dumanselehattin @ hotmail.com

          Allah katında din İslam’dır. Peki ya kullar, müslümanlar nezdinde?

          Türkiyede yetişen her insan bu ifadeyi her hafta en azından cuma hutbelerinde arapça olarak ta olsa duymaktatır. Ama o dinin ne olduğu hususunda o kadar çok bir diğerinden farklı bilgi var ki ne inanan ne de inanmayan bireyler bunları tefrik edebilme imkanına sahip olamamaktadır. İşin siyasi boyutlarına değinmeden sadece bireysel planda yaşanan travmalara değinmek isteriz.

          Öncelikle kendini müslüman olarak tanıtan kişilerin kendi ihtiyacı olan bilgileri nasıl aldıklarına ya da alıp almadıklarına iyi bakmak gerekiyor. Bazen dini eğtimi aldığını düşündüğünüz insanların bile bir çok meseleden bi haber olduklarına şahit olmak çok sıradan bir şey gibi olabiliyor maalesef. Ne ibadetler konusunda ne muamelat hususunda yeterince bilgi olunmaması ayrı bir dert olup, hayata aksettirilmemesi ayrı bir dert olarak karşımıza çıkmaktadır.

          Çevresinde saygın bir dindar olarak algılanan insanların dahi dini hususlarda yeterince hassas olmadıkları ya da bu hassasiyetlerini yitirdikleri ile ilgili bir çok yazı kaleme alınıyor, vaka tecrübe ediliyor. Bunu asıl sebebi bilgi eksikliği olmanın da ötesinde samimiyet ve hatta zamanla yaşanan ekonomik gelişmeler doğrultusunda önce ki yaşanmamışlıkların veya mahrumiyetlerin acısını çıkarırcasına boş vermişliğin zedelediği kalbi bağlılık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

          Örnek hayat yaşayarak değer gören bir bireyin zamanla değişim ve dönüşümünü dünyevileşmek olarak adlandırmak zannımca yetersiz kalacaktır. Mesele dünyevileşmek olsaydı azgınlaşmak hatta kendini, elde ettiklerini verene şirk koşmak olarak addedilecek davranışların ortaya çıkması izah edilemez hale gelirdi. Dünyevileşmek; kendi imkanları ölçüsünde müsrif olmak ya da bireysel sorumluluğu olan zekat, sadaka vb ihmal olarak tezahür etmeliydi. Sosyal sorumluluklarını ihmal olarak mesela belki de.

          Aksine mesele bunu çok ama çok ötesine geçmiş ve İslami değerlerden zerre kadar haberi olmayan sekülerlerin dahi yaparken vicdanını titretecek işleri içine sindiren bir müslüman toplum ortaya çıkmış vaziyettedir. Nasıl ki iman ile küfür bir arada olmazsa; ibadetle bir diğer insana zulmetmek, hukukunu ihlal etmek bir arada olmamalıdır. İster yukarıdan aşağıya olsun ister aşğıdan yukarı olsun canı yananın haddi aşması alsa kabul edilemez bir durumdur İslamda. Kafirlerle mücadelede bile buna müsamaha olmadığı ayetlerle sabittir. Devletin ve milletin emanetlerine sahip çıkma hissi bu kadar zedelenmemelidir.

         Herkes muhatap olduğu insanlara daha iyi hizmet sunmak adına işgal ettiği noktaları bireyesel heva ve heveslerine bu kadar kolay kurban etme rahatlığına doğru yol alınca yetişen neslin önünde kendisine irfan ve medeniyet rehberliği yapacak erdemli bir toplumun bulunmaması dolayısıyla arayışa girecek hale gelmiştir. Bundan dolayı eylem ile söylem birliği bulunmayan müslüman büyüklerin kendi çocuklarına dahi söylecek sözü kalmamıştır.

          Kaldı ki Islami değerlerin anlatılarak ikna edilmesi düşünlecek türden yeni gençlere ulaşma çabası akıllardan ber heva olmuştur. Elimizde ki nesli hem de kendi ellerimizle itmek suretiyle ötelediğimiz yerde duran Deizm ve Ateizm konusu bizim hem de en acemi olduğumuz bir savaş meydanı açmıştır karşımıza. Şimdi çaresiz elimiz kolumuz bağlı etrafa soru dolu gözlerle bakıyoruz. Ve maalesef kimse ne yapacağını ne yapılması gerektiğini bilmemektedir.

          Beraber aynı yolda yürüdüğü bir kardeşine / aynı siyasi görüşü paylaştığı birisine en ağır ifadelerle suçlama yapan babayı izleyen çocuk kısmen yakınına destek olsa da içten sorguluyor. Ve hatta bazen kendi aile bireyine / aynı çizgide olduğunu düşündüğü bir organizasyon olan diğerinden içe karşı benzer yakıştırmaları da dinlemek zorunda kalabiliyor. Eleştiri değildir kastedilen. Haddi aşan değerlendirmeler, kendi içerisinde kalmayıp dışa dönük bir çatışmayı getirdiğinde sorgulamadan bocalama dönemi hızla geçirerek yeni bir fikri zorlayan bir kopuşu tetikliyor.

