ajanskamu @ gmail.com

Barış Pınarı ve Aile Politikaları

Her şey gözlerimizin önünde oldu.

"Dost ve Müttefik" (!) ABD, onbinlerce Tır dolusu silah ve mühimmat yardımı yaptığı PKK'nın yaşadığı hezimeti engelleyebilmek adına devreye girdi.

Ardından Rusya...

Avrupa Birliği rengini çoktan belli etmişti.

"Barış" için hepsi devredeydi.!

Yerli silah sanayiinin hızla güçlendiği bir dönemde, zamana yayılan sürecin kazananı olacağımıza olan umudumuz teselli kaynağımız.

İbretlik İnsancıklarımız(!)

Ülkesi için savaşan Suriyeli'yi terörist, savaşamayıp Türkiye'ye hicret edenleri korkak ilan eden insancıklarımız vardı bizim. Suriye'deki korkunç yıkımın mağdurlarını Türkiye'de istemeyen insancıklar...

Barış Pınarı Harekâtı başladığında ortalık bir anda bu insancıklarla doluverdi. "Savaşa Hayır"(!) nidaları ne de sevimli duruyordu.

Sergiledikleri tablo ibretlikti.

Esed, okul cami ve pazaryerlerini yani sivil halkı varil bombaları ile hedef alıp yüz binlerce masum sivili şehid ettiğinde, bu insancıklar ortalıkta gözükmemişti.

MEB müfredatında alternatif arayışlar başlığı altında "Cihad" maddesi teklif edildiğinde, cihad kavramının müfredatı girmesinden endişe eden ABD yetkilileri Memur-Sen'i ziyaret ediyordu. Küresel sermayenin yerli(!) taşeronu kimi insancıklar, O gün "Cihad" başlığına karşı  çıkıyorken, bugün de "Savaşa Hayır"(!) diyordu.

Hayat ilginç tesadüflerle doluydu.

Sahi MEB'de müfredat hazırlayanlar Barış Pınarı Harekâtı için ne derler acaba?

Bir kısmı da Kemalist olan bu sözde insancıklar; "Size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emderiyorum!" sözünü ne de çok severlerdi. Şimdi bu zor günlerde aynaya bakıp utanırlar mı?

Bilinmez...

Elbette bu insancıklara göre sosyalist PYD, ABD'den aldığı binlerce Tır silah ve mühimmat ile "Barış" getirecekti. (!)

Bu insancıkların İçişleri Bakanı'nın da açıkladığı gibi dışardan fonlanan kadın dernekleri ayağı da boş durmamalıydı.

Yoksa yemlenen mi demeliydik?

Bilemedik...

Kadın bedeninin tarihte hiç olmadığı kadar pazar sermayesi(!) olması karşısında sustular.

PKK'nın dağa kaldırdığı kız çocukları karşısında sessiz, fakat kadın cinayetleri üzerinden "kadın hakları" çığırtkanlığında öncü ve şerik kabul etmez tavırlarıyla ibretliktiler.

Rakamları çarpıtmakta mahirdiler. Ne de olsa Küresel Sermaye öyle istiyordu. Fon adı altında ortaya çıkan pasta büyük olunca doğal olarak Kadın Haklarını da yalnız onlar koruyabilmeliydi.!

Baroların olaya taraf olmasının duygusal (!) gerekçelerini de anlayabiliyorduk...

Bu Ne Yaman Çelişki?

Türkiye, kendisine karşı çekilen operasyon karşısında sabırla bekledi.

Eğer, ABD ve AB nin aklına uymuş olsaydı başına ne geleceğini artık hemen hepimizin çok iyi bildiği bir noktada başka çaresi kalmadığı için operasyonu başlattı.

Batı'nın tek derdinin menfaatleri olduğunu hep birlikte bir kez daha tecrübe ettik.

Bıçak kemiğe dayandığında, içeride ve dışarıda tüm tarafların rengini ve safını belli ettiği bugünlerde şu basit sorunun cevabını hep birlikte aramalıyız.

Kadın ve aile politikalarımızı bizi sırtımızdan vurmak için her imkânı sonuna kadar kullanan AB, ABD ve onların fonladığı feminist kadın örgütlerinin ortaya koyduğu politikalar çerçevesinde oluşturma zorunluluğumuzun mantığı nedir?

Bizden görünen kadın derneklerinin kafalarının karmakarışık olduğu da ibretlik bir vakıa...

Tutarlılıktan söz edeceksek;

Ya kadın hakları bağlamında Batı'nın dayattığı reçeteleri terk edecek ya da Suriye'de Batı ne diyorsa onu yapacaktık.

Barış Pınarı bir hataydı deyip, geri çekilecektik!

Hükümet kadın ve aile politikalarını bağlamında yeni düzenlemelere hazırlanıyor.

Bugün,  geçmişte Suriye politikalarında sergilediğimiz hataların telafisi ile boğuşuyoruz.

Oysa  aile politikalarında sergilediğimiz hataların yıkıcı etkisi çok daha büyük.

Bir an evvel kendimize gelmezsek, bu tezatlar sonumuzu getirecek.

İktidara karşı yapılan en küçük eleştiriyi dahi reisçilik kisvesi altında ranta dönüştüren kepazelere müdahale edilmediğinde ortaya çıkan vahim tablodan aslında her birimizin sorumlu olduğu gerçeği ile şimdiye kadar çoktan yüzleşmemiz gerekmez miydi?

İktidarın sergilediği kadın ve aile politikalarının bu noktaya gelmesinde müslümanların meseleye kayıtsız kalmalarının önemli bir payı olduğu gerçeğinin muhasebesini şimdiye kadar çoktan yapmanız gerekmez miydi?

Müslümanların hemen her meselenin çözümünü iktidardan beklemek gafletinin şimdiye kadar sona ermesi gerekmez miydi?

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

"Ama dinlerine tâbi' olmadıkça, ne yahudiler ne de hristiyanlar senden aslâ hoşnûd olmayacaklardır. (Onlara) de ki: “Şübhesiz ki Allah'ın hidâyeti (olan İslâm), hidâyetin ta kendisidir!” Celâlim hakkı için, eğer sana (vahiyle) gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah'(dan gelecek azâb)a karşı sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır!" (Bakara Sûresi:2/120)

Müslümanlık iddiası ile temayüz eden islâmcılar İslam'ın hükmüne razı mıdır?

O da bilinmez...