dumanselehattin @ hotmail.com

 

          Milli eğitim bakanının dediğini bile anlayamacak ya da o değerli fikirleri özenle dinleyecek bir kulağa dahi sahip olmayan öğretmelerin, velilerin var olduğunu düşünüyorum. Yok bu böyle olmadı şöyle biraz daha farklı açıdan bakmaya çalışalım. Üniversitede derse giren hoca öğretmen olacak bir öğretmen adayı öğrenciye eğitim ile ilgili Genel Öğretim Metotları, Özel Öğretim Metotları vb. ders bilgilerinin dışında ne verebiliyor merak konusu. Çünkü oradan çıkan KPSS duvarını aşar aşmaz kendisini okulda öğrenci karşısında buluyor.

          Öğrencinin göz yaşını silmesi gerektiğini anne babası ya da kendi öğretmenlerinden görüp öğrenmemişse nerden bilecek. Ya da kendi kalbinde gerçek anlamda merhamet olmayan bir kişi öğretmen olduğunda çocukları ondan kim koruyacak. Müdürleri göz göze seçmeyeceğiz ama öğretmenleri mutlaka bir kaç kez göz göze gelerek almak / seçmek gerekiyor. Fiziksel ve ruhsal sağlık test ve tespitlerinin en ince ayrıntılarına varıncaya kadar araştırılması ve kişinin farklı olaylar karşısında ki tepkileri gözlemlenmelidir.

          Bu günlerde öğretmen olduğu sanılan bir bayanın ne ile karşılaştığını anlayamasak ta tımarhane kaçkını gibi bağırdığı bir video dolaşıyor ortalıkta. Eğer bu videoda ki bayan öğretmen ise eyvah eyvah. Ancak ve fakat orada yaşadığı gerçekten ağır bir mağduriyet olsa polislerin o kadar rahat konuşuyor olmaları ve hatta kendileri videoya çekiyor oluşları anormal olurdu. Kaldı ki o polisleri de bir anne doğurmuş ve belki de bir bayan öğretmen eğitmiştir. Netice itibariyle bir öğretmene yakışmıyor böyle bağırmanız diyerek kendi açılarından konuya bir başka boyutta kazandırmış oluyor polis arkadaşlar. Aşırı tutumlar birilerine belki uyar ama bir şekilde toplumda herkesin hayatına dokunmuş bir görev olan öğretmenlik mesleğine yakıştırılmıyor; bu gibi durumlar daha çok yadırganıyor ve öğretmenlik mesleği her anlamda başkalaşmış / ayrışmış oluyor böylelikle diğer mesleklerden.

          Beklentiler her zaman ki gibi yüksek biz öğretmenlerden. Ya buna karşılık olan kazanımlar ne durumda. Genel anlamda ve eskiye nazaran daha iyi durumda olduğunu söylemek her insaf ehline düşen vazifedir. Ancak öğretmeni ve okul yönetimini eğitim mantığı üzerinden ele almak gereğini defalarca dile getirdik. Hala kırtasiye ve yazışmalara boğulan ve yasa ile tasa arasına sıkışmış korkak ve ödlek bir eğitim ordusu alanda arzı endam ediyor. Cehaletle savaşacak tek ordumuzun da abartılı ve ihtiyaçtan fazla yasal sınırlamalar ve iş yükü ile kısırlaştırılmış vaziyette üretkenliğini ummak gafletlerin en büyüğü olur. (Buraya bir 3600 esprisi iyi giderdi ama şimdilik boş verelim ve sabırla umudu muhafaza edelim.)

          Öğretmeni işe alırken her tür tedbiri al, inceleme & araştırmayı yap. Bu aşamalar sağlıklı şekilde sevk idare edilmiş ise artık o öğretmene sonuna kadar güven ki çalışabilsin, üretebilsin. Üretim için mutlaka özgün olmak şartı vardır. Özgün eserlerin özgür olmayan beyinlerden, bireylerden çıkması mümkün değildir. Özgürlüğün sınırlarını ise üniversiteye kadar ki eğitim döneminde ver istediğin kadar. 12 + 1 ana okulu toplam 13 yıl üniversite öncesi 4 ya da 5 yıl da üniversite toplam 18 yıl boyunca devletin elinde ya da kontrolünde yetiştirilen bir birey sanıyorum en azından bu hususta bir miktar bilgi sahibi olup davranış kazanacaktır. Sahi artık konu değil de defterlere kanım yazıyorduk değil mi?

