dumanselehattin @ hotmail.com

MÜSLÜMANLARIN KADERİ BAŞARIYA MAHKUM OLMAK

          Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri bir şekilde iktidar ve hükumet var olagelmiştir doğal olarak. Ancak ne olursa olsun başarıya mecbur olmak hep İslami ya da milli hassasiyet sahibi siyasilerin kaderi olmuştur. Üstüne üstlük hem başarılı olup hem de bundan dolayı suçlanmışlardır. Bu kaderden ne Rahmetli Şehit Menderes ne Rahmetli Özal ne de Merhum ve muhterem Erbakan kurtulamamıştır. Öyle bir de suçalamalarla muhatap kılınmışlar ki şaşılır. Bu liderler kendi ülkesinde iyi çalıştıkları için ve toplumsal huzuru temin ettikleri için her türden saldırıya maruz bırakılmış ve maalesef dış mihrakların memnuniyeti hedefi ile yapılmıştır tüm bunlar. Bizde bir söz vardır ‘’ Düşman Güldüren’’ tam da bu yapılanları ifade eder. Bundan dolayı Ak kadrolar için başarı açısından mecburiyet veya mahkumiyet ifadesi söz konusu edilmiştir yazıda.

          Bu yazıyı bir kaç gündür bekletiyordum ve kendimce demliyordum ki daha detaylı bir derinlik üzere yürüyeyim. Bu gün okuduğum bir haberle örtüştüğünü görünce bir miktar sevinmedim desem yalan olur. Ak Parti il başkanı Sayın Bayram Şenocak’ın benzer ifadelerle bazen devletlerle siyasi partilerin kaderinde bir örtüşme olur beyanından söz ediyorum. Buradan mevzuyu az önce yukarıda ifade ettiğimiz her üç parti ve lideri için geçerli olacak türden yeni bir gerçeğe taşırız. Bu üç tecrübenin dördüncüsü de Ak Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmaktadır. Her yandan saldırılar devam ederken hala ayakta ve güçlü bir şekilde #Devam edebiliyorsak bunun bir yönüyle milletimize Allah’ın bir rahmeti olduğunu düşünmek çok ta uzak bir ihtimal olmasa gerektir. Ümmetin her yerde yaşadığı imtihanları görünce İstimdad-ı Rabbani’nin varlığına inanmaktan başka çare kalmamaktadır.

          Mahkumiyet normal şartlarda acı veya istenmeyen bir hükme cebren razı olmayı kapsıyor olduğuna göre başarı gibi istendik bir duruma insan niçin bu ifadeyi kullanır diye sorulabilir haliyle. İsterseniz meseleyi bir başka açıdan ele almadan bu ifadeyi farklı bir şekilde de dillendirebiliriz. Ak Parti en tepeden en aşağıda ki üyelerine varıncaya kadar artık istese de başarısız olmak hakkını kaybetmiş durumdadır veya artık yorulduk deme lüksü yoktur. Canınını dişine takmak suretiyle sonuna kadar bu seçimi almak dışında bir ihtimali aklına getirmeden ve ne olursa olsun kazanmaya odaklanıp hiç kimseyi incitmeden işine bakmalı ve Biiznillah meclis aritmetiğini de sağlama alarak iktidar hizmetini sürüdümelidir. Gerekirse tehlikenin farkında olmayan ve hala safiyane naz yapanların gönlünü bir şekilde almayı ve olumluya dönüştürmeyi başarmaya da mecburdur.

          70 Küsur seneden bu yana millete rağmen iktidar olmuş olan bir zihniyete rağmen iktidar olma mecburiyeti. Şöyle ki bundan yirmi yıl kadar önce sağlam bir iktidarın (!) sahibi olduklarını düşünen ve 28 Şubat’ın artçı ve öncüleri millete rağmen iktidarda olmaları durumunu şimdilerde hazmetmiş oldukları yetmezmiş gibi bir de millet her şeyi bilemez ve hakimiyet kayıtlı olarak milletin olmalıdır, benim oyum köyde ki çobanın oyu ile bir mi? diye teraneler savurarak halkın cehaletinden dem vuruyorlardı. Geldiğimiz günlerde tam da aşağıladıkları sağ duyulu seçmen sayesinde iktidarda olan Milli bir iktidar ile ülke olarak neredeyse yedi düvele meydan okur bir hale gelmişliğimize kör olabilirler. Bu çerçevede aynı kesim ve içerdiği diğer zararlılar hep birlikte ve satılmış olan çeşitli terör yapılarıyla ittifak içerisinde hala muhalefet ağzıyla konuşmayı başarabiliyor olunca mecburi başarı görevi de ister istemez Ak kadrolara düşüyor.

          Daha benim gençlik yıllarım dün idi ve biz İMF karşısında dilencilik yapıyorduk. Şimdi ki gençler eski zor günlerden bahs edince oflamaya başlıyor ve aman ne yapalım zorluk vardıysa demeye getiriyorlar. O zaman gençleri de çok zorlamadan ve derdimizi de tam anlatabilmek için bir şeyler düşünmek gerektiği açık seçik olarak ortaya çıkmış oluyor. Yani eski günlerden seçim öncesi değil de zaman zaman ve küçük dozlar şeklinde bahs edilmelidir. Bu arada gelinen noktanın takdirini yapabilecek bir mikyasın ortaya çıkmasını temin için güzel bir dil ve ifade tarzı oluşturmalıyız. Özellikle de kendi çocuklarımız çünkü diğer düşüncelere mensup olanların çocukları son derece keskin muhalif duruşlarını koruyor ve hatta eskilerden daha sert ve net olarak tavır sergiliyorlar. On sekiz yaşında seçen ve seçilen bireyler olduğu düşünülürse bunu ne kadar değerli bir iş olacağı tajdir edilecektir.

