ajanskamu @ gmail.com

Ahlak, adalet ve özgürlük davasından daha yüce daha mukaddes bir dava bilmiyorum.

Bu dava, insan olarak şeref ve haysiyetimizi muhafaza etmeyi, dünya dediğimiz bu yerde geçici bir süre bulunuşumuzu anlamlı, değerli bir zamana dönüştürmeyi mümkün kılmasının yanı sıra vazgeçilemez bir sorumluluktur aynı zamanda.

Hak ve hürriyetlerin güvence altına alındığı, hiç kimsenin ‘güvercin tedirginliği’ ile yaşamaya mecbur bırakılmadığı adil, özgür  bir Türkiye …

İş ve işlemlerin şeffaf, öngörülebilir ve hukuka uygun bir biçimde gerçekleştiği kimsenin mağdur edilmediği kimseye ayrıcalıklı davranılmadığı bir Türkiye…

 

Selam yurdu olan bir Türkiye…

Böyle bir Türkiye için siyaset yapabilirsiniz, dernekleşebilirsiniz, sendikal mücadele verebilirsiniz; yazabilirsiniz, okuyabilirsiniz; insanî yardım faaliyetlerine ağırlık verebilirsiniz; bulunduğunuz her mekanda bu amaca uygun bir adım atabilirsiniz….

Pek çok şey yapabilirsiniz; ne var ki bir şey yapamazsınız!

O da yaptığınız şeyin ebedî olarak aynı amaca hizmet ettiğini, yeterli olduğunu düşünmek ya da “Filanca o işi yapar! Harika yapar! Muhteşem yapar! Alkış!”, diyerek kenara çekilmek…

İşte bunu yapamazsınız, bunu yaparak bir şey yaptığınız iddiası sadece sorumluluktan değil kendinizden de kaçmaktır!

Her gün yeniden verilmesi gereken bir sınavdır bu ve insan olarak hepimiz hesabını kendisinin vereceği bir sınavdayız.  

Şimdi, yazıda dava kelimesini kullandım;  ama artık bu tür kelimelere gülünüyor maalesef!

Evet; ahlak, erdem gibi kelimelere gülünüyor artık!

“Hayır gülünmüyor!”, deniliyorsa Nietzsche’nin dediği gibi; “Durumumuz daha kötü o zaman! Demek ki ikiyüzlülük yapılıyor!”

***

Özgürlüğün bedeli ebedi teyakkuzdur

İsmi Türkçeye ‘Saygın Vatandaş’ olarak çevrilen 2016 yılı Arjantin yapımı ‘El Ciudadano Ilsustre’ filminde, filmde başrol  Nobel Edebiyat Ödüllü bir yazar olan Daniel Montovani’dir. Montovani filmin bir yerinde şöyle der:  “Afrika’da vahşi bir kabile vardı. Bu kabilenin dilinde “özgürlük” sözcüğü yoktu. Çünkü onlar zaten özgürdü.”

Ahlak, adalet, özgürlük vurgusu esasında bunların varlığı ile ilgili değildir; tam aksine yokluğu ile ilgilidir. Altı çizilen, öne çıkarılan, vurgulanan ne varsa sahip olduklarımızı değil sahip olamadıklarımızı imler.

Yazdığı distopya ile alışılagelmiş distopyalara meydan okuyan Aldous Huxley’in kendisiyle kitabı üzerine yapılan bir söyleşide söylediği gibi; “Özgürlüğün bedeli ebedi teyakkuzdur.”

Söylemeye bile gerek yok ama; ahlakın da adaletin de özgürlüğün de bedeli ebedi teyakkuzdur!

Bu değerler bir kez ele geçirildiği takdirde kıyamete kadar onlar için başkaca bir mücadele vermenizi gerektirmeyecek türden değerler değildir. Her gün inşa edilmesi gereken, mücadele edilmesi gereken değerlerdir.

Tarihin bir döneminde ahlaki üstünlüğe sahip olmanız nasıl sizin için her şart ve koşulda ahlaki üstünlük garantisi anlamına gelmiyorsa taraf olduğunuz değerleri sıralamak da şimdiki zaman kipinde o değerlerin ne kadar yakınında olduğunuza dair bir şey söylemiyor.

Çünkü her sözün sınandığı bir eylemlilik sahası var. Ve sağlama yapmak için tüm deliller elde!

***

Hiç kimseyi aldatma, kendini bile!

Peki bir zamanlar teyakkuzdaydık, hikayesini bugüne uyarlayamayanlar. Yorulanlar, yoldan çıkanlar. Onların bu halini gördükleri halde kafasını kuma görüp ıslık çalanlar…

Camiamızda bazı yapılar görüyorum… Kurum ve kuruluşlar… Dünün hikâyesi üzerinden bugünün şarkısını söylemeye çalışıyorlar…

Tamam da dünün koşulları neydi, bugünün koşulları ne?

Sizin söyledikleriniz ne? Yapıp ettikleriniz ne?

Varlığınız umut mu kahır mı?

“Herkes kendisinden firardadır” diyen de Nietzsche’ydi.

Birilerinin varlığını, kendi varlıklarına dair bir işaret göstermemenin mazeretine dönüştürenler; bundan daha iyi tarif edilemezdi.

Sorumluluk kaçkınları; bundan daha iyi anlatılamazdı.

Menfaat şebekeleri içinde akıp gitmek yerine, mevki ve makam putuna sarılıp yatmak yerine;  ahlak, adalet ve özgürlük için siperlerinde teyakkuzda bekleyenleri yalnız bırakanlar; bundan daha iyi anlatılamazdı!

Sorsanız 1000 tane mazeretleri vardır. Evet mazeret tıpkı bir insan uzvu gibidir ve her insanda vardır!

Ne var ki; insan kimseyi aldatmamalı, kendini bile!