ajanskamu @ gmail.com

       Haz çağında fikir üretmenin zorluğunu bütün iliklerimizde hissediyoruz. Sosyal medyada köşe yazılarımızda dostlarımız sık sık soruyorlar, "kime gönderme yaptın, yine kafayı kime taktın, kim yine moralini bozdu vs. Arayanlar, mesaj atanlar, sosyal medya üzerinden yazanlar, muhabbet esnasında yüz yüze soranlar vs.

     Evvela şunu bilmek gerekir ki, kimin himmeti milleti ise o tek başına küçük bir millettir. Hadis-i Şerif'te "Müminler bir vücudun azaları gibidir, Şarkta bir müminin ayağına diken batsa garptakimimin onun acısını kendinde hisseder etmedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz..." Fırat'ın kenarında bir keçinin ayağı kaysa Ömer'den bilinir," şuuruyla şahsımız için değil, toplumsal alanda görülen problemlere fikir üretmek, çözüm üretmek içindir yazdıklarımız, paylaşımlarımız...

     Şahsımıza atfedilmemelidir. Şahsına çalışan insan menfaatini düşünen insandır. Bu hız ve ayartı çağında akıl kalp ve ruhun gözlere indiği bir dönemde fikir üretmenin zorluğunu da yaşayarak öğreniyoruz. Sadece tenkit etmek, eleştirmek yetmez. Çözüm üretmek gerekir. Çözüm ve fikir üretmek ise bu zamanda hiç de kolay değil. Bunun da zorluğunu iliklerimize kadar yaşıyoruz.

     Yer yer ağır gelse de toplumsal medeniyet sürecine baktığınız zaman, bir medeniyet tasavvuru olan insanların, bir hayali, ideali, mefkûresi olan insanların fikirleri, çağında kendine bedel ödetmiştir. Neredeyse hiçbir mütefekkirin fikri, kendi yaşadığı dönemde tam anlamıyla benimsenmemiş, daha sonra kanun, prensip haline gelse dahi, kendi çağında başına nice nice musibetler açmıştır.

     Evet toplumun bir kabuk içerisine sığdığı bir zamanda, kabuğu kırmaya çalışanlar, elbette bazen asi görünür, bazen düzen bozan görülür, bazen düzene kafa tutmuş görülür vs. Halbuki onların derdi, kötü gidişata engel olmak, daha iyisini meydana getirmek, düzen getirmek, var olan problemlere çözüm üretmektir. Ancak toplum alışılmışlıklara alıştığı için, farklılıkları benimseyemiyor. Direnç gösteriyor.

     Mevlana mı kendi zamanında anlaşıldı, ibni Arabi mi? Hallacı Mansur mu kendi zamanında anlaşıldı, İmamı Azam mı? İmamı Rabbani mi kendi zamanında anlaşıldı, Sultan Abdülhamid mi? Bediüzzaman Said Nursi mi kendi zamanında anlaşıldı, Mehmet Akif mi? Örnekler çoğaltılabilir.

     Himmeti millet olanın, (millet ise milleti İbrahim'dir) şahsi hesabı olmaz. Bireyselciliğin, şahsiyeti yok etmeye yüz tuttuğu şu zamanda, şahsiyeti tekrar bina etmek için yaşadığımız ikinci medeniyet krizinde, bir medeniyet tasavvuru oluşturmak, ailenin paramparça olmaya yüz tuttuğu zamanda aile dinamiklerini canlandırmak, gençliğin haz peşinde koşup değerlerinden uzaklaştığı bir zamanda tekrar değerleri gençlere kazandırmak, toplumsal travmanın hat safhaya çıktığı bir zamanda tekrar öze dönüş için mücadele vermek elbette bir bedel gerektirir. Kendi zamanında anlaşılamama düsturu bu bedelin temelini oluşturur. Mefkûresi olan insan bu kadar probleme nasıl kayıtsız kalabilir? Medeniyet tasavvuru olan insan, hayali olan insan, nasıl hedefine ulaşmak için yerinde durabilir? Evet biz çalışacağız. Bütün bedelleri göze alarak çalışacağız. Nitekim biliriz ki yüce Allah'ımız Kuranı Kerim'de "Sizden öncekilerin çektiklerini çekmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz" diyor. Çektiğimizi de sadakadan sayacağız. Davadan sayacağız. Asla geri durmayacağız.

     Toplumsal birlik ve beraberliği sağlayana dek, gençleri tutmuş oldukları yoldan değerlerine geri çevirene dek, paramparça olan aileyi tekrar asli unsuru üzerine kılana dek, bu vatanı, bu ümmeti öz evlatlarının eline teslim edene dek, şahsımızı gerekirse eriterek, bu mefkureye ulaşana dek, bu günü ihya yarını inşa amacıyla, hedefiyle son nefesimizi verene dek çalışmaya devam edeceğiz.

   Varsın şu muasırlarımız bizi dinlemesinler, anlamasınlar. Bizler mazi derelerinden müstakbele seslenmeye devam edeceğiz ve bugünden yarını inşa etmeye devam edeceğiz. Düsturumuz bugünün ihya yarını inşa ve biz asla ümitsizliğe kapılmayacağız. Her ne kadar gecelerimiz kararsa da, kararan gecelerin şafağının da yakın olduğunu biliriz. Ve madem "Allah'tan asla ümidinizi kesmeyin" ilahi buyruğu var asla ümidimizi kesmeyiz. Sonuca da odaklanmalıyız. Çünkü o Allah'ın işidir. Bizler seferde olduğumuzu bilir, çalışırız. Zaferin ise Allah'tan olduğunu biliriz. Dolayısıyla seferimiz de devam eder. Zaferi Allah'a bırakırız ve bize nasip eylemesi duasında bulunuruz. Rabbim bizi Fırka-i Naciye'den eylesin. Elimizle İttihad-ı İslam nasip eylesin. En azından o nesli yetiştirmeye bizi vesile eylesin. Amin.
Adnan Kalkan
Psikoterapist