dumanselehattin @ hotmail.com

          Çare: İslam

          Çaresizlik ne midir? Deizm, ateizm, marksizm, materyalizm vb. ne varsa hepsi.

          En başta bunu yazmanın ne alemi var değil mi? Bari sonunda yazılsa en azından sürpriz olurdu değil mi ama? Aslına bakarsanız bu gidişle bayağı sürpriz yaşayacağız, onun için bu kadarı ile yetinelim bence. Son zamanlarda ortada dolaşan bu ‘’Deizm‘’ illetine ilişkin bir sürü yazılar yazıldı, sözler söylendi. Bunlardan en iyilerinden biri Kenan Alpay’ ın sekülerleşme atfı ile yazdığı yazısı olduğunu söyleyebilirim. Benim derdim çok daha başka… söyleyeyim… ipucu veriyorum; kısa süre önce Önder Genel Başkanı Halit Bekiroğlu şöyle bir tweet atmıştı;

          ’’Dindarlığı da sekülerliği de hep kadın üzerinden okuyoruz! 

          Aslında farkında olarak ya da olmayarak son 2-3 asrın oryantalizmine lehte ya da aleyhte kurban oluyor meselelerimiz...

          Mesele, Kadının tesettürü/açıklığı değil; İnsan olarak tutarlılığımız, Müslüman olarak ahlakımız... ’’

           '' Anne ben deist oldum ’’ diyen kızın başörtülü olduğu ifadesi de bu açıdan ilginç geldi bana. Neden erkekler değil de kadınlar, kızlar.

          Çünkü, kolay.

          Çünkü, erkek egemen bir toplum.

          Çünkü herkesin işine geliyor; tüm fikirler, görüşler ya da ideolojiler bilirler ki bir kadın birçok erkeğe yön verebilecek kudrettedir. Onun için önce kadınları etkilerler ve etkilemek isterler. Onlarla ele geçirirler ve onlarla yıkarlar. Bu kadını övmek ya da yermek değildir anlayan anladı.

          Peki ya erkekler? Onlar ne olmuş olabilir acaba? sorusuna karşın verilecek o kadar çok cevap bulunabilir ki. Ama bunlardan hangisi derdimize derman olur bilinmez. Ahlaki olarak çöküş yaşadığımızı bile söylesek ne değişecektir ki? Hiç bir şey değişmeyecek ise ne diye kendimizi yoralım ki. Oturalım aşağı da, iş bilenler işini yapsın o zaman. Gerek hristiyan misyonerleri, gerek deizm ve ateizm misyonerleri işini o kadar güzel yapıyorlarmış ki, biz ne yapsak yenemezmişiz onları falan filan.

          Alooo… beyler, bayanlar bu işler öyle duyduğunuz herhangi bir lüzumsuz bilginin ucundan tutunarak yapılacak işler değildir. Aklınızı başınıza devşirin. Müslümanların çocuklarına olan aslında olması gereken güveni sarsmanın kimseye yararı yok. Elhamdülillah ben, güzel bir gençlik görüyor ve onlarla öyle yüksek düzeyde gurur duyuyorum ki anlatamam. Ne İmam Hatiplerde ne de sair ortamlarda kaliteli büyüklerin olduğu bir ortamda bu şekilden bir çocuk grubunun olacağına beni kimse inandıramaz. Bu akla, mantığa ve hakiki sosyal ortamların tespitlerine, gözlemlerine bile aykırıdır. Birbirleri ile suyunu, ekmeğini paylaşan çocuklar hala var. Tıpkı bizim çocukluğumuzda olduğu gibi. Birbirlerinin hatalarını affeden ve kavga sonrasında samimiyetle kucaklaşan çocuklar var. Ama ya büyükler öyle mi?

          İşte şimdi tam da burada biraz büyüklere değinmekte yarar var. İbn Haldun’ un Mukaddimesini okumaya başladığım zaman ilk şoku, kendi hayat hikayesinin anlatıldığı Mukaddime’ nin mukaddimesinde (önsöz) yaşamıştım. Dünya çapında önemli bir yere sahip olan bu eseri meydana getirebilmesini neye borçlu imiş biliyor musunuz? İbn Haldun’ un kendisinden yüzlerce yıl sonra kendi eseri olan Mukaddimeyi (en azından ben öyle düşünüyorum) okuyarak ortaya koyduğu doktrinin sahibi Makyavelli’ nin tanımladığı makyavelist bir kişiliğe sahip olmasının sonucu bu eseri meydana getirebilmiş meğer İbn Haldun. Şöyle söyleyelim de kafalar çok karışmasın. İbn Haldun kimseye gerçek anlamda bağlanmayarak ve herkesle iyi ilişkiler kurarak hayatta kalmayı başarmış ancak en yakınında ki sultanlara bile yeri gelmiş ihanet etmiş ve böylelikle bir çok sultan ile çalışma imkanı bularak belki defalarca ölümden dönmüştür ve bu paha biçilmez değerde olan eseri bırakabilmiştir.

