dumanselehattin @ hotmail.com

Son zamanlarda yaşanan bazı olaylar ya da okuduğumuz bazı haberler bir kaç farklı açıdan ele almayı gerektirecek kadar tuhaf boyutlar içeriyor.

Siyasetten sonra bürokrasi de karışmaya başladı. Gün geçmiyor ki bir milli eğitim müdürlüğünün yaptığı bir yanlışlık, yolsuzluk ve fahiş bir hata haberi okumayalım. Bazı icraatler sanki göz göre göre yapılmakta, olağan üstü tepkilere rağmen bilinçli olarak yapılıyor / yaptırılıyor. Bir türlü kurtulamadığımız Etcep projeleri, seminer vb faaliyetler gibi.

Gün geçmiyor ki bürokratik vesayetle koyun koyuna birilerinin yaptığı / yaptırdığı bir sendikal ayıp / ayıplama, yargılama haberi ile karşılaşmayalım. Herkes bu haberlerin kaynağını da hedefini de çok iyi bilemeyebilir. Ama nasıl olsa bilen bilir. İstenen de bilmesi gerekenlerin farkında oluşudur. Hatta bir kabine değişikliği ihtimali gündeme gelirse mevut bakanın değişmemesi için onu olduğundan daha parlak hale getirme haberleri de gözlerden kaçmamaktadır. Aslında Ziya Selçuk dönemi bir çok açıdan zemini ciddi manada umutlandırmış, hatta eski bir çok bakana göre çok daha fazla kabul görmüş olsa da yaşanan süreçlerin neresinde olduğu meselesi ayrıca ele alınmalıdır.

Sanırsınız ki eli ayağı ter temiz bazı insanlar kalkmış bir takım yanlışları düzeltmeye çalışıyor. Ne medya, ne siyaset ne bürokrasi artık eskisi gibi çalışmıyor. Neredeyse herkesin eli bir başkasının kellesini istemek ya da almış olmakla kana bulanmış. Bereket ki itibarı zedelenen kişiler eski Avrupada’ki krallıklarda olduğu gibi ölümle karşılaşmıyor.

Aslında bu yaşananalar Ak Parti açısından hem iktidar olup hem kendi bürokratları ile ilgili sürekli bir elin talimatıyla yanlış icraat haberi yapılma sürecini ıskalıyor mu dedirtiyor. Sanmam ortalama / ortaklaşa bir çalışma gibi duruyor. Yani genel anlamda eski müsteşar Yusuf Tekin’in ve ekibinin oluşturduğu ve çoğunlukla Milli Görüş eskisi olan bürokratlardan kurtulma operasyonu gibi geliyor. Bakan aynı zamanda gören olmalıdır sözünü hatırlıyoruz bazen.

Uzun süredir alanda bir beklenti söz konusu idi aslında. Ama tepkileri asgari düzeye indirmek ve değişimi kansız (!) yapabilmek için öncesinde yapılan narkozlama olduğunu anlamak çok ta zor değil. Ya da iktidarın siyaseten meşru hukuken gayri meşru ortağına devredilen bakanlık sürecinin sonucu olarak iktidarı kendi çocuklarını yemeye razı hale getirme çalışmasıdır bu. Evangelist tarikatın Tanrıyı kıyamete zorlama fikrine çok yakın duruyor.

Bu tür değişimlerde araya kaynayan kendi adamları da olacaktır ama onlara yine güzel çözümler bulunacaktır eminim.

Hasbel kader il / ilçe müdürü yapılmış bir kişi orada başarısız oluyor, her tür haltı yedikten sonra görevden alınması bekleniyor bir bakmışsınız ya başka bir il / ilçeye müdür oluyor ya bakanlık merkez teşkilata çekiliyor. Allah aşkına görevden böyle mi alıyorsunuz?

Gerçek olan yanlış icraatlarına uyduruk soruşturmalarla yerinin sağlamlaştıranlar ise cabası. Yine uyduruk soruşturmalarla gözünün üstünde kaş var denilerek görevden alınan başarılı isimler ise hâk ile yeksan ediliveriyor. Çatışan iki makamdan altta olanın her tür eksiği sübut buluyor (!) ama üst makamdakilerin ya da arkası güçlü olanların soruşturmaları bir türlü sübuta eremiyor.

Her yüksek makam bir yakınındakini koruyor ve kimsenin elini, dilini uzatmasına müsade edilmiyor. Çünkü müsade edildiğinde kendisine sıranın geleceğini biliyor.

En zor zamanlarda hiç bir taltife muhatap olamamamışların; iyi günler dediğimiz bu günlerde bile yüzünün güldürülmediği ise manidar. Üç beş yıl görevlendirme il müdürlüğü yaptırıp, ‘’ her anlamda başarısı ortada iken ’’ kadro bile vermeyip, sonra da utanmadan söz konusu kişinin yarı çapı kadar bile olamayacak adamlara makamları teslim etmelerini aynı kişilerden istemek …

Bilmiyorum ama her iktidarın en açık hastalığı bu olsa gerek. Kimisi Nepotizm diyor kimisi liyakat diyor. Eğer liyakat söz konusu edilecek olursa bayağı bir koltuk boş kalacak gibidir.

Özellikle yüksek bürokraside bazı koltuklara yağ sürülmüş gibi durmaktadır. Gelen gidenin hızına kimse yetişememekte. Kimi koltuklar ise sanırsınız babadan oğula miras vaziyetinde. Hatta direk kendi Saltanatı Süleymaniye’sinin hikayesi gibidir.

Yer yerinden oynuyor ama bazıları hep aynı konumlarını ve hatta sevimliliklerini koruyabiliyor. Herkes gider o kalır denen isimlerle senelerce memlekete zaman kaybettiriliyor. Adı yolsuzluğa karıştı denilen bir çok isim makamlarında rahat, etrafa gülücük dağıtmaya devam ededurur.

Bir zamanlar ülkede sık iktidar değişimleri oluyordu. O iktidar değişimlerinde sürekli her yeni iktidarın iştahla görevine devam ettirdiği bürokratları merak ediyordum. Nasıl başarıyorlar da herkesin adamı olabiliyorlar diye. Şimdi ise bürokraside zemini tutanın kalıcı olduğu ve her noktaya kendi adamlarını yerleştirerek bürokratik ömürlerine ömür katıyor olduklarını gözlemliyoruz.

İşin tuhafı bir takım önemli koltukların da geçmişte açık açık Fetö ilişkisi bilinenlere teslim edildiği haberlerin okumak ise topluma başka bir açıdan dumur hali yaşatır oldu. Aslına bakarsanız burada devreye çok güzel ve vaziyeti net açıklayan bir atasözü girmektedir. Gemisini yürüten kaptandır.

Vesselam

Selehattin Duman

06.10.2019 12:00