ipekli65 @ gmail.com

Şimdi diyorum ki, sokağa çıkıp yüz kişiye sorsak: “Dinlenmek için ne yapmak lazım?” İkinci yüz kişi ise "Dinlemek ile dinlenmek arasında bir ilişki var mıdır?"

İlk yüz kişi, dinlenmek için şöyle sırt üstü uzanmak, yatmak veya uyumak; ikinci yüz kişi ise dinlemek ile dinlenmek arasındaki ilişki için “ne alaka” derdi değil mi?

Doğrusu bu cevaplara yanlış diyemem.

O zaman günlük koşuşturma içinde ne yapmalı da dinlenebilmeliyiz?

Daha doğrusu nereden çıktı bu dinleme / dinlenme meselesi?

Dinleme Türkçemizin dört ana unsurundan biridir. Hatta en önemlisidir. Çünkü okumayı öğrenmeden de dinleyebilirsiniz ancak dinlemeden anlayamaz, anlamadan dinlenemezsiniz.

Bu dört unsuru esas olarak Okuma, Dinleme, Anlama, Anlatım (ODAA) olarak tanımlamak mümkün. "Oda"nın özel bir mekân olduğundan söz etmeye bile gerek yok. İşi, “o da” ya götürürsek formülün önemi daha büyür. Hele hele “o daaa” derseniz meramınız tam manasıyla anlaşılır.

Bir işyerinde olduğunuzu varsayın. Karşınızdaki ile konuşmaya çalışıyorsunuz. Konuşmaya çalışıyorsunuz çünkü karşınızdaki sizi dinlemeyi bırakın yüzünüze bile bakmadan konuşuyor da konuşuyor.

Bu durumun Türkçe’nin tüm kurallarına aykırı olmasını bir kıyıya koyun, hakkınızda söylenenler, adab-ı muaşeret kuralları vs vs vs...

Atalarımız bu konuda tarihimizin derinliklerinden gelen duygularını “Bin dinle bir konuş!” diye özetlemiş.

İyi de bundan bana ne mi, dediniz.

Olmadı o zaman. Niye, dinlerken dinlenme fırsatını kaçırdınız.

Dinlemeyen dinlenemez. Dolayısıyla dinlemeyene tepki oluşur. Bu durumda tepki alan birey kanaatimizce önce kendini yargılamalıdır. Niçin tepki var bana diyebilmeli, sonra da karşısındakini dinleyip dinlemediğini sorgulamalıdır. Kısaca dinlerken dinlenebiliyor muyum diyebilmelidir.

Bakın o zaman hayat ne kadar güzelleşiyor. Bakın o zaman hayatta ne kadar büyüyor, çoğalıyorsunuz.

Bir de “Eli işte gözü oynaşta.” misali dinliyormuş gibi yapmak var. Bir yandan bilgisayarda oyalanırken öte yandan he, hı gibi cevaplar vermek yani.

Şu Türkçemizin en önemli unsuru olan dinlemeyi bilmeyenler bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olurlar. Her söze, herkese verecek bir cevabı vardır bunların. "Her aşa maydanoz olmak!" sözü bunlar için söylenmiş olmalı.

Bir başka açıdan konuya yaklaşmak gerekirse, “küslüklerin, nizaların, kavgaların, kazaların, cinayetlerin” bir önemli nedeni de dinlememektir. Çünkü dinlememek tahammülsüzlüğü de beraberinde getirir. Tahammülsüzlük ise telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkarır / çıkarabilir.

Dinlememek aynı zamanda insanı mahcup da eder. Dinlemeyince sinirlenirsiniz. Sinirlenince hiç dinlemez, farkında olmadan kırıcı olursunuz. Üstelik kırdığınızı da fark etmezsiniz. O anı hatırlamazsınız bile.

İkaz edenlere, “Ben öyle bir şey demedim.”, “Benden bunu bekler misin?”, “Aaa, deli miyim ben!” der durursunuz. Zeytinyağı gibi üste çıkmak da cabası. Oysa yanınızda üçüncü bir şahıs vardır ve onun olduğunu fark ettiğiniz de çoktan iş işten geçmiş olur.

Bir de “Kendi söyler kendi dinler…” meselesi var.

Uyarmadı demeyin, dinleyemiyorsanız arpa ektiğiniz tarladan buğday kaldırma hevesine kapılıp komik duruma düşebilirsiniz.

Üzücü!

İyi de kimler kimi dinlemez / dinlemek istemez.

Gözünüzü kapatıp bir kaç saniye düşünün.

Anladım; anne / baba çocuğunu, öğretmen öğrencisini, amir memurunu, patron işçisini, usta çırağını, eşler birbirini, gençler yaşlıları, zengin yoksulu, mülk sahibi kiracıyı... dediniz.

Desenize toplum olarak dinle(n)mekten epey uzağız.

Yazık!

Şimdi hesap sorduğunuzu düşündüm bir an.

Bence de, eğitim sistemimiz, hatta ezberci eğitim sistemimiz, maalesef iyi yetiştirilemeyen dayatmacı öğretmenler, öte yandan muktedirler.

Yine öğretmen dedi dediniz. Evet, çünkü dinlemeyen öğretmenin öğrencisi de dinlemez.

Çokça gözünüzü kapatmanızı istedim biliyorum ama şimdi de bir sınıf ortamı hayal edin.

Kürsünün başında bir öğretmen. Karşısında hayaline bile yetişemediği pırıl pırıl çocuklar. Bir anda "Dinleee!", "Ayşeee...", "Dinle dedim ya!" sözleri.

Neyse, kritik soru, daha doğrusu kritik sorunun cevabı şu: "Vallahi ben de..."

Konuşmanın bastırıldığı / yasaklandığı toplumlarda dinlerken dinlenmeyi bırakın dinleyenin her samimi davranışı saflık olarak algılanıyor ya, kahroluyorum.

Bu yüzden sözü çok uzatmaya gerek yok ama; "Siz, günlük yoğunluk içinde kendinden uzaklaşan siz, yine de hayatınızı güzelleştirmek mi istiyorsunuz, dinlenin; dinlenmek için daha çok dinleyin. Böylece gereksiz terapilerden kurtulun paranız cebinizde, aklınız başınızda kalsın."