! Hem bize merhamet buyur! Sen bizim Mevlâmızsın; artık kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!” (Bakara Suresi, 286

4. Allah'ın dinini dert edinen kulun, Allah derdini satın alır.

Dünyayı dert edinen asla onu elde edemez. Huzursuz olur. Oysa Allah'ın dinini dert edinen hem dünya hem de ahiretini kazanır. Şüphe yokki "Hiç kimse dünyanın işini bitirememiştir, oysa dünya her gelenin işini bitirmişitir". O halde geçici şeyler peşinden koşmamak gerekir.

“Kimin niyeti ahiret ise, Allah Teala  onun gönlünü zengin kılar. Dağınık vaziyetini bir araya getirip toplar. Fakirliği iki gözünün arasından çekip alır. Dünya ona boyun eğerek gelir. Hem zengin olarak sabahlar, hem zengin olarak akşamlar. Kimin niyeti dünya ise, Allah onun fakirliğini iki gözünün arasına bırakır. Artık fakir olarak sabahlar, fakir olarak akşamlar.” (Bezzar, Müsned, 6704)

“Kim bütün dertlerini bir tek dert haline getirirse(Yalnız ahireti düşünürse), onun dünyevi uhrevi dertlerini/ sıkıntılarını gidermeye Allah kâfidir. Kimin dertleri, dalbudak salmışsa, Allah onun dünyanın hangi vadide helak olacağına aldırış etmez.” (Hakim, 7934;   Beyhaki, Şuabu’l-İman, 1744)

“İnsanlardan öylesi vardır ki: Ey Rabbimiz! Bize ne vereceksen dünyada ver’ diye dua ederler. Bunların ahiretteki nimetlerden hiçbir nasibi yoktur. Öyle kimseler de var ki (dualarında Allah’tan hem dünyaları için, hem de ahiretleri için iyilik güzellik isterler ve): “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” diye niyazda bulunurlar.” (Bakara, 2/200-201)

5. Allah'a tevekkül et.
Rabbimiz ayette "Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, O'ndan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler (Al-i İmran Suresi, 160).
O halde Allah'a dayanmak gerek. Allah en güzel vekildir. Bu çerçevede hayatı biz eğer ele alırsak, ne rızık endişemiz olur ne imtihan korkumuz olur. Ne duruşumuzdan ödün veririz. Hiç bir dünyevi makama dayanmak Allah'a tevekkül etmek kadar tesirli değildir. Bediüzzaman Hazretleri  "Cenâb-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?"; yani, "Onu bulan herşeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur" der (Mektubat, Altıncı Mektub).

Ve Tefekkür Cümleleri...

Mutluluk nefsi, Huzur ise Kalbidir. Makamlara dayanmak nefsidir ve eninde sonunda yok olucudur, oysa Allah'a tevekkül ise Kalbidir ve kalıcıdır. Elbette insan okumakla bilir, bilirse bulur, bulursa olur. Amel ilimden gelir. Bilmeyen yaşayamaz.  İlim Amele, Amel İrfana, İrfan Hikmete nihayetine Kul Allah'a ulaşır...


Adnan Kalkan
Psikoterapist