aygunmustafa2 @ gmail.com

Eskiler vermek istedikleri mesajları hikayelerin içine saklarmış. Bilim adamları ise deneylerin içine saklıyorlar. Böylelikle herkes hayal gücü nispetinde nasipleniyor. Benim üniversitede okuduğum yıllarda davranışçı ekol Türkiye’de oldukça revaçtaydı. Pavlov, Thondike, Skinner, Watson’un deneylerinden çıkardıkları kavramları ve deneylerin sonuçlarını adımız gibi ezberlemiştik.

Davranışçılar çoğunlukla hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerinden uyarıcı, tepki, koşullanma, ödül, ceza, pekiştireç, dönüt vb. kavramlar geliştirmişler ve boş levhaya benzetilen insanı, uygun yöntemlerle istenilen şekle sokabileceklerini iddia etmişlerdir. Sonradan insan üzerinde çevrenin ve genlerin etkisi üzerinde yoğunlaşmış, karşı teoriler geliştirilmiş olsa da davranışçıları tamamen yabana atmanın doğru olmadığını gösteren çalışmalar süreç içerisinde ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmalardan bir de Daniel Kahneman’ın “soğuk su” deneyidir.

Beklenti Teorisi’ni, Amos Tversky ile birlikte kuran iki deneysel psikologdan biri olan ve 2002 yılında Nobel ödülü alan Daniel Kahneman, gönüllülerden oluşan bir gruba üç aşamalı bir deney yapıyor. Deneyin “kısa deneme” olarak adlandırılan etabının süresi 60 saniyedir. Bu etapta katılımcılardan, bir dakikalığına 14 0C sıcaklıkta su dolu bir kapta tutmaları istenir. Bu ısı seviyesi, deneklere acı vermese de rahatsız edebilecek soğukluktadır. Süre bitiminde deneklerden ellerini kaptan çıkarmaları söylenir. Altmış saniye sonra deneyin ikinci aşamasına geçilir. Bu aşamanın süresi ise 90 saniyedir. “Uzun deneme” olarak adlandırılan etapta deneklerden diğer ellerini yine 14 0C sıcaklıkta başka bir su dolu kaba yerleştirmeleri istenir. Ancak altmış saniyenin sonunda kaba katılımcılar görmeden sıcak su ilavesi yapılır ve ısı 15 0C’ye yükseltilir. 30 saniye daha beklendikten sonra ellerini sudan çıkarmaları istenir. Kimi katılımcılar deneye “uzun deneme” etabı ile kimisi ise “kısa deneme” etabı ile başlamıştır. Her iki grup, deneyin kendileri için ikinci etabını tamamladıktan yedi dakika sonra, deneyin üçüncü etabına geçirilmiştir. Bu etap, düğümün çözüleceği etaptır. Katılımcılardan, ilk etaptan birini seçerek deneyi tekrarlamaları istendiğinde, ikinci denemenin son 30 saniyesinde ağrılarında bir miktar azalma olduğunu bildiren deneklerin yüzde sekseni, 90 saniyelik deneyimi tekrarlamayı seçmiştir.  Başka bir deyişle, 30 saniye daha acı çekmeyi gerektiren seçeneği.

Gelelim sadede.

Yaşadığımız olaylar sonrası süreçlerde, deneyimleyen benliğimiz ve hatırlayan benliğimiz devreye girer. Deneyimleyen benlik, olayın içinde yaşayan şu andaki "siz" dir. Ancak sürecin bütünü ile ilgili pek bir şey hatırlamaz. Deneyimleyen benliğimiz açısından rahatsız edici bir deneyime, daha az rahatsız edici bir deneyimi ekleyerek süreci daha katlanabilir hale getirmek mümkün değildir. Bu yüzden deneyimleyen benliğimiz için kısa deneme daha iyidir. Hatırlayan benliğimiz ise tarihi yazan "siz" dir. Ayrıca geleceği planlarken danışılan hatırlama benliğidir. Seçimler, geçmişte neler olduğunun hatırlanmasına dayanarak yapılır. Hatırlayan benliğimiz can alıcı noktaları ve sonuçları kullanarak hikayeler uydurur. Sadece zirve (en iyi veya en kötü an) ve deneyimin sonu kaydedilir.

Okullarda aşı sonrası şeker, gofret dağıtılması bu yüzden çok etkilidir. Bu son dakika golü iğnenin acısını olumlu hatıraya dönüştürür. Aynı durumu, acı veren bir görev sonrası hayvanlara şeker, et verilen sirklerde de gözlemleyebilirsiniz. Doğum yapan kadınlar bu duruma çok uygun bir örnektir. Doğum sırasında kadınların, yaşadığı acıyı hatırlamaları durumunda hiçbir kadının ikinci doğumu yapmayacağı söylenir. Ancak doğum sonrasında hormon sistemi devreye girer ve ağrıyı azaltan, mutluluk hissi veren kortizol ve beta-enderfon hormonları salgılar. Bu durum bebeğe duyulan sevgi ile birleşince doğum acısı mutlu bir anı olarak hatırlanır. İsveç’te doğumdan iki ay sonra kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar bir önceki cümlede belirttiğimiz gerçeği doğrulamaktadır.

Olayı öğrenci, öğretmen boyutunda irdeleyerek somutlaştıralım. Diyelim bir hoca öğrencilerine yazılı sınavda zorlayıcı sorular sorsun. Ancak yazılı sonrası öğrencilere yüksek puan versin. Öğrenciler aldıkları puanı görünce zorlu süreci ve aldıkları puanın ortalamasını alarak süreci hatırlayacaklar, derse ve hocaya karşı olumlu duygular besleyeceklerdir. Diğer bir hoca ise öğrencilerin ödevlerinde olmaması gereken hatalar bulunduğundan, ödevleri beğenmeyip düzeltmesini istesin. Öğrencilerde yeniden ödevleri üzerinde çalışıp çabalayarak düzeltip hocaya tekrar göndersin. Hoca da ödevleri vasat görerek puanlama yapsın. Öğrenciler bu durumda hem olumsuz sürecin ve hem de puanın ortalamasını alacak ve hem hocaya hem de dersine karşı olumsuz duygular geliştireceklerdir.

Kahneman karar verme biçiminde "hatırlayan benliğin zulmünden" bahseder. Deneyimler değil, anılar yaratma işindeyiz. Yukarıdaki örneğe göre devam edilirse hatırlayıcı benlik kötü kısmı ve sonucu esas alacak ve karar süreçlerini etkileyecektir. Bu yüzden sonucu ortalamanın üzerinde tutmakta fayda vardır. Davranışçıların dediği gibi ödül davranışı pekiştirir.