sasonarsiv @ gmail.com

 

 

“Muhterem cemaat, çocuklarımızı camiye getirelim ama dikkat edelim cemaati rahatsız etmesinler. Onlara sahip çıkalım.”

Hem çocuk hem camiye gelsin hem de muhterem cemaati rahatsız etmesin… fizik kuralları değişti de haberimiz mi yok?!

Ayrıca, sahip çıkalım derken, ne yapalım mesela? Mahkum gibi sessiz ve hareketsiz duracaksa neden camiye gelsin ki çocuk?

Mübarek Ramazan ayının en klasik kavgalarından biri de hususan yaşlılarımızın, camilerde çocuklarla olan kavgasıdır. Eee haksız da değiller hani. Yıl boyu her vakit namazında camiye gelen kendileri; bir tek Ramazan ayında camiye gelen birkaç velede mi bırakacaklar camilerini(!)

Ne güzel, sessiz sessiz yerine getiriyorlardı ibadetlerini. Koskoca cami, üç beş ihtiyar arkadaş, huzurlu bir şekilde eda edilen namazlar… Ya şimdi!

Şimdi ise çocuklar arka saflarda kikir kikir, ne okuduğunu bilmiyor adamlar, ne yapsın.

En iyisi çocukları camiye getirmemek(!)

En iyisi bu da nasıl söylemeli şimdi insanlara?!

Amaaan dert ettiğin şeye bak. Onlar çocuğun camiye gelmesine mi karşı  canıııım! Gelsinler, gelsinler ama bir köşede sessizce oturup namazlarını kılsınlar. (Hâlbuki sessiz sessiz durmak çocuğun fıtratında yok.)  Hem onlar ne diye uyarsın, hoca var, ona söylerler o halleder, uyarır ilgilileri…

Değerli dostlar, işte o ilgililerden biri de benim.  Bu Ramazan, ellerinizden öper, benim üç yaşındaki çocukla teravihe gideriz. (Ha bu arada sadece teravihte değil; fırsat buldukça vakit namazlarına da gideriz. Yani az biraz muhterem cemaat sayılırız biz de)

İlk günler malum çocuklar doldurur camileri. İki, üç derken yavaş yavaş azalır ve yedinci günde çoğu gelmez olur. Bir kısmı bir hevesle gelir, bir kısmı arkadaşlarıyla eğlenmek için… Ama bir kısmı da gerçekten camiyi sevdiği ve büyüklerine özendiği için gelir.

Çocuğun doğasında var. Koşar, eğlenir, güler… Ne var yani camide kikir kikir gülmüşse? Namazımız mı bozulur; yoksa sevabı mı azalır?

Maatteessüf bazı yaşlılarımız bu konuda pek duyarsız davranırlar. Yıl boyu şahsi mekân olarak(!) kullandıkları camileri bir aylığına olsun çocuklarla paylaşmaya yanaşamazlar. Kızarak, bağırıp çağırarak, ters ters bakarak ilk birkaç günde hepsini uzaklaştırırlar camiden.

Bizimki ve bir iki küçük çocuk bugüne kadar pes etmeyenlerden. İftardan sonra tutturur “baba camiye” diye… Sonra da koşturur durur camide, bazen bizi taklit eder, namaza durur; baze de kikir kikir arka safta…

İşte yazının başındaki sözler, muhterem cemaatin bazı üyeleri tarafından hocaya söyletilen sözler. Muhatap ise ilk etapta biziz.

Asıl ironi bu değil tabi. Vaazın sonunda hoca şu ibretlik sözleri söylüyor:

“Muhterem cemaat, bugünkü konumuz ‘ana-baba’ hakkı ama maalesef camimizde gençler yok. Ah şimdi 20-25 yaşlarındaki gençler burada olacaktı da onlara ana baba hakkının önemini anlatacaktım.”

Muhterem cemaatte çeşitli homurdanma ve işaretlerle onaylama belirtileri…

O anda ayağa kalkıp bağırmak istedim. Elbette yapmadım. Camide kavgaya mı sebebiyet verelim…

Ama şimdi iki üç gündür içimde tuttuğum o sözleri, mübarek aya veda ederken, buradan bağırmak istiyorum:

“Ey muhterem cemaat ve değerli hocam, şimdi siz üç beş yaşındaki bu sabileri; sekiz on yaşındaki yeni yetme çocukları bir vesileyle camiden def ederseniz; onlar yirmi yirmi beş yaşlarına geldiklerinde camiye gelirler mi?

Allahtan korkun, camilerden kaçırdığınız her çocuk ya mafyanın elinde sokaklara ya da PKK, FETÖ gibi kötü niyetli yapıların eline düşmeye aday olmaz mı? Ne var yani siz namaz kılarken onlar gülüşseler arka saflarda? Ne var yani siz huzurla namaz kılarken onlar biraz huzursuzluk çıkarsa gerilerde? Ne var ha ne var!!!

Alın size son bir soru: Benim çocuğum sizin bu tavrınızdan dolayı camiden ve dinden soğursa Allah korusun, huzurla kıldığınız namaz bu vebali karşılamaya yeter mi?”

Değerli dostlar, ümmetin içinde bulunduğu vaziyeti ve gençliğin dine bakışını çocukken cami ile olan ilişkisi belirler. Cami ümmetin merkezi olmalı, herkesi kucaklamalıdır. Oradan uzaklaştırılan her birey büyük bir kayıptır.

Çocukluğunda camiye gittiğini, birilerinin ona kızması sonucu bir daha gitmediğini anlatan nice azılı din aleyhtarı biliyorum. Ne olur kendimize gelelim. Bu konuda örneğimiz olan Peygamber Efendimizin (sav) rehberliğinden ayrılmayalım.

Kaynaklar, o kutlu Peygamberin, torunu kucağında iken namaza geldiğini, çocuğu bırakıp namaza durduğunu, secdede iken çocuğun sırtına binmesi üzerine secdeyi uzattığını; kızlarından Zeyneb'in (rah) kızı Ümâme'yi namazda omzuna aldığını naklederler. Yine torunları Hz. Hasan ile Hüseyin’in, o namaz kılarken sırtında oynadıklarını anlatırlar.

Fatih Sultan Mehmed’e nispet edilen ama tam olarak kaynağını belirleyemediğim şu sözler aslında ne kadar anlamlıdır: “Camide namaz kılarken arka saflarda gülüşen, koşturan çocuk sesleri yoksa, gelecek nesiller adına korkun...!”

Siz bilirsiniz gayrı. İstiyorsanız çocuklar camiye gelmesin(!) Siz de güzel güzel namazınızı kılın ey muhterem cemaat.