ajanskamu @ gmail.com

Uluslararası şartların dayattığı mecburiyet sebebiyle tek parti iktidarına son vermek zorunda kalan "halka rağmen halk için" zihniyetinin, 27 Mayıs darbesiyle yeniden dizayn ettiği sistem, 12 Eylül'de tahkîm edildi.

Birbirinden farklı gibi görünen ve aslında uluslararası sistemden bağımsız olmayan darbelerin faili bu yapıların birbirinin devamı olduğununu sonraki yıllarda yaşayarak müşahede ettik.

28 Şubat günlerinde Beşli Çete'nin sergilediği tutum hangi noktalarda eksiğimizin olduğunun da göstergelerindendi.

Zor günlerde yola çıkan Eğitim-Bir-Sen camiası, sonradan aralarına katılan ve nimete talip olan kimi menfaatperest tiplerin, kendi içinde konum ve daha da önemlisi yetki almasını engelleyemedi…

FETÖ sebebiyle olağanüstü günler yaşadığımız doğruydu.

Bürokraside yerli bir damarın güçlendirilmesi gerektiği de malumdu.

Fakat sahada sergilenen kimi tutum ve davranışların vicdanları yaraladığı da ortadaydı.

Bir büyük camia adına toplu görüşmeleri yürüten Ahmet Gündoğdu’nun, daha sonra milletvekilliğini tercih etmesi içinde bulunulan garip halin sembolik bir göstergesiydi.

Gelinen noktada Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi'nin toplu sözleşme sürecinde ortaya koyduğu ya da bundan sonra sergileyeceği tavrın, Ahmet Gündoğdu'nun başlattığı süreç ve tecrübeden bağımsız okunup değerlendirilmesinin mümkün olmadığını da daha sonra yaşayak tecrübe ettik.

Sendika iktidar ilişkilerinin aslında tüm sendikaların ortak problemi olduğu belli bir yaşın üzerindekilerin tecrübesidir.

Farklı sendikalarda da benzer problemlerin yaşanıyor olması, söz konusu duruma meşruiyet oluşturma çabalarını cesaretlendirebilir. Fakat yetkili sendikayı temsilen öğretmenler/memurlar adına iktidar ile toplu görüşme masasına oturduktan hemen sonra milletvekilliği tercihi, karşı mahalle(!) üzerinden meşruiyet arama çabalarının anlamsızlığını bir kez daha perçinlemekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Son dönemlerde sivil toplum örgütleri üzerinden prestij sağlayıp statü atlama çabaları revaçtadır. Fakat özellikle sendikacılığın aldığı konum, çıkar odaklı bu tür yaklaşımlara prim vermeye uygun değildir, olmamalıdır.

FETÖ sonrasında kontrolsüz bir şekilde gerçekleşen hızlı büyümenin ortaya çıkarttığı olumsuzluklara karşı, genel merkezin sistematik bir müdahale geliştirmek noktasında sergilediği acziyet, problemin bir başka boyutudur.

Yaşanan problemlere müdahale etmek yerine devletin resmi kurumlarına havale eden bir anlayışın, neden sendikacılık yaptığı sorusuna kamuoyunu ikna edecek bir cevap araması gerekmez miydi?

Hemen hiç kimsenin dilinden düşürmediği o kutsal dava(!)nın neferleri için turnusol kağıdı işlevi görecek bir yaklaşımın gerekliliği, başta Eğitim-Bir-Sen olmak üzere tüm eğitim camiasının geleceği için büyük bir önem arz etmektedir.

Eğitimciler Birliği Sendikası’nın 6. Olağan Genel Kurulu’na hazırlandığı şu günlerde genel merkez yönetimine aday olacak ekip ya da ekiplere iki önemli noktada görev düştüğü kanaatindeyiz:

Birincisi:

Eğitim-Bir-Sen Başkanlar Kurulu, Eğitim-Bir-Sen yönetiminde görev alan başkanların, başta milletvekillliği olmak üzere tüm üst düzey bürokratik mekanizmalarda sendika yöneticiliklerinin  sona erdiği tarihten itibaren (örneğin) ilk dört yıl görev almayacaklarını bir prensip kararı olarak deklare etmelidirler.

Benzer durum taşra teşkilatlarında da o ilin bürokratik mekanizması esas alınarak belirlenmelidir.

İkincisi:

Eğitim-Bir-Sen camiasın rahatsız olduğu/olabileceği hukuksuzluk ya da ahlâksızlıkların sonlandırılabilmesi adına işlevsel bir "Yüksek Disiplin Kurulu" oluşturulmalıdır.

Bir başka ifadeyle disiplin ve denetleme, pratikte genel başkan ve şube başkanlarından bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Devletin iş kapısı olarak algılanmasının, iktidarın bir nimet olarak değerlendirdirilmesinin ortaya çıkarttığı problemler Osmanlı'nın son döneminden itibaren süregelen köklü problemlerimizdendir.

Ak Parti iktidarı, son dönemlerde yoğunlaşan tepkiler nedeniyle, neredeyse tüm iktidarların karşılaştığı söz konusu kirliliği üzeri kapalı da olsa kabul etmiş, "metal yorgunluğu" söylemi üzerinden çözüm arayışlarına odaklanmıştır.

Benzer problemlerle boğuşan Eğitim-Bir-Sen yönetiminin ise bu anlamda bir adım attığına henüz şahit olamadık.

Problemler hayatın gerçeklerinden olup, çözüme odaklanan yaklaşım tarzımız ve çözme yöntemimiz geleceğinizi belirleyecektir.

Merhum M. Akif İnan ve arkadaşları tarafından İslâm'ın temel değerleriyle yoğrulan bir anlayışla kurulan ve pek çok fedakâr üyesinin emekleriyle büyütülerek bu günlere gelen Eğitim-Bir-Sen’in ciddi bir muhasebeye ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz.

Eğitim-Bir-Sen 6. Olağan Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını dileriz.

Yol odur ki doğru vara

Göz odur ki Hakk’ı göre...