yazar2 @ yazar.com

Zulüm 1:

İşim dolayısı ile bulunduğum bir ilkokulda, saat dört sularında etrafta koşuşan öğrencileri görünce, mesainin bitip bitmediğini sorma ihtiyacı hissettim. Okul müdürü, İYEP programı olduğu için öğrencilerin okulda kaldığını söyledi.

Sabah saat 8:300’dan, öğleden sonra saat 15:00’a kadar süren normal eğitimden sonra, öğrencileri okulda tutmanın onların gelişimine nasıl bir katkı sağlayacağını merak ediyorum doğrusu.

İlkokullarda Yetiştirme Programı (İYEP), okullarında yeterli başarıyı göstermeyen öğrencileri desteklemek amacı ile hazırlanmış bir program. Programın amacı ile en ufak şüphemiz yok. Öğrencilerin yararının düşünüldüğü açık. Ancak altı ders saatinden sonra, öğrencileri iki saat daha okulda tutmanın eğitsel olup olmadığını tartışmak zorundayız.

Okul başarısızlığının analizini yapmadan, öğrenciyi yetersiz kabul ederek, ders saati süresini arttırarak başarıya ulaşılacağını hiçbir eğitimcinin iddia edebileceğine inanmam. Bir öğrencinin, yeterli başarıyı gösterememesinin altında; ailevi sorunlar, öğretmenin tutum ve davranışları, mesleki yetersizliği, sınıfın kendine has sorunları (öğrenci sayısının fazla olması, sınıf oturma düzeni, dersin üzenini bozan öğrencilerin bulunması), okulun ve sınıfın fiziki ortamı ayrıca öğrencinin kendinden kaynaklanan durumlar yatabilir. Öğrencinin başarısızlık nedenleri ile ilgili gerekli tespitleri yapmadan, fazladan ders verilerek başarının arttırılacağına inanmak eğitimin temel ilkeleri ile bağdaşmaz.

Öğrencileri, bazı derslerden yeterli başarıyı gösteremiyor diye okulda tutmak, öğrencinin okula olan sevgisini azaltır. Çocuğu okuldan ve öğretmenden nefret eder hale getirir. Bu uygulamanın doğruluğunu savunanlara, mesaileri bittikten sonra iki saat daha çalışma zorunluluğu getirin bakalım verimleri artacak mı, düşecek mi? Yukarıda belirttiğimiz durumların en iyi kanıtı İYEP’e kayıt olan başarısız öğrencilerin kısa sürede programdan ayrılmasıdır. Tabi istatistiki veri hazırlama ve kamuoyu ile paylaşma diye bir kültürümüz olmadığı için, eleştiri oklarından da korunmuş olunuyor.

İYEP’te  sağlıksız olan bir durum da veli zoru ile programa dahil edilen zeki ve başarılı öğrencilerin varlığıdır.  Bu programın amacına aykırı oluğu gibi, öğrencileri, sanatsal, sportif ve kültürel etkinliklere katılmaktan, arkadaşları ile oyun oynamaktan alıkoyuyor. Ayrıca sınıf içinde öğrenciler arasındaki seviye farkını daha da arttırıyor.

Zulüm 2:

İlkokulun birinci sınıfı öğretmen, veli ve öğrenci için oldukça zorlu bir süreçtir. Öğrencinin öğrenme hızına göre dersleri ayarlamak, velilerin olumsuz yaklaşımlarına engel olmak, öğrencilerin motivasyonunu ve öğrenme isteğini canlı tutmak gerçekten bilgi, beceri ve sabır isteyen durumlardır.

Öğretmenlerimizin, öğrencilerini bir an önce okur-yazar duruma getirmek için sarf ettikleri gayreti takdir etmemek nankörlük olur. Ancak, özellikle veli ilgisinin yüksek olduğu, cazibe merkezi okullarda birinci sınıf öğretmenleri arasında, öğrencileri okuma yazmaya geçirmek için anlamsız bir yarış sürüp gitmektedir.

Kısa zaman önce bir öğretmen arkadaşım, böbürlenerek kasımda öğrencilerini okuma yazmaya geçirdiğini anlatması sonrası, hayretle bakmamı, başarısından kaynaklı şaşkınlık olarak yorumladı. Aceleye getirilmemesi gereken işlerin başında eğitim ve öğretim gelir.  Öğrencilere ha bire yeni harfler dayamak, sayfalarca ödev vermek, velileri çocukları ders çalıştırmaya zorlamak eğitim değil işkencedir. Öğretmen baskısı nedeni ile okula gitmek istemeyen, ödev yapmaktan bıkmış, öğrenme istekleri tarumar olmuş çocuklar, sinir hastası olmuş veliler, psikolojik harap olmuş öğretmenler bu sorunlu yarışın yan ürünleridir.

Eskiden okullar yılda iki defa denetlenir, yıllık plana öğretmenlerin uyup uymadığı kontrol edilir gerekli rehberlik yapılırdı. Okulları denetimsiz bırakanlar ileride okuldan, öğretmenden ve dahi kendinden nefret edecek neslin müsebbipleridir.