          Şu anda bu yazıyı okuyanlar eğer bana kızıyorsa mutlaka Mukaddimeyi okumalarını tavsiye ediyorum. Ancak Makyavelli’ nin de hakkını teslim edelim, o kuramını kurarken bireysel olarak menfaatperestliği değil devlet olarak her hal ve şartta, devletin yararını gözetmek hususunda bir fikir beyanında bulunmuştur. Ki bu gün bunu tüm dünya siyasetinde çok daha yakından görüyor ve yaşıyoruz. Fakat bu konuda özellikle son zamanda yaşanan menfaati için girmeyeceği kalıp bırakmayan sözüm ona müslümancıkların sayısındaki feci artış, akla bir çok başka endişeyi de taşımıyor değil tabii olarak.

          Aslında Makyavelli siyasette amaca varmak için bütün araçların kullanılmasını meşru sayan görüşü, siyaseti ahlaktan ayıran ve her türlü ahlak kuralını hiçe sayan teorisiyle dürüstlük ve ahlaktan yoksun siyaseti tanımlamış. Peki, bir siyaset ile uzaktan yakında alakası olmayan, adı müslüman okul müdürünün ya da ilçede ki basit bir bürokratın veya bir sendika temsilcisinin makyavelist olmasının ve ahlakı imha eden ve vicdanları kanatan işler yapmak suretiyle bu kadar ahlaktan uzaklaşmasının esbabı mucibesi nedir? nelerdir? Hadi devletler hukuku vs. açısından veya iç siyaset ile ilgili bir miktar izah edilebilir payı olsun da bu nedir Allah aşkına? Üç gün önce bulunduğu yerdekilere ‘ daha düne kadar ben de bunlar gibi sıradan ……..…..(çalışma ortamına göre doldurulacaktır)…………….. idim nazarıyla bakan sözüm ona Müslümanın onbeş sen ünce ki laik kafalıdan ne farkı olabilir ki?

          '' Bu arada kendi içimizden iyi yerlere gelenlere de '' '' daha düne kadar şöyle idi böyle idi’’ cümleleri de hiç bir şekilde ahlaki değildir ve insafa sığmamaktadır. Bu sadece ve basit düzeyde kıskançlıktan öteye gitmese çok üzerinde durmaya değmezdi ama mesele o kadar basit değil. Bu da aynen yukarıda ki sapkın Makyavelist tavrın tersten işlemesi olacaktır. Allah bizi ve ümmeti bir birine düşmekten muhafaza buyursun. Birçok kimse Afgan cihadı sonrası birbirine düşen müslümanları acımasızca eleştiriyorlardı ve Bosna cihadında ekrana düşen mazlumların görünüşleri İslami değil diye acımasızca eleştirenlerimiz oldu. Her coğrafya, her millet kendi imtihanını yaşar, kendi fitnesiyle meşgul baş başa kalırsa ve kimse diğerinin tecrübesinden yararlanmazsa olacağı budur işte.

          '' Makyavelist oldum ben baba ’’ cümlesi bir çoklarına '' Deist oldum ben anne '' cümlesinden çok daha hafifmiş gibi gelebilir ama zinhar öyle değil. Hatta aralarında sebep sonuç ilişkisi olduğu değerlendirilirse, birincisi daha fazla fecaat içermektedir. Ve dolayısıyla endişeler artmaktadır. Mesela; böyle bir tutum içerisinde olan ve üç gün önce iyi insan dediklerine küçük bir menfaat çatışması sonrası en ağır ifadeleri kullanan bir müslüman baba (!?) çocuğuna hangi İslami prensibi ya da değeri aşılamak için ne konuşsa da, ne yararı olacaktır endişesi?

          Mesela; üç gün önce adam değil dediği birisi, kendi değirmenine su taşıyınca adamın hası haline geliyor veya getiriliyor olunca bu konuda konuşulurken kurulan her iki tür cümlelere tanık olan çocuğa baba bunu nasıl izah edebilecektir? Ve o çocuğa inancında, amelinde ve muamelat işlerinde doğru dürüst olma nasihatini hangi yüzle yapacağı endişesi.

          Artık kızlarımız ve kadınlarımızı biraz rahat bırakın da, erkekler biraz kendinize bakın ve bakalım. Hep çevreyi nizama koymaya çalışırsanız ve hidayeti sadece çevreye dilerseniz nefsinizi ıskalarsınız. Nefsi bozuk olanın da ihyası ve niyeti bozuk olacaktır doğal olarak ya da en azında zamanla bozulmaya doğru hızlı bir yol alacaktır. Alnı secde gören adamların yalan söylemesinden daha fenası bu yalanlarına zamanla çevreyi inandırıp ifsada devam edebilmeleridir. Müslümanlar zalimleştiler; tuhaf bir biçimde ve bir şekilde herkes en azından gücü yeten birilerini eziyor. Neden? Çünkü yukarıya boyun büken / yukarıdan ihsan bekleyen / konum olarak kendisinden aşağıda olan yada olduğunu sandığı kişilerden aynısını bekliyor. Halbuki yüksek makamların altında o mamakları dolduranları cebinden çıkaracak çokca adam var olmasıdır maalesef bu işlere biraz da sebep.

          Ve maalesef bu makyavelist müslüman sayısı deist olduğu iddia edilen genç kızların en az binlerce katından daha fazla piyasada mevcut.

          Benden söylemesi…

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          07.04 .2018 12:38