cvtykgm @ gmail.com

ÖLMÜŞÜZ DE AĞLAYANIMIZ YOKMUŞ

          İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır diyen atasözünün diğer bir dünya atasözümüz gib ne kadar değerli olduğunu yeniden keşfetme zamanı gelmiş değerli okuyucularım. bu söz aslında çok büyük bir toplumsal terbiyeyi de getirmektedir ya anlayana. Önce aynaya bak sonra başkalarını irdele demektir ki aksi halde sözün itibar görmez be kardeşim demektir özetle.

          Rahat ettikçe beğenmemeye başlayan bir toplum olmuşuz nice zamandır. İyi de kimseyi beğenmeyen bir kişi nihayetinde sadece kendini beğenmiş bir kişiye dönüşüvermeyecek midir? Zaman öyle bir güce sahiptir ki kişi zamanla ne kadar değiştiğini ve neye dönüştüğünü fark edemez hale gelir onun sayesinde. Öyle bir hale gelir ki artık her cümlesi eleştiri, şikayet ve hatta isyan dönüşür de bu kalabalık içinde asıl işinin ne olduğunu unutuverir.

          Neredeyse Cumhuriyet kurulalı beri ilk defa bu kadar rahat etmişken durmayız tabi… İrdeleyeceğiz, beğenmeyeceğiz, kendi arkadaşlarımıza hatta daha düne kadar aynı sofrayı paylaştıklarımıza yüksek yüksek makamları yakıştırmayacaktık. Dört hatta kare kökünü alarak on altı gözle bir hata yapmalarını gözledik. İlk fırsatta ne yapıp edip o arkadaşımızın oturduğu koltuğu hedeflemekten asıl oturduğumuz yada işgal ettiğimiz yerlerin gerektirdiği sorumlukları unutup hatta ihmal edip ağız suyu akıtır olmak ne kadar acıdır.

          Herkes memnun işinden, gücünden, eşinden, aşından ve hatta en çok ta kendinden…

          Vicdan hep bir şeylerden mahrum bırakılanlarda çalışıyor nedense. İstediği makama gelemeyen ya da bir şekilde kenarda unutulan ya da bırakılanların akılları, fikirleri inanılmaz çalışıyor tıpkı vicdanları gibi. Siyasette de bu böyledir. Sivil toplumda da böyledir. Yıllarca yediği içtiği ayrı gitmeyenler ters düşünce diğeri inanılmaz bir şekilde kötü oluverir ve hemen kirli çamaşırlar ve iftiralar ortalığa saçılır.

          Ama bu her nedense hep sızlanma ve şikayet amacına matufen kullanılır de kimse gerçekten ne yapılması gerektiği ile ilgilenmez. Nerede olursanız olun orası ve yaşadığınız hayat size Allah’ın bir lütfü ve imtihanıdır. Yapmanız gerekenler varken sızlanmak acziyettir. Çalışmak kavi olmaktır. Sadece çalış yeter ki hakkını ver olduğun yerin en azından hesap verebilir olası / kalasın derler adama.

          İktidar olmanın insanımızı değiştirdiğinden bahsedilirken sadece söz edenin kendisi unutulmuyor eskiden ve farklı camialardan iktidara gelenlerde yaşanan değişikliler de unutuluveriyor. Sanki daha önce iktidar olanlar bu türden sıkıntılar ve davadan kaymalar vaz geçişler ve dönüşümler yaşamadı. Yaşadılar hem de en alasını yaşadılar. Beraber kamplarda eğitim almış bir çok sol kökenli kişinin zamanla patronlaştıkları ve değme kapitalistlere taş çıkarttıkları çok konuşuldu memlekette. İktidarın nimetleri olduğu kadar böyle toplumsal dönüştürmeler dolayısıyla ahlaki çözülmeler de yaşanmıştır her kesimde doğal olarak.

          Çünkü İnsan doğası fikre göre değişiklik arz etmiyor. Her düşünceden insan kadın, para, makam gibi bir çok imtihanı yaşarken kaybedebiliyor. Burada acı olan ise yine her kesimde olduğu gibi işbaşında olanların vicdanlarını tatile uzak diyarlara gönderiyor olmaları. Buna karşın işten el çektirilenlerin de ne yapıp edip çirkinleşerek ha babam de babam iş başında olanların paçasından çakiştirmeleri olmuştur. Ve maalesef bunu adalet adına ve vicdan adına yapıyor olduklarını sanmalarıdır.

          Siyaseten bir ya da iki dönem vekil yapılan birisinin patisine yaptığı eleştiriler kendi üye olduğu dönemde de var olduğu halde aday yapılmadıktan sonra söyleniyor olunca vatandaşın da dikkati dağılıyor doğal olarak. Bu ve benzer durumların en büyük sebebi ise bu mahrum bırakılmış sendromunu doğuran sahip olunan makamın elden kaçmasından korkulmasıdır bireysel olarak. Mesela çok akıllı bir adam beklentisi olan bakanlığı eleştirmez. Ya da dozunda ve bak ha beni görmezseniz daha alasını da yazarım (!) güzellemesidir.

          Kendisi başında olsa orada hizmet eden kadar dahi başarılı olamayacak bir çok kişinin beylik laflarla eleştiri dizdiğine şahit oluruz da bir çoğumuz bu hakikati o arkadaşımıza nezaketen dahi söylemeyiz. Ama lisanı münasiple ifade edilemlidir. Kişi bu konuda uyarılmadığı zaman herkes sorumludur. Eline kalemi alan bizim kesimde bir çok kişi haksız eleştiriye bile vardırıyor işi maalesef.

          Bu tür yazıların bir tek istisnası var benim nazarımda. O da İbrahim Tenekeci. Gerçekten modern bir derviş hatta bir öncü şahsiyet edası ile bize hakikati tatlı talı anlatıyor bizi tekrar BİZ olmaya davet ediyor. Öyle kibar ifadelerle o kadar kötüleşmiş / kötürümleşmiş dertlerimize dokunuyor ki sanırsınız toplumsal hasta bakıcınız profesyonel parmak uçları ile size şifa dağıtıyor. İsteyenin ihtiyacı kadar aldığı doz çerçevesinde istifade ettiği nasihat yazılarında kalp kırmadan her hangi bir zarar ziyan oluşturmadan tereyağından kıl çeker gibi dokunuyor yüreklere ve ruhlara…

          Netice itibariyle kimse mükemmel değildir. Hiç bir nizam İslam Nizamı gibi dört dörtlük değildir. İşte şimdi can alıcı noktaya geldik. Nizam bu gün ki gibi değil de şeri şerif ile idare olunan Osmanlı gibi bir zamanı / zemini yaşıyor olsaydık kaç kişi o mükemmel nizamı kabul edip ayak uydurabilecekti merak ediyorum doğrusu. Bu şartlar altında galiba çok sayı çıkmaz gib duruyor.

          İşimize ve içimize çok ama çok özen göstermeliyiz ve onları tertemiz ve canlı tutumalıyız. Eskilerden bizim büyüklerimizin bize öğrettiği çok değerli bir söz le veda edelim…

          İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.

          Vesselam

          Cevat YEK

          12.09.2018. 01:20

          Not: Bir arkadaşım uzun yazdığımdan şikayet etti de onun için olabildiğince yazılarımı kısaltmaya çalışıyorum. İnşaallah herkes memnun olur. Yeter ki okuyun değerli okurlarım...