          Özgür ve özgün eğtim faaliyetleri için bir taraftan projeler üretip ardından neden bunu için izin aldın - almadın, neden bunu şu kalıba uydurmadın diye sorgulanan bir yapıdan yenilikçi bir takım işlerin / fikirlerin çıkması mümkün değildir. Yeni adından da belli bulduki keşfettik ve eğitim için on numara bir iş. Hayır bir sor, bekle, cevap al e artık modası geçer, heyecanı biter bu yol uzuluğunda insanın / öğretmenin. Yapılan yeniliklerin yönetmeliklerce de takibinin yapılması ve her alanda bilinirliğinin ağlanması çok önemlidir. Herkes bilmeli ki eğitim için gerekli / yararlı ve genel değerler açısından sorunlu olmayan tüm eğtim faaliyetlerinde önünü açın kurumların o zaman görün eğitimde devrimi.

          Özel okullar almış başını giderken devlet okulları emekleyerek arkalarından giderse nerede kalır sosyal adalet ve sosyal barış, eşitlik. Her açıdan özel okullarla yarışabilecek hatta daha iyi şeyler orataya koyabilecek CEO vasıflarını fazlasıyla taşıyan bir dünya okul müdürü var ama ne yapabilir ki. Sınırlı imkanlar yetmezmiş gibi bir de sınırlar koyan üst kural ve kurullar var iken. Başarılı bir okul müdürü herkes için iftihar meselesi olması gerekirken maalesef hasetlik ve kıskançlıkla yapılanları inkar ve hatta açık arayarak tatmin olan bir çok üst yöneticinin de uyguladığı basınç çok önemlidir.

          Tüm bunlar bize şunu göstermektedir. Ne olursa olsun hedef ‘’ Eğitim ‘’ olmalıdır. Öğrenci ve onlara kazandırılacak milli kimlik ile beraber bilgi edinme yollarının aktarımı başarılmalıdır. Zayıf karakterli kişler yönetici olmamalıdır. Kendini ispat için daha iyi olanı paçasından çekecek türden kişiler behemehal görevlerinden azledilmeli ve yerine kişiliği oturmuş ve vazife şuuru yerinde sağlam karakterli eğer gerekirse CEO mantığı ile belli bir süre başarılı olmayanları hemen değişimi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

          Sınıftan, Spor salonuna oradan kütüphaneye, hatta kantine ve okul bahçesi ve çevre unsurlara varıncaya kadar devleti temsil görevi verdiğimiz kişilerin arkasında durup başarılı olmaları için gereken desteği verdiğimiz zaman biz Bakanlık nezdinde yapılan müfredat programlarına umut bağlayan ve başarısızlığın faturasını sisteme yükleyen yeni nesiller yetiştirmemeye başlayacağız diye düşünüyorum.

          Öğretmen kendi bireysel başarısını kendinden bilip başarısızlığı devlete fatura etmemelidir. Okul Müdürü başarıyı kendine başarısızlığı bakanlığa paslamamalıdır. İlçe Müdürü okulların başarısın kendine mal edip başarısızlık için sağda solda ava çıkıp bireysel tatmin yaşaşmamalıdır.

          Tüm bileşenlerin hatayı ve sevabı paylaştığı bir etten kemikten bir vücut gibi olmadığı, kendi içlerinde bir ruhsal uyum ve insicam oluşmadığı sürece daha çok diz döveriz biz.

          Ya da sağda solda afili konuşma yapmış olmak için iki de bir Finlandiya falan diye cümle ortalarını süsleyen boş boğaz konuşmacıları çok dinler ve yerimizde saymaya devam ederiz.

          Veya tam tersi bunları oluşturduğumuz gün ne içeriden boş boğazlık eden seviyesiz muhaliflere ne de dışarıdan örnek gösterilerek eziklik psikolojisi oluşturma çabalarına fırsat tanımadan her hangi bir izaha ihtiyaç kalmadan yine her zaman ki gibi daha iyisini biz yaparız. Bu her alanda olduğu gibi eğitimde de pek mümkün bir durumdur.

Vesselam

Selehattin DUMAN

29.11.2018 10:30