          Kendi değerlerine yabancılaşmanın büyüklerden başladığı çok net. Çünkü çocuklarımız henüz öğrenme çağındalar ve onlara manevi değerleri yükleme görevi olan büyüklerdir ve değişerek bozulan onlardır. Çocuklar büyüklerin ayak izlerini takip ederler. Yaşanan zorluklarla beraber yeni nesiller için alternatiflerin arandığı yer medyatik ortamlarda üretiliyor çabucak. Toplumu sürükleyen öncü şahsiyetlerin çocuklarının eğitim ve sosyal ortamları dahi buna pelesenk oluyor. Allah sevgisi, korkusu ile ilgili önemli hikayeler, kıssalar yerine kullar arası mücadeleyi ve menfaat çatışma ve devşirmelerinin hikayesinin gören, gözlemleyen yeni nesil; arayışına, sorgulamasına yeterli cevabı bulamayınca siyaset de dahil olmak üzere büyüklerin önerdiği, örneklik ettiği meseleler hiç bir değeri kalmamış bir kimliğe bürünüyor.

          Ancak; inanç açısından yaşadığı travmanın büyüklüğü o kadar yüksek düzeyde olabiliyor ki bunu uzun süre saklamak ihtiyacı da duyabiliyor. Hem saklayınca hem yanlış adreslerden beslenince mesele gelip Deizm gibi büyük bir sarmalı yoklamaya başlıyor. Sevdiğini söylediği Allah’ın emirlerini kısmen kabul edip kısmen kendine ve zemine uyduran bir müslümanın ne kendi evindeki ne de dışarıda ki bir nesle vereceği her hangi bir yararlı mesaj olmayacaktır doğal olarak. Hatta sırf onun bu ikircikli tutumu yani biraz tevhid biraz şirk aromalı yaşayış dolayısıyla sapmada ki direkt rolu çok daha fazla olacaktır.

          Gelelim yıllar öncesinde insanımıza mana ikliminin önderliğini yapmış olan şahsiyetler ile modern dönemin yaralı ceylanı zamane müslümanalarının kıyasına. Kardeşi için vazgeçen, önemli kazanımlarda diğerini öne süren ve ibadatü taatinde aksama / eksiklik değil ilave zikirlerle gönül aleminde Rabbini hazırda ve hatırda bulunduran, çevresine sadece Allah’ı hatırlatan müslümanlar nereye gitmiştir. Sadece Rabbine daha iyi kul olmak için cem olan ve cemaat olmakla nefsini ve ailesini koruyan müslümanlara ne olmuştur.

         Aslında hala onlardan var ve onlar da bu değişim ve dönüşümden korunmak için mevcut piyasa müslümanları ile belki yan yana aynı camide namaz kılıyorlar ama nafile. Çünkü onlar önemli kişiler değiller. İşlerine yarayacak bir vasıfları yok onların. Onlar hala eskide kalmış ve gerçek hayattan (!) kopuk haldeler. Önemli mesleleri görmüyor onlar. Avantajların ve fırsatların farkında olmadıkları için ve kendi eski hallerine benzedikleri için onlardan uzak duruyorlar.

         Beş vakit camide namaz kılıp sonra da naslı olur da bu zamanda kadınla tokalaşılmaz diye onları küçümsüyorlar. Onların hayırlı işler için istedikleri destekleri küçümseyerek reklamı olmayacak yere hayır yapılmasını önemsiz addediyorlar. Bulundukları çevrede gözlerine fakir insanlar değmediği için yardım edecek kimseyi bulamıyorlar. Aslında aramıyorlar bile. Ver bir derneğe o götürsün sen yorulma.

          Kendisine, dinine, inancına ve hatta müslüman kardeşine ne kadar yabacılaştığının farkında değil, önce kendisini ve ardından ulaştığı imkanlarını Allah’ a şirk koştuğunun farkında olmadan beş vakit te namaz kıldığının (bir kısmının namazı da boşladığı gerçeğini untumadan) şuurunda hiç değil. Sonra da nasıl olur da yeni nesil Ateizm’e merak salar diye kafasını bazen de şişirdiği göbeğini kaşır. Bir derneğe girecekse / gidecekse ileride daha yüksek makama nasıl çıkarım veya vekil ya da bürokrat nasıl olurum hesabının içerisinde iken gelebilecek ecel şerbetinin zamanını ertleme hesapları yapmaktadır.

          Nasılsın sorusuna Elhamdülillah demeyi unutacak kadar ve şükrün nasıl bir şey olduğunu anımsayamayacak kadar verilenlerin kedisinin emeği ve başarısı olduğunu düşündüğünün farkında bile değildir. Bir şekilde kaybedip zarara uğradığında veya ulaştığı nimetlerden mahrum kalınca isyan ettiğinin şuuruna ermekten bile mahrum bırakıldığını anlayamaması ne kadar acıdır. İşte Rabbin ayetleri;

          İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı (Rabbim bana ihanet etti) ” der. Hayır, hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.Mirası hak hukuk demeden yiyorsunuz.Malı aşırı derecede seviyorsunuz. Fecr Suresi. 15-20

          Bu dünyevileşmek değidir. Bu müşriklerin uyarıldığı ahlaktır. Ebu Leheb’leşmektir. Ki onu sahip oldukları kurtaramamıştır. Kız çocuklarınını bedenini toprağa gömen cahiliye insanını sollayarak onların kalplerini, imanlarını gömen çağdaş şirk koşucular olmak hem de müslüman rolü ile…

          Vesselam-u ala menittebal Hüda

          Selehattin DUMAN

          27.05.2019 04.40