1ilhamifindik @ gmail.com

Dünya değişiyor, bizde 1980’li yıllardan bu yana dünyaya açıldık ve hızla değişiyoruz. Bu değişimin en canlı hissedildiği yerler okullar oluyor. Okullar hem dinamik hem de kaotik bir yapıya sahiptir. Her an her şey olabilir. Okul aynı zamanda toplumun hücresi sayılır. Toplumda olan bitenlerin yansıması okul koridorlarına ve bahçeye yansır. Ormanların kralı nasılsa aslansa okulunda sahibi öğretmenlerdir. Öğretmenler ülkemizin geleceğini okullarda inşa ederler. Bu süreçte diğer tüm faktörler eğitimcinin işini kolaylaştırmalı ve azami derecede destek olunmalıdır. Kısacası öğretmen lokomotif olmalı, öğrenci en güzel şekilde geleceğe hazırlanmalıdır.

            Son 40 yılda çekirdek aile modeline geçildi. Bunun sonucu ya bir ya da iki çocuklu ailelerin sayısı nüfusun çoğunluğu haline geldi. Annelerinde iş hayatına atılması çocukların bakıcılara ya da kreşlere verilmesine yol açtı. Kısacası çocuklar şimdilerde anne sıcaklığından uzakta başka vicdanlara terkedilerek büyütülüyor. Ailenin tüm çabası çocuğuna imkânlar sunmak ve hazırlamak. Sistem gereği en fazla ihtiyaç duyduğunda çocuğuyla birlikte olamayanlar vicdan yapıp birde çocuğun her istediğini karşılama güdüsüyle ebeveynlik yapmaya başlayınca sınır tanımayan, çıt kırıldım, egosu şişkin, kaprisli, laftan sözden anlamayan karakterler oluştu. Bu karakterlerin sayıca çoğunlukta olduğu bir okulda veya sınıfta öğretmenin işinin zorluğunu birde siz düşünün.

            Öğrencilerin okula başlamadan önce gerek psikolojik, gerek biyolojik yapısı aile içinde belli bir noktaya gelir. Temel insani bilgi, beceri ve tutumlar oluşur. Okullar aileden her kademede destek alarak öğrenciyi yeniden yoğurmaya başlarlar. Hamuru düzgün olan ve kıvama gelenler eğitim ve öğretim yönünden azami iyi sonuçlara ulaşırken evden hem eksik hem de yanlışlarla okula gelenler hem sınıf düzenini bozar hem de çalışmaların verimini düşürür. Ancak ailelerin çoğu eksikliğin veya yanlışlığın farkında bile değildir. Hatta zamanında yapılmayan birçok şeyin hesabını okullara, öğretmenlere kesme eğilimi çok fazladır. Toplumdaki her olumsuzluğun altında eğitimcileri sorumlu görme zihniyeti her geçen gün çoğalmaktadır. Toplumun her kesimi tüm görevlerini eksiksiz yerine getirmişte biz eğitimciler günah keçisi olmuş gibiyiz, maalesef.

            Evet; işin başka tarafından baktığımızda bu ülkenin geleceğinin güzel olması için eğitimcilerin daha güzel daha çok çalışmaları elbette gerekiyor. Bunu yapan çok sayıda eğitimcilerimizde var. Fakat son yıllarda eğitimcilerimizin işine müdahale eden çok sayıda veli, bürokrat, siyasetçi ve STK’larda var. Okulda ve sınıftaki uygulamaların müdahaleye açık tutulması zaten azalan güven duygusunu kökten sarsmakta tarafları mutsuz etmektedir. Okuma yazma öğreten birinci sınıf öğretmenine çocuğum neden okuma yazmayı öğrenemedi? Başka öğretmenler şu kadar ödev verirken siz niye az/çok ödev veriyorsunuz soruları işin ustalarını çileden çıkarmaktadır.

            Yasalarımızda ve yönetmeliklerimizde okulu müdür yönetir derken idareci atamalarında müdür yardımcısını bile seçemiyor. Bir kez bu hak verilmişti yönetme meraklısı büyüklerimizin müdahalesi ile bu hakkı çoğumuz kullanamadık. İş sadece bununla kalsa iyi sınıf değişikliği, kayıt, nakil ve okuldaki birçok işe gerek amirlerimiz, gerek vekillerimiz, gerekse büyüklerimiz karışır oldu. Büyük adamların küçük işlerini halletmeye çalışan çalışana. Bu yaklaşım idarecileri iş takipçisine, okulları atı alan Üsküdar’ı geçer anlayışına, sınıfları özel, güzel nitelemelerine yol açtı. Son tahlilde bu durum eğitimde adamı olanın istediğini yaptığı adamı olmayanın kaderine razı olduğu bir sonuca götürdü. Okulları herkesle birlikte yönetme devri başladı. Bu ucuzluğun ardında görevlendirme olgusunun olduğunu da söylemek gerekir. Biz idarecileri peçete gibi gören büyüklerimize duyurulur. Geçin siz 24 Kasım güzellemelerini de itibarımızı geri verin başka bir şey istemiyoruz.(1ilhamifindik@gmail.com)