beycosan @ gmail.com

Fikir ve düşünce hayatımızın öncü / mümtaz şahsiyetlerinden birisi de şüphesiz mütefekkir Cemil MERİÇ’tir.

Günlüklerinin yer aldığı Jurnal kitabında kendisini, "Kimim ben! Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi" sözleriyle tanımlayan yazar, çevirmen ve mütefekkir Cemil Meriç, 12 Aralık 1916'da Hatay / Reyhanlı'da doğdu.

Cemil Meriç’in kaleme aldığı "Bu Ülke”, ilk baskısı 1974’te Ötüken yayınları tarafından yapılan ve Meriç’in en çok okunan kitabıdır.

Cemil Meriç, Bu Ülke’de aslında Türkiye’nin meselelerine değinmiştir. İlk sayfalarında uzun uzun kendi hayatını, yaşadıklarını, çektiği sıkıntıları anlatmış ve söylemek istediklerini de olaylar üzerinden giderek anlatmıştır.

Meriç, Türk aydınının Batı karşısında içerisine düştüğü aşağılık kompleksinin zararlı neticelerini, insan beyninin iki yarım küresi olan Doğu ve Batı’nın gerçekte bir bütün oluşturduğunu, dar ve ön yargılı düşünmeyi bir kenara bırakmanın fikir hayatımıza zenginlik kazandıracağını ifade etmiştir.

Avrupa medeniyetine istihalenin ham bir hayal olduğu ve bir medeniyetin diğerine istihale edemeyeceği, ancak malzeme alabileceği, Türkiye’de kendi köklerine sahip yeni bir neslin yetişmesinin Osmanlıca, Arapça ve Farsça öğrenerek irfan hazinelerini, öte yandan bir Avrupa dili öğrenerek hür bir şekilde Batı’yı tanımakla mümkün olacağı vurgu yaptığı diğer görüşleri arasındadır.

Toprağını kaybetmek; hangi Türk aydınına "Biz neyi kaybettik?” diye sorsanız, "Topraklarımızı kaybettik” cevabını alırsınız. Ama aynı soruya Cemil Meriç’in vereceği cevap şudur: "Türkiye ruhunu kaybetti. Toprak mı? En değersiz şeyimizdir belki de… En değersiz şeyimizi kaybedince, her şeyimizi kaybettiğimizi anladık!”

Cemil Meriç, Türkiye’nin 200 yıllık modernleşme sürecinin kaçınılmaz çelişkisini; "Batının sömürgesi olmamak için Batılılaşmak” olarak tanımlar. Batılılaşmak, ama nasıl? Yüzyıllardan beri didinmesine rağmen, Batılı olmayı becerememiş bir ülke. Hafızasını ve geçmişini kaybeden bir ülke, nasıl Batılılaşabilir? İşte bu yüzden Cemil Meriç, arafta kalmayı tercih eder ve "Zaten araf, ayaklarını yere basamayanların yurdu değil midir?” der.

Cemil Meriç, düşünce özgürlüğünü ilk gençliğinden itibaren hiç taviz vermeden savunur. 1956’dan itibaren Türkiye’nin önünde açılan yeni imkanlar, ona göre son derece değerlidir. Çünkü Türkiye, Batı kültürünün sömürgesi olmaktan, ancak düşünce özgürlüğüyle kurtulabilirdi. Çünkü Türkiye, kendisini mazisine bağlayan limandan demir almış bir ülkeydi.

Türkiye’yi, bir daha geri dönmemek üzere yola çıkmış bir gemiye benzetiyor ve şöyle diyordu: "Ne Batıyı tanıyoruz, ne de Doğu’yu. En az tanıdığımız ise; kendimiz. Müslümanlılığından, Doğululuğundan, Türklüğünden utanan, tarihinden utanan, dilinden utanan şuursuz bir yığın haline geldik. Bütün Kur’anları yaksak, bütün camileri yıksak, yine de Batılının gözünde; haçlı seferlerinin yalın kılınç tekbir getiren askerleriyiz.”

Ömrünün sonlarına doğru Cemil Meriç’in günleri, hastane sıralarında ve doktor muayenehanelerinde geçer. Birkaç ameliyat geçirir. Ancak ne yapılırsa yapılsın, sonuç değişmez. Gözlerinin birisinin retinası çatlaktır. Öbürü ise katarakt sonucu perdelidir. Doktoru; tıbbın o günkü imkânlarıyla gözlerinin tekrar görmesinin mümkün olmadığını söyler.

Cemil Meriç, kendi üslubu ile tarif eder gözleri: “Görmek yaşamaktır, vuslattır görmek… Görmek, sahip olmaktır. Mevsimler, bütün işveleriyle emrindedir. Renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Çiçekler onun için açılır. Şafak onun için parıldar. Gutenberg, matbaayı onun için icat etmiştir. Şehrin bütün kadınları, onun için giyinip süslenir. Çocukların tebessümü, onun içindir.”

Sonrasında, çeşitli hastalıklar geçirir ve 13 Haziran 1987’de hayata gözlerini yumar.

Kitaptan Bazı Alıntılar

"Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?”

"Ben, herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yeni ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat;“Her düşünceye saygı.”

"Cemiyetle beraber hakikatler de gelişir. Tek tehlike, bunu kavramamak, kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. Bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesi.”

(Alıntı / Ömer YILMAZ)