ajanskamu @ gmail.com

Stefan Zweig, Freud biyografisinde Sigmund Freud’dan bahsederken şöyle der :

“Sigmund Freud, insanlığın daha da aydınlanmasını sağlamıştır. Şuna dikkat çekmek isterim; daha mutlu olmaktan değil daha da aydınlanmaktan bahsediyorum. Freud bir neslin dünya görüşünü derinleştirmiştir... Güzelleştirmiştir demiyorum, derinleştirmiştir diyorum. Çünkü radikal değişimler insanları asla mutlu etmez, yalnızca bir sonuca ulaştırır. Keza insanlığın ebediyen var olacak çocuk yüreğini daha da yeni sakinleştirici düşler eşliğinde beşiğinde sallamak, bilimin görevleri arasında sayılmıyor zaten. Freud insana, onu teselli etme uğruna miskin dünyasına açılan bir kapı sunmamıştır.”

Eğitimin tarihsel arka planını, nahoş görüntüsünü var eden dinamiklerini ve irrasyonel pratiklerini görmek, kavramak ve onları konuşmak belki bizi daha mutlu kılmayacak ancak görüş alanımızı netleştirecek, derinleştirecek...

Serotinin arttırıcı eğitim uzmanları

Sanırım düşünmek akışkan modern dünyamızın sakinlerince kabul görmüyor. Eğitim alanımız denilen çorak arazide bununla daha sık karşılaşıyoruz. Tercih edilen derinlikli bir kavrayışa ulaşmaktan ziyade kişisel gelişim gruplarının önünde diz kırıp aile, okul hayatında; hemen, şimdi, anında bir mutluluk formülünün peşine takılmak oluyor.

Pazar kurulmuş bile! Müşterisi de hazır olunca piyasa talebi geri çevirmeyip arz eden uzmanlarını çıkarmakta gecikmiyor.

Eğitim meselesini “kişisel gelişim” gibi türedi bir alana çekip anne-baba olarak değil müşteri olarak muhatap alınan insanların damarlarına yoğun antideprasan ve sakinleştirici türünde  önermeleri zerk edecek şarlatanlar için gün doğuyor.

Çocuğunuzu zapt etmenin 56 yolu!

Anne babalığın 45 altın kuralı!

Hadi bunlar çok ucuz, geçelim!

Akademiden gelen ve gerçeğin çölünün bu talepkâr kitlenin zihninde renksiz kalacağını varsayan ya da çölde su dünyası tanıtımının daha renkli olacağını düşünen kişiler de sahnede yerlerini almakta gecikmiyorlar. Onbinlerce takipçileri olan kişiler bunlar!

Onlar, kişisel gelişimcilere göre daha rafine kavramlar eşliğinde geliyorlar: Akıllı tahta, öğrenen okul, strateji belgesi, STEM, kodlama, robotik, Finlandiya modeli, altın nesil, öncü nesil....

Daha önce de nakletmiştim. Adorno, “Bir Alman, söylediği yalana inanma zorunluluğu duyan kişidir” diyordu. Gerçeği bir yerinden kırpıp onu masaya sürüp“O halde ...” diye çözüm olarak ileri sürdüğü aparat ile gerçeğin çölünü maskeleyecek bir vahayı resmetmek... Bu, eğitim üzerine konuşanların kötü bir alışkanlığı haline gelmediyse eğer muhtemeldir ki söyledikleri yalana inanma zorunluluğundan ileri geliyor. İşte, eğitim uzmanı sıfatıyla topluma konuşanların Almanlığına dair ciddi şüphelerim hep bu tanıklığıma dayanıyor.

Eğitim dünyamızda Morpheus açığı

Adorno’dan mülhem Almanlarla ilgisini keşfettiğim eğitim uzmanlarımızınMatrix’teki ajanlar olabileceklerine dair de ciddi şüphelerim var! Matrix’i bize gerçeklik olarak pazarlıyorlar.

Bir Morpheus çıkıp gelse Neo gibi bizi karşısına alıp konuşsa:

Morpheus : Neden burada olduğunu anlatayım. Bir şey bildiğin için buradasın. Bildiğini açıklayamıyorsun ama hissediyorsun. Hayatın boyunca hissettin. Dünyada ters giden bir şeyler var. Ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. Beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. Seni bana getiren şey bu duyguydu. Neden söz ettiğimi biliyor musun?

Neo : Matrix mi?

Morpheus : Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda. Şu anda bile, bu odada. Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken. Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

Neo : Ne gerçeği?

Morpheus : Bir köle olduğun gerçeği Neo. Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun. Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin. Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki Matrix'in ne olduğu kimseye anlatılamaz. Bunu kendin görmek zorundasın. Bu senin son şansın. Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.

Mavi hapı alırsan, bu hikâye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

Unutma..

Sana vadettiğim tek şey gerçek, fazlası değil...

 

Daldığımız düşlerde sarhoş olup yatağımızda uyanmak mı istiyoruz yoksa tavşan deliğinin gittiği yerleri mi görmek istiyoruz?

Eğitim meselesinde asıl sorulması gerek soru bu!

Kayıtlara geçsin lütfen!

Çakma Morpheus’lar bize habire mavi hapı içirip kırmızı haptan hiç söz etmiyorlar!