          Peki zoraki başarı veya birilerinin dediği gibi zoraki iktidar nasıl olabilir veya olmalı mıdır ona dair bir kaç kelam edelim. Bir defa yüzde doksan üzerinde insanın mutlu olduğu bir ülkede nasıl oluyor da bu memnuniyete rağmen basit eleştiriler işgal süreçlerine eşlik eder derecede öfke patlamaları ile dolu olan bir  muhalefet ortaya çıkar veya bu tazr bir muhalefet yürütülebilir / sürdürülebilir mi? Hatta ülkede siyaset yapan bazıları düşmanlık ve ihanet adaklarını koruyp kollayanlarla ya da stratejik (!) ortaklarla aynı istikamette Diktatör var diye cümleler kurabiliyor orası da muamma. Çünkü her siyasi görüşten ve yapıdan insaflı isimlerin destek verdiği bir iktidar söz konu olan hatta şeffaf seçimlerin yapıldığı bir ülke demokratik olmamakla nasıl suçlanır merak ediyorum mesela. Bu yüksek düzey memnuniyet seçim olmadığı zamanlarda yaşanan standartların izlemlenmesi ile temin edilebilecek kadar basit yöntemlerle kolay bir şekilde ve her zeminde görülebilir. Farklı partiye oy vermiş bile olsa aldığı hem yerel hem ulusal hizmetten dolayı memnun ama siyaseten eleştirebiliyor en azından fikir olarak karşı olmakla birlikte yapılanın takdiri söz konusu.

          İşin ilginç yanı muhalefet denen yapının çeşitliliği ve hatta bu çeşitlilik haricinde elle tututlur değer üretebilecek eli yüzü düzgün eleştiri üretip oy devşirecek bir öbeğin mevcut olamamasıdır. Hatta daha ileri gidip tüm yapılanları yıkacağını, başlayanları durduracağını ve içeri atılmış terör örgütü mensuplarını salacağını açıklayan siyasi organizmalar, adaylar söz konusu ise söyleyecek söz varmıdır acaba? Herkes keşke işine baksa. Çünkü müzmin muhalefet olan arkadaşların umutusuz da olsa iktidar konusunda inanılmaz bir bekleyiş ve heyecan içinde olmaları son derece normaldir. Bu türden bir iktidar için yaşlı teyze nediyordu. On altı yıldır oluşan birikime göz dikmişler. Bıraktıkları anda üşüşecekler ve tüketecekler tüm birikimi. İşte bundan dolayı zoraki iktidar görevi için çalışma mecburyeti üzerine dile gelir kalem. 

          Şimdi yapılan tüm muhalefet çalışmalarına rağmen en küçük bir başarı umudu olamayan muhaliflerin ülke sathında yaygın olarak temin edilmiş bir güvenlik durumu söz konusu olduğuna göre hangi yöntemleri düşündükleri üzerine de kafa yormak gerekecektir. Çünkü artık büyük çaplı bombalama ve benzeri saldırılara imkan bulamayan Terör örgütleri ve besleyicileri yeni yöntemler geliştirecek gibi duruyor. Özellikle bu günlerde bazı belediyelerin düzenlediği samimi bir hizmet ve buluşma noktası haline gelen sokak iftarlarında tanık olduğumuz üzere bireysel ve öğretilmiş replikler ile provakatif eylemler yapılabilme ihtimali üzerinde durulmalıdır. Bunlardan özellikle ve ilk etapta tartışma ve sonrasında ortaya çıkacak itiş kakış yaşanan bir takım görüntüler elde edip yayınlamak suretiyle medyatik muhalafet. Buna imkan bulamamaları halinde işi saldırganlığa hatta suikast’e kadar götürebilirler. Hem de ülkede huzuru kaçırmanın binlerce yolunu bilebilecek kadar uzman ve saldırgan bir CIA ve MOSSAD ve daha nice gizli servis oyunlarından bahs ediyor isek daha dikkatli olmamız gerekmiyor mu?  

          Ülkemize ve Milletimize yüklenen vatan, bayrak ve namus endişesi yüz yıldır bitmek bilmedi. Şimdi ise ekonomik olarak ulusal bazda yürütülen ve nihai hedefi sadece Cumhurbaşkanı’nı değil bütün bir milleti hedef alma girişimi olup yeşermekte olan dirayetli İslami duruşu doğum sırasında ya öldürmek ya da başarılamazsa sakat bırakmaktır. İşte tam da bu milli duruş sebebiyle ortaya çıkarılan tüm sorunları farkındalığı ile ve daha kötü girişimler ve saldırılar olmasın diye sürekli sabır gösterilen bir süreci yaşamamız gerekebilir. Ancak ne olursa olsun biz şuurla ve birlik içinde olduğumuzda bu tür çalışmaların ve operasyonların vız gelip tırıs gideceğini de biliyoruz elhamdulillah.

          Şimdi tüm ülkenin ve İslam coğrafyasının yükünü bir tek insana yüklemekten bahs edeceksek evet Türkiye’de bir TEK ADAM var. Ama bunula beraber ona oy veren yanında duran ve her na pahasına olursa olsun hain girişimler esnasında canını ve malını hiçe sayan bir Millet var. Her ne kadar siyasi mülahazalarla yüzde elliler düzeyinde oy verse de Milli meselelerde bilinci çok yüksek bir kitle var. Bu seçimi almaya kararlı, memleketine sahip çıkma iradesi olan inanmış bir kitle var ve başaracağız inşaallah.

      

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          05.06.2018 01.00